R.Gazete No: 33124
R.G. Tarihi: 31.12.2025
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI 1
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2024/98
Karar Sayısı: 2025/149
Karar Tarihi: 10/7/2025
İPTAL
DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali
Mahir BAŞARIR ile birlikte 125 milletvekili
(E.2024/98)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/157)
DAVANIN VE İTİRAZIN KONUSU: 2/3/2024
tarihli ve 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun'un;
A. 4. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "...220 nci maddesinin altıncı..."
ibaresinin "...314 üncü maddesinin
üçüncü..." şeklinde değiştirilmesinin,
B. 10. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun
220. maddesinin değiştirilen (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin,
C. 11. maddesiyle 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesine eklenen (3) numaralı
fıkranın birinci cümlesinin,
Ç. 13. maddesiyle 4/12/2004 tarihli
ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 142. maddesinin (2) numaralı
fıkrasına eklenen ikinci cümlenin,
D. 15. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin değiştirilen;
1. (5) numaralı fıkrasının;
a. Birinci cümlesinin,
b. Üçüncü cümlesinde yer alan "...müsadereye
ilişkin hükümler hariç,..." ibaresinin,
2. (11) numaralı fıkrasının;
a. Üçüncü cümlesinde yer alan "...itiraz
edilebilir." ibaresinin,
b. Dördüncü cümlesinin,
E. 16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 247. maddesinin yeniden düzenlenen
(3) numaralı fıkrasının,
F. 24. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun
Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'un 2. maddesine eklenen
(3) numaralı fıkranın (a) ve (b) bentlerinin,
G. 33. maddesiyle 24/3/2016 tarihli
ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinin
değiştirilen (3) numaralı fıkrasının (e) ve (g) bentlerinin,
Ğ. 34. maddesiyle 6698 sayılı Kanun'un
değiştirilen 9. maddesinin (9) numaralı fıkrasının,
H. 35. maddesiyle 6698 sayılı Kanun'un 18.
maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinde yer alan "...50.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk
lirasına..." ibaresinin,
Anayasa'nın Başlangıç kısmı
ile 2., 5., 6., 7., 10., 12., 13., 17., 19., 20., 35., 36., 38., 40., 90., 123. ve 153. maddelerine aykırılığı
ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin
durdurulmasına karar
verilmesi talebidir.
I.
İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun'un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 4. maddesiyle
3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinin değiştirilen beşinci fıkrası şöyledir:
"(Ek
fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına;
a) İkinci fıkrada tanımlanan suçu,
b) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu,
c) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna
aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu,
işleyenler hakkında, 5237 sayılı Kanunun 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan suçtan
dolayı ayrıca ceza verilmez."
2. 10. maddesiyle 5237 sayılı
Kanun'un (6) numaralı fıkrası değiştirilen 220. maddesi şöyledir:
"Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Madde
220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya
yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç
bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, dört yıldan sekiz
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye
sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2)
Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, iki yıldan dört yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3)
Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte
birinden yarısına kadar artırılır.
(4)
Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan
dolayı da cezaya hükmolunur.
(5)
Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan
dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.
(6)
(Değişik:2/3/2024-7499/10 md.) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına
suç işleyen kişi, ayrıca iki yıl altı aydan altı yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu
fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.
(7) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüt
içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve
isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt
üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine
kadar indirilebilir.
(8)
Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya
övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını
yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun
basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında
artırılır."
3. 11. maddesiyle 5237 sayılı
Kanun'un (3) numaralı fıkranın eklendiği 314. maddesi şöyledir:
"Silâhlı
örgüt
Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve
beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran
veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte
üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) (Ek:2/3/2024-7499/11 md.) Örgüte
üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca beş yıldan on yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İşlenen suçun niteliğine
göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
(4) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır."
4. 13. maddesiyle 5271 sayılı
Kanun'un cümlelerin eklendiği 142. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(2)
İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır
ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir
ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.
(Ek cümleler:2/3/2024-7499/13 md.) Ancak,
141 inci maddenin birinci fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki
istemler bakımından 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun
Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
Bu fıkra uyarınca 6384 sayılı Kanun kapsamında olmasına rağmen ağır ceza
mahkemesine yapılan istemler, Komisyona gönderilir. Ağır ceza mahkemesinin
görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise ağır ceza
mahkemesi görev alanına girmeyen istemleri ayırmak suretiyle Komisyona
gönderir. Bu hâllerde ağır ceza mahkemesine yapılan istem tarihi esas alınır."
5. 15. maddesiyle 5271 sayılı
Kanun'un 231. maddesinin değiştirilen;
a. (5)
numaralı fıkrası şöyledir:
"(5)
(Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan
ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece,
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya
ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç,
kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder."
b.
(11) numaralı fıkrası şöyledir:
"(11)
(Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim süresi
içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin
yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme,
kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz
edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının
ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir
mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan
hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki
koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir."
6. 16. maddesiyle 5271 sayılı
Kanun'un 247. maddesinin yeniden düzenlenen (3) numaralı fıkrası şöyledir:
"(3)
(İptal fıkra: Anayasa Mahkemesinin 22/3/2023 Tarihli ve E: 2022/145, K: 2023/59
Sayılı Kararı ile.) (Yeniden Düzenleme:2/3/2024-7499/16 md.) Kaçak sanık hakkında kovuşturma
yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu yapılmamış ise, mahkûmiyet ve ceza
verilmesine yer olmadığı kararı verilemez."
7. 24. maddesiyle 6384 sayılı
Kanun'un (3) numaralı fıkranın ve ibarenin eklendiği 2. maddesi şöyledir:
"Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Kanun;
a) Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel
hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede
sonuçlandırılmadığı,
b) Mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç
icra edilmediği,
iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruları
kapsar.
(2) Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan
haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları
doğrultusunda Ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate
alınmak suretiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurulara
ilişkin (…) diğer ihlal alanları bakımından da Cumhurbaşkanı kararıyla bu Kanun
hükümleri uygulanabilir.
(3) (Ek:2/3/2024-7499/24 md.) Bu Kanun;
a) Ceza hukuku kapsamındaki
soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki
yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla manevi tazminat,
b) 4/12/2004 tarihli ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 142 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
koruma tedbirleri nedeniyle oluşan maddi ve manevi her türlü zararın tazmini,
istemiyle Komisyona yapılan müracaatları da kapsar.
(4) İdari nitelikteki
soruşturmalardan kaynaklanan başvurular hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz."
8. 33. maddesiyle 6698 sayılı
Kanun'un (2) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılan ve (3) numaralı fıkrası
değiştirilen 6. maddesi şöyledir:
"Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları
MADDE 6- (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi
inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya
da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik
tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli
kişisel veridir.
(2) (Mülga:2/3/2024-7499/33 md.)
(3) (Değişik:2/3/2024-7499/33 md.) Özel
nitelikli kişisel verilerin işlenmesi yasaktır. Ancak bu verilerin işlenmesi;
a) İlgili kişinin açık rızasının olması,
b) Kanunlarda açıkça öngörülmesi,
c) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak
durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin
ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu
olması,
ç) İlgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere
ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması,
d) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için
zorunlu olması,
e) Sır saklama
yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlarca, kamu
sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım
hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve
finansmanı amacıyla gerekli olması,
f) İstihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik,
sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanlarındaki hukuki yükümlülüklerin yerine
getirilmesi için zorunlu olması,
g) Siyasi,
felsefi, dini veya sendikal amaçlarla kurulan vakıf, dernek ve diğer kâr amacı
gütmeyen kuruluş ya da oluşumların, tâbi oldukları mevzuata ve amaçlarına uygun
olmak, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak ve üçüncü kişilere açıklanmamak
kaydıyla; mevcut veya eski üyelerine ve mensuplarına veyahut bu kuruluş ve
oluşumlarla düzenli olarak temasta olan kişilere yönelik olması,
halinde mümkündür.
(4) Özel nitelikli
kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli
önlemlerin alınması şarttır."
9. 34.
maddesiyle 6698 sayılı Kanun'un değiştirilen 9. maddesinin (9) numaralı fıkrası
şöyledir:
"(9) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme
hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye'nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi
bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun
görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir."
10. 35. maddesiyle 6698 sayılı Kanun'un (2) numaralı fıkrası
değiştirilen, (3) numaralı fıkranın ve (d) bendinin eklendiği 18. maddesi
şöyledir:
"Kabahatler
MADDE 18- (1) Bu Kanunun;
a) 10 uncu maddesinde öngörülen aydınlatma yükümlülüğünü
yerine getirmeyenler hakkında 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına
kadar,
b) 12 nci maddesinde öngörülen veri güvenliğine ilişkin
yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000
Türk lirasına kadar,
c) 15 inci maddesi uyarınca Kurul tarafından verilen
kararları yerine getirmeyenler hakkında 25.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk
lirasına kadar,
ç) 16 ncı maddesinde öngörülen Veri Sorumluları Siciline
kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk
lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
d) (Ek:2/3/2024-7499/35
md.) 9 uncu maddenin beşinci fıkrasında öngörülen bildirim yükümlülüğünü
yerine getirmeyenler hakkında 50.000
Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
idari para cezası verilir.
(2) (Değişik:2/3/2024-7499/35 md.) Birinci
fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde öngörülen idari para cezaları veri
sorumlusu, (d) bendinde öngörülen idari para cezası veri sorumlusu veya veri
işleyen gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanır.
(3) (Ek:2/3/2024-7499/35 md.) Kurulca
verilen idari para cezalarına karşı, idare mahkemelerinde dava açılabilir.
(4) Birinci
fıkrada sayılan eylemlerin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları bünyesinde işlenmesi hâlinde, Kurulun yapacağı
bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan memurlar ve
diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında
görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu
Kurula bildirilir."
II. İLK İNCELEME
A. E.2024/98 Sayılı Dava Yönünden
1. Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM,
Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR,
Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR'ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde
yapılan ilk
inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü
durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
B. E.2025/157
Sayılı Başvuru Yönünden
2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca
Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ,
Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan
FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın
katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle
uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
3. Anayasa'nın 152. ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun'un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava
sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin
iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler
uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde
yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali
talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural
ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikteki kurallardır.
4. İtiraz yoluna
başvuran Mahkeme 5237 sayılı Kanun'un 86.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının, anılan fıkrada 4/6/2025 tarihli ve 7550
sayılı Kanun'un 9. maddesiyle yapılan ibare değişikliği öncesinde yer alan "…bir yıldan…" ibaresinin, 5271 sayılı
Kanun'un 35. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ve 231. maddesinin 2/3/2024
tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değiştirilen (5) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin iptallerini talep etmiştir.
5. 5237 sayılı Kanun'un 86. maddesinin itiraz konusu (1)
numaralı fıkrasında kasten başkasının
vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden
olan kişinin bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı
hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada 7550 sayılı Kanun'la yapılan ibare değişikliği
öncesinde söz konusu suçun alt sınırı bir yıl iken anılan ibare değişikliğiyle
bir yıl altı aya çıkarılmıştır.
6. Bakılmakta olan dava sanığın kasten yaralama, kişiyi
hürriyetinden yoksun kılma ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması
talebine ilişkindir. Davaya konu kasten yaralama suçunun tarihinin 5237 sayılı
Kanun'un 86. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 7550 sayılı Kanun'la yapılan
ibare değişikliği öncesine ilişkin olduğu ve anılan fıkranın söz konusu ibare
değişikliği öncesi hâlinin sanık lehine olduğu gözetildiğinde fıkrada yer alan
"…bir yıl altı aydan…" ibaresinin
bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
7. Öte yandan 5271 sayılı Kanun'un 35. maddesinin itiraz
konusu (2) numaralı fıkrasında koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç olmak
üzere aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararlarının,
hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunacağı öngörülmüştür.
8. Bakılmakta olan davada sanık hakkında daha önce
verilmiş olan tutukluluk kararının kaldırılmasına ve adli kontrol hükümlerinin
uygulanmasına, kovuşturma aşamasında yargılamanın taraflarının tümünün
katıldığı duruşmada karar verildiği gözetildiğinde aleyhine kanun yoluna
başvurulabilecek nitelikteki kararların hazır bulunamayan ilgilisine tebliği
ile bu hükmün istisnasını düzenleyen itiraz konusu kuralın bakılmakta olan
davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
9. Açıklanan nedenlerle;
A. 26/9/2004
tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesinin;
1. (1) numaralı
fıkrasında yer alan "…bir yıl altı aydan…"
ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada
uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. (1) numaralı
fıkrasının kalan kısmının esasının incelenmesine,
3. (1) numaralı
fıkrasında 4/6/2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle yapılan ibare
değişikliği öncesinde yer alan "…bir
yıldan…" ibaresinin esasının incelenmesine,
B. 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;
1. 35. maddesinin
(2) numaralı fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. 231. maddesinin
2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değiştirilen (5)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinin esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. AYIRMA VE BİRLEŞTİRME KARARLARI
A. E.2024/98 Sayılı Dava Yönünden
10. 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A. 10. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin değiştirilen (6) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin,
B. 11. maddesiyle 5237 sayılı Kanun'un
314. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın birinci cümlesinin,
iptallerine ve yürürlüklerinin
durdurulmasına ilişkin davanın E.2024/98 sayılı davadan ayrılmasına ve
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/81 sayılı dava ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, esas incelemenin E.2024/81 sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine 30/5/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E.2025/157 Sayılı Başvuru Yönünden
11. 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin 2/3/2024
tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değiştirilen (5) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin iptaline ilişkin davanın E.2025/157 sayılı
davadan ayrılmasına ve aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/98 sayılı
dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esas incelemenin E.2024/98 sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine 10/7/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
12. Dava dilekçesi ile başvuru kararı ve ekleri, Raportör
Ahmet
Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, dava ve itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve
ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun'un 4. Maddesiyle 3713 Sayılı Kanun'un 7. Maddesinin Beşinci Fıkrasında Yer
Alan "...220 nci maddesinin altıncı..."
İbaresinin "...314
üncü maddesinin üçüncü..." Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi
13. Dava konusu kuralın atıfta
bulunduğu 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (3) numaralı fıkrası Anayasa
Mahkemesinin 5/11/2024 tarihli ve E.2024/81, K.2024/189 sayılı kararıyla iptal
edilmiştir.
14. Açıklanan nedenle konusu
kalmayan iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek
gerekir.
B. Kanun'un 13. Maddesiyle
5271 Sayılı Kanun'un 142. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasına Eklenen İkinci
Cümlenin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
15. 5271
sayılı Kanun'un 141. maddesinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hususu
düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında suç soruşturması
veya kovuşturması sırasında uygulanan belli koruma tedbirlerine ilişkin olarak
kişilerin uğramış olduğu maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten
isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır.
16. Söz
konusu fıkranın (e), (f) ve (l) bentlerine göre kanuna uygun olarak
yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına
veya beraatine karar verilen kişiler ile mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta
geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için
kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu
cezayla cezalandırılan kişiler ve konutunu terk etmemek veya uyuşturucu,
uyarıcı ya da uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla
hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları
kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra
haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatine karar verilenler bu kapsamda
tazminat talebinde bulunabileceklerdir.
17. Maddenin (2) numaralı
fıkrasında (1) numaralı fıkranın (e), (f) ve (l) bentlerinde belirtilen
kararları veren mercilerin ilgili kişiye tazminat hakkı bulunduğunu bildireceği
ve bu hususun karara geçirileceği düzenlenmiştir.
18. (3) ve (4) numaralı
fıkralarda ise (1) numaralı fıkra dışında kalan hâllerde suç soruşturması veya
kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil ya da diğer sorumluluk
hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar
veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının ancak devlet aleyhine
açılabileceği ve ilgili kişiye tazminat ödenmesi hâlinde görevinin gereklerine
aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet
savcılarına bir yıl içinde rücu edileceği hüküm altına alınmıştır.
19. 142.
maddede tazminat talebinin şartları düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1)
numaralı fıkrasında tazminata konu karar veya hükmün kesinleştiğinin ilgilisine
tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükmün kesinleşme tarihini
izleyen bir yıl içinde tazminat talebinde bulunulabileceği belirtilmiştir. Söz
konusu fıkrada öngörülen sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.
20. Maddenin (2) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde tazminat talebiyle açılacak davalarda yetkili
mahkemenin zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesi olduğu, eğer o yer
ağır ceza mahkemesinin tazminat konusu işlemle ilişkili olması ve aynı yerde
başka bir ağır ceza dairesinin bulunmaması hâlinde en yakın yer ağır ceza
mahkemesince talebin karara bağlanacağı öngörülmüştür. Anılan
fıkranın dava konusu ikinci cümlesine göre 141. maddenin (1) numaralı
fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki talepler bakımından 6384
sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır. Fıkranın üçüncü, dördüncü ve beşinci
cümlelerinde ise anılan Kanun kapsamında olmasına rağmen ağır ceza mahkemesine
yapılan taleplerin Tazminat Komisyonuna (Komisyon) gönderileceği, ağır ceza
mahkemesinin görev alanına giren ve girmeyen taleplerin birlikte yapılmış
olması durumunda ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen talepleri
ayırmak suretiyle Komisyona göndereceği, bu hâllerde ağır ceza mahkemesine
yapılan talep tarihinin esas alınacağı hükme bağlanmıştır.
21. Komisyon
tarafından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e),
(f) ve (l) bentleri kapsamındaki talepler bakımından verilecek kararlara karşı
6384 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca söz konusu
kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Komisyon aracılığıyla
Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilecek, bu itiraz öncelikli
işlerden sayılarak üç ay içinde karara bağlanacaktır. Mahkeme tarafından
Komisyon kararı yerinde görülmezse işin esası hakkında karar verilecektir.
İtiraz üzerine verilen kararlar ise kesin olacaktır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
22. Dava dilekçesinde özetle;
dava konusu kuralla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki talepler bakımından bir
ihtisas mahkemesi ihdas edilmeyerek bu taleplerin idari nitelikteki bir
komisyonun görev alanına bırakılmasının kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının
ihlalinden kaynaklanan zararların makul sürede ve tam olarak karşılanamamasına
yol açacağı, kural uyarınca kişilerin mahkemeler önünde söz konusu taleplerini
adil yargılanma hakkının tüm güvenceleri sağlanarak etkili biçimde ileri
sürmelerinin mümkün olamayacağı, yine kuralda Komisyonca tazminat talebinin
makul süre içinde neticelendirileceği, hakkaniyete uygun şekilde tazminat
miktarının belirleneceği, kararlaştırılan tazminatın makul bir sürede ödeneceği
ve Komisyona başvuru sürecinde mağdura ağır bir külfetin yüklenmeyeceği
hususlarında da güvenceye yer verilmediği, bu durumun mülkiyet hakkının
ihlaline yol açtığı, ayrıca kuralın anılan hakların ve özgürlüklerin özüne
demokratik bir hukuk devletinde olmayacak şekilde müdahale edilmesine imkân
tanıdığı, bu durumun milletlerarası antlaşmalarla da bağdaşmadığı belirtilerek
kuralın Anayasa'nın 13., 19., 35., 36., 40. ve 90. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
23.
Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve
güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci ve
üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin
özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.
Anılan maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında
yakalama veya tutuklama sebepleri ile iddiaların bildirilmesi, yakalanan
kişinin hâkim önüne çıkarılma süresi, yakalama veya tutuklamanın yakınlara
bildirilmesi, tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve soruşturma veya
kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakkı, özgürlükten yoksun
bırakılmaya karşı yargı merciine başvurma güvencelerine yer verilmiştir.
24. Anayasa'nın
söz konusu maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu esaslar dışında bir işleme
tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların
tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği
belirtilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "…bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan
kişiler…" ibaresi ile maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen
güvencelere aykırı işleme tabi tutulmanın kişiye tazminat hakkı sağlayacağı
anlaşılmaktadır. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen
durumlara aykırı şekilde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına müdahalede
bulunulması ya da söz konusu hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin
dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden
yararlandırılmaması hâlinde uğranılan zararlar devlet tarafından
karşılanacaktır.
25. Kanun koyucu 5271 sayılı Kanun'un
141. maddesinde kişinin beraat etmesi, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verilmesi ya da mahkûm olmasına karşın gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği
sürelerin hükümlülük süresinden fazla olması veya işlediği suç için yalnızca
adli para cezası öngörüldüğü hâllerde zorunlu olarak bu cezayla
cezalandırılması durumlarında da tazminat ödenmesini düzenlemiştir. Anılan
maddede düzenlenen tazminat hâllerinin kişi özgürlüğü
ve güvenliği hakkına yönelik bir güvence olduğu açıktır. Dolayısıyla kişi
özgürlüğü ve güvenliği hakkının kuralda yer alan söz konusu bentlerden kaynaklı
tazminat taleplerinde de uygulanabilir olduğu anlaşılmaktadır.
26. Bu çerçevede kişi özgürlüğü ve güvenliği
hakkına yönelik ihlal iddialarına karşı kuralda öngörülen Komisyona başvuru
yolunun erişilebilirlik, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama
kapasitesi yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekir.
27. Maddenin (1) numaralı fıkrasının (e) ve (l) bentlerine göre
tazminata hükmedilebilmesi için kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına
veya beraat yönünde karar verilmesi yeterlidir. Söz konusu fıkranın (f) bendine
göre ise kişinin mahkûm olduğu süreden fazla gözaltında veya tutuklulukta
kalması ya da yalnızca para cezası öngörülen bir suçtan cezalandırılmasına
karşın bu suç sebebiyle gözaltında veya tutuklulukta kalması tazminat kararı
verilmesi için yeterli görülmüştür. Başka bir ifadeyle anılan bentlere göre
açılan tazminat davalarında, kişi hakkında uygulanan koruma tedbirlerinin
sonucu itibarıyla hukuka aykırı veya haksız olduğu Kanun tarafından kabul
edilmektedir (Kanun'un 141. maddesinin (e) bendine ilişkin değerlendirmeler
için ayrıca bkz. Gülseren Çıtak [GK],
B. No: 2020/1554, 27/4/2023, §§ 36-39).
28. Bu itibarla kural uyarınca tazminat
talebini değerlendirecek olan Komisyonun, koruma tedbirlerinin ve dolayısıyla
yargı merciinin kararının hukuka uygunluğu yönünden herhangi bir değerlendirme
yapmayacağı, yalnızca kanunda belirtilen ve ilgili yargı mercii tarafından da
tespit edilen hukuki duruma göre tazminat miktarını belirleyeceği
anlaşılmaktadır. Nitekim maddenin (2) numaralı fıkrasında dava konusu kuralda
yer alan hâllerde kişilerin tazminat hakkının bulunduğunun tazminata konu
işlemi yapan ve karar veren yargısal merciler tarafından ilgilisine
bildirileceği, bu hususun kararda da belirtileceği hüküm altına alınmıştır.
29. 6384 sayılı Kanun'un 5/B maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca
Komisyona, tazminat talebine konu karar veya hükmün ilgilisine tebliğinden
itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükmün kesinleşme tarihini izleyen bir
yıl içinde başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Söz konusu maddenin (4) numaralı
fıkrasında bu madde uyarınca yapılacak başvurular hakkında 5. maddenin (4), (5)
ve (6) numaralı fıkraları ile 5/A maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının
uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre başvurunun Cumhuriyet
başsavcılıkları aracılığıyla veya elektronik ortamda yapılması mümkündür.
30. Yine başvuruya ilişkin olarak düzenlenecek kâğıtlar damga
vergisinden, yapılacak işlemlerse harçtan muaftır. Başvuruda bulunacak kişinin
dilekçesinde yer alması gereken hususlar ile eksiklik hâlinde bunun
giderilmesinin usulü de anılan Kanun'un 5/A maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarında
açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla söz konusu düzenlemeler uyarınca Komisyona yapılacak başvurunun kişileri mali külfet altına
sokmaması ve kişilere makul bir süre içinde doğrudan başvuru yapabilmeleri için
gerekli imkânların tanındığı gözetildiğinde Komisyonun tazminat başvuruları
açısından ulaşılabilir nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır (makul sürede
yargılanma hakkına ilişkin benzer nitelikteki değerlendirmeler için bkz. Ferat
Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §
27).
31. Komisyonun kural uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle oluşan maddi
ve manevi her türlü zararın tazmini taleplerini incelemeye yetkili olduğu,
kural kapsamındaki taleplerin değerlendirilmesinde 5271 sayılı Kanun'un 141.,
143. ve 144. maddelerini uygulayacağı anlaşılmaktadır. 6384 sayılı Kanun'un 4.
maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca ihtiyaç duyulan tüm bilgi ve
belgelerin kamu kurum ve kuruluşları ile
yargı mercilerince geciktirilmeksizin
Komisyona gönderileceği, tazminat talebinde bulunanların Komisyona bilgi/belge
sunmasına da bir engel bulunmadığı açıktır.
32. Yine anılan maddenin (6) numaralı fıkrasına göre talebin ve ispat
belgelerinin değerlendirilmesinde ve verilecek tazminat miktarının
belirlenmesinde Komisyon, gerekli gördüğü araştırmaları yapmaya veya üyelerden
birine yaptırmaya ya da Cumhuriyet başsavcılıklarından bilirkişi incelemesi
yapılmasını talep etmeye yetkilidir.
33. Komisyon; kural uyarınca kendisine yapılan
başvurularda anılan Kanun'un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Anayasa
Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek
suretiyle talep konusunda gerekçeli olarak karar vermek ve Kanun'daki şartların
oluştuğu durumlarda anılan emsal kararlardaki ilkelere uygun şekilde tazminata
hükmetmek zorundadır.
34. Kanun'un 4. maddesinde Komisyonun yapısı ve çalışma usulü
düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Komisyonun Adalet
Bakanlığının (Bakanlık) merkez teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarında
çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanı tarafından atanacak dokuz
kişiden oluşacağı belirtilmiştir. Bu yönüyle Komisyonun
yapısının Kanun'la güvence altına alındığı anlaşılmaktadır.
35. 7. maddenin (4) numaralı fıkrasında Komisyon kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Komisyon
aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebileceği
düzenlenmiştir. Dolayısıyla Komisyon
kararlarının yargı denetimine açık olması, haksız koruma tedbirleriyle ilgili
ihlal iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinin sağlandığı bir
yargılama sürecinde değerlendirilmesine imkân tanımaktadır.
36. Diğer yandan anılan fıkrada Komisyonun kararlarına karşı itiraz
kanun yoluna başvurulması hâlinde, itirazın öncelikli işlerden sayılarak üç ay
içinde karara bağlanacağı, itiraz incelemesini yapan mahkeme tarafından
Komisyon kararının yerinde görülmemesi hâlinde mahkemenin işin esası hakkında
karar vereceği, itiraz üzerine verilen kararların ise kesin olduğu; (5)
numaralı fıkrada ödenmesine karar verilen
tazminatın kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde Bakanlık tarafından
ödeneceği, ödemeye ilişkin tanzim
edilecek kâğıtların damga vergisinden, yapılacak işlemlerin harçtan muaf olduğu
düzenlenmiştir.
37. Dolayısıyla kural uyarınca Komisyonun
yapısı, çalışma usulü, Komisyona yapılacak başvuruların esasının
değerlendirilmesi hususunda Komisyona tanınan yetki, Komisyonun vereceği
kararın niteliği ve bu kararlara karşı yargısal denetimin varlığı dikkate alındığında
kuralda düzenlenen idari başvuru yolunun makul bir başarı şansı sunma ve
yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olmadığı söylenemez.
38. Bu itibarla 5271 sayılı Kanun'un
141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki taleplerin Komisyon tarafından karara
bağlanacağının öngörülmesi devletin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik
müdahalelere karşı etkili giderim
mekanizması sağlama yükümlülüğüyle çelişmemektedir.
39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 19. maddesine aykırı
değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 35., 36.
ve 40. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda
belirtilen hususların Anayasa'nın 19. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 35., 36. ve 40. maddeleri
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın 13. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
C. Kanun'un 15. Maddesiyle
5271 Sayılı Kanun'un 231. Maddesinin Değiştirilen (5) Numaralı Fıkrasının
Birinci Cümlesinin, Üçüncü Cümlesinde Yer Alan "...müsadereye ilişkin hükümler
hariç,..." İbaresinin, (11) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan "...itiraz
edilebilir." İbaresinin ve
Dördüncü Cümlesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
40. 5271 sayılı Kanun'un 231.
maddesinde hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)
düzenlenmiştir. HAGB, ceza yargılaması sonucunda verilecek mahkûmiyet hükmünün
açıklanmasının belirli şartlara bağlı olarak ertelenmesini ifade etmektedir.
41. Anılan maddenin (5)
numaralı fıkrasının dava ve itiraz konusu kuralı oluşturan birinci cümlesinde sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda
hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası
olması hâlinde mahkemece HAGB'ye karar verilebileceği belirtilmiştir. Anılan
hüküm uyarınca
HAGB'ye karar verilebilmesi için öncelikle kovuşturmaya ilişkin yargılama
usulünün uygulanarak iddia, savunma ve delillerin değerlendirilmesinden sonra,
isnat edilen eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin, eylemin suç teşkil
ettiğinin ve bu suça göre hükmedilecek cezanın da iki yıl veya daha az süreli
hapis veya adli para cezası olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Başka bir
deyişle yalnızca sanığın suçu işlediğinin sabit görülmesi hâlinde HAGB
kurumunun uygulanma imkânı bulunmaktadır. Anılan fıkranın ikinci cümlesi
uyarınca uzlaşmaya ilişkin hükümlerin saklı tutulması suretiyle HAGB öncesinde
uzlaştırma kurumunun uygulanması öngörülmüştür.
42. Fıkranın üçüncü cümlesinde
HAGB kararı verildiği durumlarda, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan
mahkûmiyet hükmünün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağı
düzenlenmiştir. Söz konusu cümlede yer alan "...müsadereye ilişkin hükümler hariç,..." ibaresi dava konusu bir
diğer kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla HAGB kararı verilen yargılamalarda
kararın kesinleşmesiyle birlikte müsadere kararı infaz edilecek ve müsadereye
konu eşya, maddi menfaat veya ekonomik kazancın mülkiyeti kamuya geçirilecektir.
Anılan istisna dışında hüküm, HAGB kurumunun uygulanmasının kendiliğinden
doğurduğu hukuki sonuçlar haricinde sanık hakkında başkaca bir hukuki sonuç
doğurmayacaktır.
43. Maddenin (6) numaralı
fıkrasında HAGB'ye karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı suçtan
mahkûm olmaması ve suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın
aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
şeklinde objektif şartlar ile sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum
ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması şeklinde subjektif şart öngörülmüştür. (7) numaralı fıkraya
göre ise HAGB'ye karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası
ertelenemeyecek ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara
çevrilemeyecektir.
44. (8) numaralı fıkranın
birinci cümlesinde HAGB'den sonra sanığın beş yıl süreyle denetim süresine tabi
tutulacağı düzenlenmiştir. Anılan fıkranın ikinci cümlesi uyarınca denetim
süresi içinde kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha HAGB kararı
verilemeyecektir. Fıkranın üçüncü cümlesine göre denetim süresi içinde bir
yıldan fazla olmamak üzere yargılamayı yapan mahkemenin belirleyeceği süreyle
sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; bir meslek veya sanat sahibi
olmaması hâlinde meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim
programına devam etmesine, bir meslek veya sanat sahibi olması durumunda bir
kamu kurumunda ya da özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir
başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, belli yerlere
gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü
kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar
verilebilir. Dördüncü cümlede ise denetim süresi içinde dava zamanaşımının
duracağı hükme bağlanmıştır.
45. (9) numaralı fıkraya göre
mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme
veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşulu sanık tarafından derhâl yerine
getirilemediği takdirde sanık hakkında zararın denetim süresince aylık
taksitler hâlinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi şartıyla da HAGB'ye
karar verilebilecektir.
46. (10) numaralı fıkra
uyarınca denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli
serbestlik tedbirlerine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde,
açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecektir.
47. (11) numaralı fıkranın
birinci cümlesi uyarınca sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç
işlemesi veya yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde ise mahkemece
açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde
kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanık hakkında cezanın
yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının
varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek
yaptırımlara çevrilmesine karar verilerek yeni bir mahkûmiyet hükmünün
kurulabileceği belirtilmiştir. Fıkranın üçüncü cümlesinde, açıklanan veya yeni
kurulan hükme itiraz edilebileceği öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan "...itiraz edilebilir." ibaresi dava
konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. Dava konusu dördüncü cümlede ise itiraz
merciinin ancak bu fıkradaki şartlarla sınırlı olarak bir değerlendirme
yapabileceği düzenlenmiştir.
48. (12) numaralı fıkranın
birinci cümlesinde anılan Kanun'un 272. maddesinin (3) numaralı fıkrasında
istinaf yoluna başvurulamayacağı belirtilen durumlar dışında HAGB kararlarına
karşı istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Başka bir ifadeyle hapis
cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere sonuç olarak
belirlenen on beş bin Türk lirası dâhil, bu miktara kadar olan adli para
cezalarına ilişkin HAGB kararları kesin nitelikte olacaktır. Anılan fıkranın
ikinci cümlesi uyarınca bölge adliye mahkemeleri tarafından verilecek kararlar
hakkında 286. maddede düzenlenen temyiz kanun yoluna ilişkin hükümler
uygulanacaktır. Fıkranın üçüncü cümlesinde HAGB kararının ilk derece mahkemesi
sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde,
272. maddenin (3) numaralı fıkrasındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla temyiz
kanun yoluna gidilebileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu fıkranın son
cümlesi uyarınca istinaf ve temyiz kanun yollarında HAGB kararı ve hüküm, usul
ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecektir.
49. (13) numaralı fıkrada HAGB
kararının bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği, bu kayıtların ancak bir
soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya
mahkeme tarafından istenmesi hâlinde anılan maddede belirtilen amaç için
kullanılabileceği öngörülmüştür.
50. (14) numaralı fıkrada da
Anayasa'nın 174. maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan
suçlarla ilgili olarak HAGB'ye karar verilemeyeceği belirtilmiştir.
2. İptal Talebinin ve İtirazın Gerekçesi
51. Dava dilekçesinde ve
başvuru kararında özetle; HAGB kurumunun temel hak ve özgürlüklerin kullanımına
yönelik kamu otoritelerinin sınırlayıcı ve keyfî uygulamalarının önlenmesine yönelik
yeterli güvenceler içermediği, bu durumun anılan kurumun toplumsal barışın
sağlanması şeklindeki amacıyla uyumlu olmadığı, bu yönüyle düzenlemenin kamu
yararı amacına dönük olmadığı, yine devlete kişilerin maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkının kullanımı bakımından yüklenen pozitif
yükümlülüğün aksine kurallarla kişiler hakkında fiilî cezasızlık imkânının
getirildiği, kamu gücü kullanan kimseler bakımından cezanın caydırıcılık
etkisinin ortadan kaldırıldığı, dolayısıyla mağdurlar yönünden doğan zararların
telafi edilemediği, kuralların kişilerin mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama
getirdiği, hükmün denetlenmesini talep etme hakkıyla ve kanun önünde eşitlik
ilkesiyle de bağdaşmadığı, Anayasa Mahkemesi tarafından benzer düzenlemelere
ilişkin olarak verilen iptal kararlarının gereğinin tam olarak karşılanmadan
kuralların ihdas edilmesinin kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal ettiği, bu
durumun milletlerarası antlaşmalarla da bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 10., 13.,
17., 35., 36., 40., 90. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
a. (5) Numaralı
Fıkranın Birinci Cümlesinin İncelenmesi
52. 5271
sayılı Kanun'un HAGB kurumunun düzenlendiği 231. maddesinin (5) numaralı
fıkrasının birinci cümlesi Anayasa Mahkemesinin 1/6/2023 tarihli ve E.2022/120,
K.2023/107 sayılı kararıyla iptal edilmiş, iptal kararının Resmî Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiştir. Söz konusu karar 1/8/2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanmıştır.
53. Anılan kararda HAGB
kurumunun yalnızca sanığın menfaat ve çıkarlarının düşünülerek ihdas
edilmediği, kurumun öngörülmesinde önemli ölçüde toplum menfaati ve kamu
düzeninin korunmasının da amaçlandığı, mukayeseli hukukta da suç ve suçlulukla
mücadele, suç işlenmesinin önlenmesi ve caydırıcılık açısından bu ve buna
benzer kurumlara geniş biçimde yer verildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte
çeşitli bireysel başvuru kararlarına atıfla anılan kurumun cezasızlıkla
bağlantılı olarak yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağıyla ilgili
sorunlara neden olduğu, bunların yanı sıra başta ifade özgürlüğü ile toplantı
ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğe
müdahale teşkil ettiği, kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu
önlemler içermediği ifade edilmiştir (AYM,
E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023, §§ 27, 28).
54. Söz konusu kararda, HAGB
kurumunun işleyişine dair Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce yapılan
değerlendirmeler dikkate alınarak anılan kurumun temel hak ve özgürlüklere
ilişkin anayasal güvencelere uygun olup olmadığı da incelenmiştir. Bu kapsamda
anılan hükümle sanığın
geçerli bir feragat iradesi olmaksızın kanunen tabi olduğu istinaf yoluna
başvurusunun henüz hüküm kurulmadan imkânsız hâle getirilmesinin hükmün
denetlenmesini talep etme hakkı ile mahkemeye erişim hakkını sınırladığı, mahkemece hüküm kurulmasından
önceki bir aşamada açıklanan belirli bir kanun yolundan feragat iradesinin
anayasal geçerlilik koşullarını sağlamadığı, sanığa HAGB'yi kabul edip
etmediğine yönelik görüşünün mahkûmiyet hükmünün ardından sorulmasına yönelik
usule ilişkin bir güvencenin de bulunmaması nedeniyle hükmün kanunilik şartını
taşımadığı gibi sanığa aşırı bir külfet yüklediği ve ölçülü olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023, §§ 32-44).
55. Kararda ayrıca ceza yargılaması sonunda mülkiyetin
kamuya geçirilmesi sonucuna yol açan müsadere kararının mülkiyet hakkına
sınırlama getirdiği, söz konusu kararın mülkiyetin kamu yararına kullanımının
kontrol edilmesi niteliğinde olduğu, müsaderenin HAGB kararı verilmesi
durumunda hangi aşamada infaz edileceğine dair açık bir kanun hükmünün de
bulunmadığı, kural uyarınca HAGB kararı ile birlikte müsadere kararının da
infazının mümkün hâle getirildiği, buna ilişkin olarak kanunda yeterli
güvencelerin sağlanmaması sebebiyle hükmün malikler üzerinde aşırı bir külfete
neden olduğu belirtilmiştir (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023,
§§ 47, 48).
56. Diğer yandan kararda mahkemece verilen HAGB kararının
nitelik itibarıyla ceza hükmü olmayıp kişiyi ceza tehdidi altında bıraktığı,
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da kötü muamele iddiaları yönünden
HAGB kurumunun uygulanmasının sanığın infaz edilebilir bir ceza almaması
sonucunu doğurduğu ve bu kurumun uygulanmasında mağdurun muvafakati ya da
mağdur açısından manevi bir telafinin sağlanmasının da aranmadığı dikkate
alındığında söz konusu geri bırakma kararının mağdur açısından yeterli ve
etkili bir giderim sağlamadığı ifade edilmiştir.
57. Yine kararda Anayasa'nın 17.
maddesine aykırı muamelelerin kamu görevlileri tarafından değil de üçüncü
kişiler tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde devletin pozitif yükümlülükleri
kapsamında daha esnek davranmak mümkün iken failin kamu görevlisi olduğu
durumlarda hukuka aykırı ve son derece ciddi bir fiilin hiçbir şekilde hoş
görülemeyeceğinin gösterilmesi gerektiği, bu anlamda HAGB kurumunun kamu
görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın anılan maddesi bağlamında
işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından
uygulanmayacağına dair yasal düzenlemenin bulunmamasının ve ceza mahkemelerinin
uygulamalarıyla da bu sorunun çözülememesinin Anayasa'nın 17. maddesinin
devlete yüklemiş olduğu usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı belirtilmiştir (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023,
§§ 53-57).
58. Dava konusu kural da HAGB
kurumuna ilişkin düzenleme
içermektedir. Kanun koyucu 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde 7499 sayılı
Kanun'la yapılan değişiklikle birlikte müsadere bakımından farklı bir usul
öngörmüştür. Yine anılan değişiklik sonrasında HAGB'nin uygulanması sanığın
kabulüne bağlı değilse de kuralın da yer aldığı maddenin (12) numaralı
fıkrasında HAGB kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmek
suretiyle esasa ilişkin hukuka aykırılık iddiaları yönünden de kanun yolunda
denetim imkânının getirildiği, bu bağlamda sanığın
kanun yolundan ve adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinden feragat
etmesini gerektirir bir hükme yer verilmediği anlaşılmaktadır.
59. Bununla birlikte iptal kararında belirtildiği şekilde HAGB kurumunun
kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi
bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından
uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hususta yasama organınca Anayasa
Mahkemesinin anılan iptal kararındaki tespitleri gözetilerek bir düzenlenmenin
yapılmadığı, kuralın iptal edilen hükümle kamu
görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi anlamında
işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar yönünden aynı sonuçları
doğuracağı açıktır. Bu itibarla kural Anayasa'nın 17. maddesinin
devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve
mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
60. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 17. maddesine
aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 17. maddesine aykırı görülerek iptal
edildiğinden ayrıca Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 10., 13.,
35., 36., 40., 90. ve 153. maddeleri yönünden
incelenmemiştir.
b. (5) Numaralı
Fıkranın Üçüncü Cümlesinde Yer Alan "...müsadereye ilişkin hükümler hariç,..."
İbaresinin,
(11) Numaralı Fıkranın Üçüncü Cümlesinde Yer Alan "...itiraz edilebilir." İbaresinin ve Anılan Fıkranın Dördüncü
Cümlesinin İncelenmesi
61. 5271 sayılı Kanun'un 231.
maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle anılan
fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan "...müsadereye
ilişkin hükümler hariç,..." ibaresinin, (11) numaralı fıkranın üçüncü
cümlesinde yer alan "...itiraz
edilebilir." ibaresinin ve bu fıkranın dördüncü cümlesinin uygulanma imkânı
kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu ibareler ve cümle 6216
sayılı Kanun'un 43.
maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kurallar
yönünden Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir.
Ç. Kanun'un 16. Maddesiyle
5271 Sayılı Kanun'un 247. Maddesinin Yeniden Düzenlenen (3) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
62. 5271 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (f) bendinde kovuşturma iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün
kesinleşmesine kadar geçen evre olarak tanımlanmıştır. Kovuşturma evresi
ceza muhakemesinin soruşturmadan sonra gelen ikinci ve son aşamasıdır. Kanun
yolları denetiminin de kovuşturma evresi içinde kabul edilmesi nedeniyle
doktrinde bu aşama genişletilmiş kovuşturma evresi olarak da isimlendirilmiştir.
Dar anlamda kovuşturma evresi ise duruşma hazırlığı devresi, duruşma devresi ve
duruşmadan sonuç çıkararak hüküm verme devresi olarak üç aşamadan oluşmaktadır.
Kovuşturma evresinde -tıpkı soruşturma evresinde olduğu gibi- maddi gerçeğe ulaşılabilmesi
için hukuka uygun bütün araçlarla delil toplanması mümkündür. Duruşma
devresinde, ceza muhakemesinin tüm süjelerinin katılımıyla, toplanan delillerle
doğrudan doğruya temasa geçilerek suç isnadının esası hakkında sonuç
çıkarılması amaçlanmaktadır. Tarafların suç isnadı hakkında görüşlerini ortaya
koymaları sonrasında duruşma sona erdirilir ve mahkemece hüküm verilir (AYM,
E.2022/145, K.2023/59, 22/3/2023, §§ 6-7).
63. Anılan Kanun'un 247. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında kaçak, hakkındaki soruşturmanın veya kovuşturmanın sonuçsuz
kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve
bu nedenle Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan
kişi olarak tanımlanmıştır.
64. Dava konusu kuralla kaçak
sanık hakkında kovuşturma yapılabileceği öngörüldüğünden bu kişiler hakkında
iddianamenin kabulü ile başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre
yürütülebilecek, bu evreye ilişkin işlemlerin tamamı kaçaklık kurumuna uygun düştüğü
ölçüde -hüküm verme dâhil- yapılabilecektir. Kurala göre kaçak sanık hakkında
kovuşturma yapılabilecekse de daha önce sorgusu yapılmamış ise bu kişiler
hakkında mahkûmiyete ve ceza verilmesine yer olmadığına dair karar
verilemeyecektir.
65. Kanun'un 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise
ceza yargılaması sonunda verilebilecek hükümler düzenlenmiştir. Anılan fıkra
kapsamında mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına dışında beraat,
güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararlarının
verilmesi mümkündür.
66. Beraat kararı verilebilecek hâller söz konusu
maddenin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre yüklenen fiilin
kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, suçun sanık tarafından işlenmediğinin
sabit olması, yüklenen suç açısından sanığın kast veya taksirinin bulunmaması,
yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda hukuka uygunluk
nedeninin bulunması veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit
olmaması hâllerinde sanık hakkında beraat kararı verilir.
67. Maddenin (6) numaralı fıkrasında da isnat edilen
suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olması hâlinde sanık hakkında sadece
veya mahkûmiyet kararıyla birlikte bir güvenlik tedbirine hükmedileceği
belirtilmiştir. Güvenlik tedbirleri 5237 sayılı Kanun'un 53. ve devamı
maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu Kanun'un 56. maddesinde çocuklara özgü
güvenlik tedbirleri, 57. maddesinde ise akıl hastalarına özgü güvenlik
tedbirleriyle ilgili hükümlere yer verilmiştir.
68. 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin (7) numaralı
fıkrasında aynı fiil nedeniyle aynı sanık hakkında daha önce verilmiş bir
hükmün veya açılmış bir davanın bulunması hâlinde mahkemece davanın reddine
karar verileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin (8) numaralı fıkrasına göre
5237 sayılı Kanun'daki düşme sebepleri ile soruşturma veya kovuşturması şarta
bağlanan hâllerde bu şartın gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde ise
davanın düşmesine karar verilecektir.
69. Dava konusu kural uyarınca sorgusu yapılmadan kaçak
sanık hakkında beraat veya güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi ya da davanın
reddine veya düşmesine karar verilmesi mümkün iken mahkûmiyet ya da ceza
verilmesine yer olmadığı kararı verilebilmesi mümkün değildir.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
70. Dava dilekçesinde özetle;
kaçak sanığın sorgusu yapılmadan hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasına imkân
tanıyan dava konusu kuralın adil yargılanma hakkına orantısız bir sınırlama
getirdiği, kuralda Anayasa Mahkemesi tarafından benzer düzenlemelere ilişkin
olarak verilen iptal kararının gereğinin tam olarak karşılanmamasının kuvvetler
ayrılığı ilkesini ihlal ettiği, bu durumun milletlerarası antlaşmalarla da
bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 6., 13., 36.,
90. ve 153. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
71. 5271 sayılı Kanun'un 247.
maddesinin kaçak sanık hakkında kovuşturma
yapılması ile kovuşturma işlemlerinin istinasının öngörüldüğü (3) numaralı fıkrası Anayasa Mahkemesinin 22/3/2023 tarihli ve
E.2022/145, K.2023/59 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî
Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiştir. Söz konusu karar 10/5/2023 tarihli ve 32186 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanmıştır.
72. Anılan kararda ceza
yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınmasının hukuk devletinin
temel ilkelerinden biri olduğu, bu bağlamda suç
isnadı altında olan bir kimsenin yargılamaya katılma hakkının bulunduğu, duruşmada hazır bulunmanın hem savunma hakkının etkin bir şekilde
kullanılmasına hem de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine
işlerlik kazandıracağı belirtilmiştir. Kararda cezai bir yargılamada belirli
şartlar altında sanığın duruşmada hazır bulunma hakkından feragat edebileceği
ve sanığa adil yargılanma hakkının asgari güvencelerinden yararlanma imkânı
sağlanmak şartıyla sanığın yokluğunda yürütülen kovuşturma işlemlerinin
-mahkûmiyet kararı vermek de dâhil- ilke olarak tek başına adil yargılanma
hakkına aykırılık oluşturmayacağı, bu kapsamda yargılamadan bilerek ve isteyerek kaçan ve kaçak
statüsünde bulunan sanığın yokluğunda yargılama yapılarak sorgusu yapılmadan
hüküm kurulmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir.
73. Bununla birlikte kararda,
objektif bir olgusal temele oturtulmadığı durumlarda yani hakkında kaçaklık
kararı alınan sanığın yargılamadan bilerek ve isteyerek kaçmadığı
anlaşıldığında sadece bu karineye dayanılmasının sanığın duruşmada hazır
bulunma ve savunma hakkından feragat ettiği anlamına gelmeyeceği, yokluğunda
hüküm verilen sanığın yargılamadan sonradan haberdar olduğu durumlarda
hakkındaki suçlamalara ilişkin olarak maddi vakalar açısından ve hukuki açıdan ilk derece mahkemesi veya kanun yolunda yeniden inceleme talebinde
bulunmasının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2022/145, K.2023/59, 22/3/2023, §§
20-25).
74. Söz konusu kararda, hükmün kaçak sanığın yokluğunda
kovuşturma yapılmasına, bu kapsamda mahkûmiyet dışında bir karar verilmesine ve
bu hâllerde sanığın sorgusu yapılmadan davanın yokluğunda bitirilmesine imkân
tanıyarak sanığın duruşmada hazır bulunma ve savunma hakkına sınırlama
getirdiği, kuralın kanunilik şartını taşıdığı ve yersiz gecikmelerin önüne
geçilerek mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaşılması
hâlinde yargılamaların bir an önce sonlandırılması şeklinde meşru bir amacının
bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2022/145, K.2023/59, 22/3/2023, §§
30-33).
75. Ayrıca kararda sanığın sonradan yargılamadan haberdar olduğu durumlarda hakkında hüküm
verilmeden önce duruşmalara katılarak yokluğunda yapılan işlemlerin
tekrarlanmasını sağlamaya yönelik usule ilişkin güvencelerin anılan Kanun'da
düzenlendiği, buna karşılık hakkında ceza verilmesine yer olmadığı ya da
güvenlik tedbiri uygulanması gibi aleyhe sonuçlar doğurabilecek nitelikte karar
verilen kaçak sanığın yargılamadan kaçma niyetinin bulunmadığını ve/veya
duruşmada hazır bulunma ve savunma hakkından feragatin şartlarının oluşmadığını
öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını/yargılamanın yenilenmesini talep
etme imkânını güvence altına alan etkili bir usule ilişkin yolun Kanun'da yer
almadığı ifade edilmiştir.
76. Söz konusu hüküm uyarınca sorgusu
yapılmayan kaçak sanık hakkında mahkûmiyet dışındaki hükümlerden olan ceza
verilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbirlerine hükmedildiği durumlarda
sanığın suç konusu fiili gerçekleştirdiğinin tespit edildiği, dolayısıyla
sanığın Anayasa'nın 38. maddesinde öngörülen masumiyetinin ortadan kalktığı, güvenlik tedbirlerine
hükmedildiğinde ise ayrıca yaptırıma da maruz kaldığı, bu itibarla anılan
güvenceler bulunmaksızın sanığın sorgusu yapılmadan davanın bitirilmesinin adil
yargılanma hakkına orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır (AYM,
E.2022/145,
K.2023/59, 22/3/2023, §§ 36-39).
77. Dava konusu kural da kaçak sanık hakkında kovuşturma
yapılmasını ve bunun istisnalarını düzenlemektedir. Kuralda daha önce iptal edilen hükümde yer
almayan sorgusu yapılmamış kaçak sanık hakkında verilmeyecek kararlar arasında
ceza verilmesine yer olmadığı kararının da istisna kapsamında düzenlendiği
ancak güvenlik tedbirlerine ilişkin
bir istisnanın öngörülmediği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra iptal kararında
belirtilen sanığın yargılamadan kaçma niyetinin bulunmadığını ve savunma
hakkından feragatin şartlarının oluşmadığını öne sürerek yeniden
yargılama/değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine imkân sağlayan herhangi
bir güvenceye de Kanun'da yer verilmemiştir.
78. Dolayısıyla yasama organınca Anayasa
Mahkemesinin anılan iptal kararındaki tespitleri gözetilerek bir düzenlenmenin
yapılmadığı, bu nedenle kuralın iptal edilen hükümle güvenlik tedbirleri yönünden aynı sonuçları doğuracağı
anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın adil yargılanma hakkına orantısız bir
sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
79. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 36.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı
görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 6., 90. ve 153. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
D. Kanun'un 24. Maddesiyle
6384 Sayılı Kanun'un 2. Maddesine Eklenen (3) Numaralı Fıkranın (a) ve (b)
Bentlerinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
80. 6384 sayılı Kanun'un 1.
maddesinde anılan Kanun'un amacının Komisyonun görevleri ile çalışma usul ve
esaslarını belirlemek olduğu belirtilmiştir.
81. Söz konusu Kanun'un 2.
maddesinde Kanun'un kapsamı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı
fıkrasında Kanun'un, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile
özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı
ve mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği
iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılmış başvuruları
kapsadığı belirtilmiştir. Maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca AİHM'e
yapılmış başvurulara ilişkin diğer ihlal alanları bakımından da Cumhurbaşkanı
kararıyla, AİHM'in yerleşik içtihatları doğrultusunda ülkemiz aleyhine verilen
ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle bu Kanun hükümleri
uygulanabilir.
82. Anayasa Mahkemesi ise ilk olarak Güher Ergun ve
diğerleri ([1. B.], B.
No: 2012/13, 2/7/2013) kararında adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede
yargılanma hakkının ihlali iddialarını incelemiştir. Anılan kararda; bireysel
başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da
ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının tüketilmiş olması gerektiği ancak makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldıracak nitelikte etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı ifade
edilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 26-30).
83. 6384 sayılı Kanun'a 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı
Kanun'la eklenen geçici 2. maddenin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihi
itibarıyla Anayasa Mahkemesinde bulunan
bazı bireysel başvurular hakkında Komisyona müracaat usulü düzenlenmiştir. Anılan hükümle geçici 2. maddenin yürürlüğe
girdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan bireysel
başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine
Komisyon tarafından incelenebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden sonra
Anayasa Mahkemesi, Komisyona başvurunun ilk bakışta başarı şansı sunma ve
yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğunu kabul ederek başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararları vermiştir (Ferat Yüksel [2. B.], B. No: 2014/13828, 12/9/2018).
84. Anayasa Mahkemesi 31/7/2018 tarihinden sonra yapılan
makul sürede yargılanma hakkına ilişkin bireysel başvuruları incelemeye devam
etmiş ise de Nevriye Kuruç ([GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022) pilot kararında,
makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak yapısal bir sorunun bulunduğunu,
bu sorunun giderilmesi için alınan her türlü tedbire rağmen makul sürede
yargılanma hakkının ihlali nedeniyle ortaya çıkacak zararların tazmin edilmesi
için Anayasa'nın 40. maddesi gereğince bireysel başvurudan önce etkili bir
başvuru yolunun kurulması gerektiğini tespit etmiştir. Söz konusu kararda,
başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ve bu hakla bağlantılı olarak
etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, yapısal sorunun çözümü için
keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine karar vermiştir.
85. Söz konusu karar sonrasında
6384 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı
Kanun'un 40. maddesiyle değişiklik yapılmıştır. Bu maddede 9/3/2023 tarihi
itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan yargılamaların makul sürede
sonuçlandırılmadığı veya mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya
da icra edilmediği iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Anayasa
Mahkemesinin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verdiği kabul
edilemezlik kararından sonra Komisyona başvuru yapılabileceği öngörülmüştür.
86. Anayasa Mahkemesi anılan
değişiklikten sonra verdiği Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837,
27/4/2023) kararında yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı
iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Komisyona başvuru yolunun
tüketilmesi gereken bir yol olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle makul sürede
yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla 9/3/2023 tarihi itibarıyla
Anayasa Mahkemesinde derdest bulunan başvurularda başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararları verilmiştir.
87. Anayasa Mahkemesi son olarak Keser Altıntaş ([GK],
B. No: 2023/18536, 25/7/2023) kararında pilot karar olarak verdiği Nevriye Kuruç kararının gereğinin tam
olarak yerine getirilmediğini, yalnızca belli bir tarihe kadar derdest
başvurular yönünden Komisyona başvuru imkânının getirildiğini, makul sürede
yargılanma hakkı ihlali iddiaları yönünden müracaat edilebilecek idari veya
adli bir mekanizmanın kurulmadığını, dolayısıyla söz konusu hakkın ihlali
iddiasıyla yapılan başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir
neden görülmediğini belirterek düşme kararı vermiştir.
88. Söz konusu karar sonrasında 6384
sayılı Kanun'un 2. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle anılan Kanun'un
kapsamı genişletilmiştir. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasının; dava
konusu (a) ve (b) bentlerinde ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve
kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul
sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla manevi tazminat talebiyle Komisyona
yapılacak başvurular ile 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinin (2) numaralı
fıkrası uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle oluşan maddi ve manevi her türlü
zararın tazmini talebiyle Komisyona yapılacak başvuruların Kanun'un kapsamında
olduğu hüküm altına alınmıştır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
89. Dava dilekçesinde özetle; 7499 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinin
(2) numaralı fıkrasına eklenen ikinci cümleye yönelik gerekçelerle dava konusu kuralların Anayasa'nın 13., 19., 35., 36., 40. ve 90. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
a. (a) Bendi
90. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36.
maddesinin birinci fıkrasında "Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
hükmüne yer verilmiştir.
91. Anayasa'nın anılan
maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü, yargılama usulüne ilişkin
güvencelerle hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını hedefleyen ve demokratik
toplumda vazgeçilmez nitelikte olan adil yargılanma hakkını da kapsayan geniş
bir içeriğe sahiptir. Bu özgürlük, hakların korunmasını amaç edinen vazgeçilmez
meşru yöntemlerin başında gelmektedir.
92. Ayrıca Anayasa'nın 141. maddesinin
dördüncü fıkrasında "Davaların en
az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir."
denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi
gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu nedenle devlet, yargılamaların gereksiz
yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır (AYM,
E.2024/189, K.2025/83, 27/3/2025, § 22; E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013).
93. Yapısal sorunlar ve
organizasyon eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler nedeniyle yargılama
sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir süre içinde artması ve
birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması Anayasa'nın 36.
maddesinin ihlaline yol açmaktadır. Anayasa'nın anılan maddesi gereğince
yargılama sisteminin mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama
yükümlülüğünü yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi zorunludur. Söz konusu
yükümlülüğün bir gereği de yargılamanın makul süreyi aştığı durumlarda buna
ilişkin yeterli giderim mekanizmasının öngörülmesidir. Bu husus, aynı zamanda
makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasına karşı etkili hukuk yollarının
oluşturulmasını güvence altına alan Anayasa'nın 40. maddesinin bir gereğidir.
94.
Dava konusu kuralın Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuru kapsamında vermiş olduğu kararlar sonrasında, gerekçesinde de
belirtildiği üzere uzun yargılamadan kaynaklı ihlal iddiaları bakımından daha
kolay erişilebilir, hızlı işleyen ve birincil nitelikte bir başvuru yolu
oluşturulması amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Kuralla oluşturulan başvuru
yolunun ulaşılabilirlik açısından, başarı şansı sunma ve yeterli giderim
sağlama kapasitesi yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekir.
95. Kural uyarınca Komisyona
yapılacak başvurunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve kişilere makul
bir süre içinde doğrudan başvuru imkânı tanıyarak başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu anlaşılmaktadır. Komisyonun makul sürede
yargılanma hakkına ilişkin karar veya işlemleri incelemeye, icra edilebilir bir
karar vermeye, bilgi/belgelere ulaşmaya ve bunları incelemeye yetkili olması,
başvurucuların Komisyona bilgi ve belge sunmasına engel bir durumun
bulunmaması, Komisyonun yapısının kanun ile önceden belirlenmiş olması,
kararlarına karşı yargı yolunun açık olması, bu kapsamda adil yargılanma
hakkına ilişkin güvencelerin yargılama sırasında sağlanmasının Anayasa'nın 36.
maddesi gereğince zorunluluk arz etmesi ve kanunla bu konuda sınırlama
getirilmemiş olması, Anayasa Mahkemesinin Keser Altıntaş kararında
belirtildiği üzere yalnızca belirli bir dönemi kapsar şekilde değil makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları
yönünden müracaat edilebilecek kalıcı bir idari mekanizma öngörülmüş olması hususları bir bütün olarak
değerlendirildiğinde söz konusu başvuru yolunun düzenleniş şekli itibarıyla
ihlal iddiaları yönünden makul bir başarı şansı sunma kapasitesinin olduğu
açıktır. Komisyona başvuru yolunun başvuruculara tazminat ödenmesine imkân
tanıdığı da gözetildiğinde kuralda öngörülen yol potansiyel olarak yeterli giderim sağlama kapasitesine sahiptir.
96. Diğer yandan Komisyonun
yetkileri yargı fonksiyonu
kapsamında olmayıp başvuruları inceleme süreci ve uygulayacağı usul idari
niteliktedir. Komisyon tarafından yargısal bir mercinin kararının denetimi
yapılmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere makul
sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkin olarak oluşturulacak
başvuru mekanizmasının idari nitelikte olması mümkün olup bu durumun adil
yargılanma ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
97. Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 35. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de
bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa'nın 36. ve 40. maddeleri yönünden
yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın
35. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın 13., 19.
ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
b. (b) Bendi
98. 7499 sayılı Kanun'un 13.
maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen
ikinci cümlenin Anayasa'ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural
yönünden de geçerlidir.
99. Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa'nın 19. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 35., 36.
ve 40. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda
belirtilen hususların Anayasa'nın 19. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 35., 36. ve 40. maddeleri
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın 13. ve 90.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
E. Kanun'un 33. Maddesiyle 6698 Sayılı Kanun'un 6. Maddesinin
Değiştirilen (3) Numaralı Fıkrasının (e) ve (g) Bentlerinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
100. 6698 sayılı Kanun'un 1.
maddesinde anılan Kanun'un amacının kişisel verilerin işlenmesinde başta özel
hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve
kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile
uyacakları usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş; 2. maddesinde ise
Kanun'un kişisel verileri işlenen
gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi
bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla
işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
101. Kanun'un 4. maddesinde
kişisel verilerin işlenmesinde uyulması zorunlu ilkeler düzenlenmiştir. Anılan
maddede bu ilkeler; hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma, doğru ve
gerektiğinde güncel olma, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, işlendikleri
amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, ilgili mevzuatta öngörülen veya
işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme şeklinde
sayılmıştır.
102. Kanun'da kişisel
verilerin işlenme şartları verinin niteliği esas alınarak farklı kurallara
bağlanmıştır. Bu kapsamda 5. maddenin (1) numaralı fıkrasında genel nitelikli
kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ilke olarak belirlenmiş,
(2) numaralı fıkrasında da bu ilkenin istisnaları düzenlenmiştir.
103. 6. maddede ise sınırlı
olarak sayılan özel nitelikli kişisel
verilerin işlemesi daha katı kurallara bağlanmıştır. Söz konusu maddenin
(1) numaralı fıkrasında kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi
inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya
da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik
tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli
kişisel veri olarak kabul edilmiştir. Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde ise özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinin yine fıkrada
öngörülen istisnalar dışında yasak olduğu hüküm altına alınmıştır.
104. Anılan fıkranın dava
konusu (e) bendinde; sır saklama yükümlülüğü altında olan kişiler veya yetkili
kurum ve kuruluşlarca kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi
teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması,
yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması, dava konusu (g) bendinde
siyasi, felsefi, dinî veya sendikal amaçlarla kurulan vakıf, dernek ve diğer
kâr amacı gütmeyen kuruluş ya da oluşumların tabi oldukları mevzuata ve
amaçlarına uygun olmak, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak ve üçüncü kişilere
açıklanmamak kaydıyla mevcut veya eski üyelerine ve mensuplarına veyahut bu
kuruluş ve oluşumlarla düzenli olarak temasta olan kişilere yönelik olması
durumları özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesine ilişkin yasağın
istisnaları arasında sayılmıştır.
105. Maddenin (4) numaralı
fıkrasında ise özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde ayrıca Kişisel
Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından belirlenen yeterli önlemlerin
alınmasının şart olduğu belirtilmiştir.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
106. Dava dilekçesinde özetle;
dava konusu kurallar uyarınca kamu kurum ve kuruluşları ile diğer teşebbüslerin
özel nitelikli kişisel verilerden hangilerini işleyebileceğinin belirsiz
olduğu, kurallarda öngörülen durumların bireyin rızası aranmaksızın özel
nitelikteki kişisel verilerin işlenebilmesini gerektirir nitelikte olmadığı,
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirilen kuralların
kanunilik ilkesinin gerektirdiği şekilde belirlilik içermediği, demokratik
toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği, kurallarda
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yapılacak müdahalenin kapsamı ve
usulüyle ilgili olarak hiçbir nesnel ölçüte yer verilmediği, kurallar uyarınca
kişisel verileri işleyecek hukuki öznelerin kanun düzeyinde sınırlanmadığı, bu
durumun kamu yararını ortadan kaldırdığı, kurallarda sağlık verisi ile üyelik
verisi bakımından özel koruma hükümlerinin öngörülmediği, genel nitelikteki
düzenlemelerin ise kurallarda yer alan kişisel verilerin korunması bakımından
yeterli olmadığı, bu durumun benzer nitelikteki uluslararası düzenlemelerle de
bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa'nın 2., 5., 12., 13., 20. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
107. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında,
herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel
hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü
fıkrasında ise kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması
kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. Kişisel verilerin korunması hakkı özel
hayatın gizliliği hakkının özel bir görünümü olarak bireyin hak ve
özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır.
108. Anayasa'nın söz konusu maddesinin üçüncü fıkrasının
birinci cümlesinde genel olarak herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde kişisel
veriler bağlamındaki bazı özel güvenceler sayılmış, üçüncü cümlesinde kişisel
verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla
işlenebileceği öngörülmüş, dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerin
korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
Anılan fıkranın lafzı dikkate alındığında bu fıkranın kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkı kapsamında sadece işleme şeklindeki sınırlamaya karşı
değil kişisel verilere yönelik her türlü sınırlamalara karşı güvence getirdiği
anlaşılmaktadır (AYM, E.2018/85, K.2022/127, 26/10/2022, § 85).
109. Dava konusu kuralların yer aldığı maddenin
gerekçesinde bazı kişisel verilerin başkaları tarafından öğrenildiği takdirde
ilgili kişinin mağdur olmasına veya ayrımcılığa maruz kalmasına neden
olabileceğinden bu tür verilerin özel nitelikli (hassas) veri olarak kabul
edildiği ifade edilmiştir. Bu bağlamda kurallarda öngörülen istisnalar
doğrultusunda işlenebilecek olan kişilerin siyasi düşüncesi, felsefi inancı,
dini, mezhebi veya diğer inançları, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği,
sağlığı, cinsel hayatı ile biyometrik ve genetik verilerinin özel nitelikli
kişisel veriler olduğu açıktır. Nitekim Türkiye'nin taraf olduğu 108 sayılı
Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin
Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nin 6. maddesi ile 2016/679 sayılı Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü'nün 9.
maddesinde anılan verilerin özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edildiği
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesine imkân
tanıyan kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama
getirilmektedir.
110. Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." denilmektedir. Buna
göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla
yapılması, Anayasa'da öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik toplum
düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir.
111. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel
hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların
keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir
nitelikte olması gerekir.
112. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun
bu niteliklere sahip olması Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde; kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa'nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak
belirtilen kanunilik, Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk
devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
113. 6698 sayılı Kanun'un 6.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının dava konusu (e) bendinde yer alan sır saklama yükümlülüğü altında bulunan
kişilerin avukat, hekim veya mali müşavir gibi kendi kanunlarında görevleri
dolayısıyla edindikleri bilgileri zamanla sınırlı olmaksızın açığa vurmaları
yasak olan ve bu yasağın ihlali hâlinde hukuki ve cezai sorumluluğu olan
kişiler olduğu anlaşılmaktadır (AYM, E.2016/125, K.2017/143, 28/9/2017, § 78). Kuralda
yer alan yetkili kurum ve kuruluşlar
ise kuralda sayılan sağlık hizmetlerinin yerine
getirilmesinde yetkili olan kurum ve kuruluşları
ifade etmektedir.
114. Söz konusu
fıkranın dava konusu (g) bendine tabi olan vakıf, dernek ve diğer kâr amacı
gütmeyen kuruluş ya da oluşumların amaçlarının kuralda açıkça belirtildiği, bu
kapsamda kişisel verileri işlenebilecek kişilerin anılan kuruluşların mevcut
veya eski üyeleri, mensupları ya da bu kuruluş ve oluşumlarla düzenli olarak
temasta olan kişiler olabileceğinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.
Kuralda yer alan temasta olan kişilerin
ise bu kuruluş veya oluşumlara bağış yapan, etkinliklerine katılan ve kuruluşların
amaçları doğrultusunda düzenli olarak irtibata geçen kişiler olduğu açıktır.
115. Kurallarda
kişisel verilerin işlenebileceği hâllerin kapsam, amaç ve sınırlarının da
açıkça düzenlendiği gözetildiğinde kuralların kanunilik şartını taşıdığı
sonucuna ulaşılmıştır.
116. Anayasa'nın 20. maddesinde kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş
olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın
doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte
yandan Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete
yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır
teşkil edebilir (AYM, E.2020/47, K.2023/36, 22/2/2023, § 67).
117. Anayasa'nın 5. maddesinde "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve
bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır." denilmektedir.
118. Anayasa'nın 17. maddesinde ise "Herkes, yaşama,
maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
denilmektedir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı;
birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez
haklarındandır. Devlet, kişilerin yaşam hakkını güvence altına almakla
yükümlüdür.
119. Anayasa'nın 56. maddesinin birinci fıkrasında herkesin
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkına sahip olduğu hüküm altına
alınmış, üçüncü fıkrasında ise devlete herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı
içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp
hizmet vermesini düzenlemek ödevi verilmiştir. Sağlık hakkı, insanların
sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbi bakım
görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için devletin sağladığı her türlü
imkândan yararlanma hakkı sağlamaktadır. Anılan hak insanların doğuştan
kazandıkları vazgeçilemez ve devredilemez nitelikte haklardan biridir.
120. Anayasa, sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak
sağlık hizmetlerinin sunumunda yüklediği pozitif yükümlülük kapsamında devleti,
bu haklardan yararlanmayı artıracak önlemleri almakla yükümlü kılmıştır. Bu
nedenle Anayasa'nın 17. ve 56. maddelerinde öngörülen kişilerin yaşam, maddi ve
manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile sağlık hakkından yararlanma
konusunda en geniş ölçekli uygulamaların gerçekleştirilmesi gerekir. Zira
sağlık hizmeti doğrudan yaşama hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu
hizmetlerinden farklı olup bu hizmetin temel hedefi olan insan sağlığı ve
yaşamı, niteliği itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe
sahiptir. Kişiler için bir hak olan bu
hizmetten yararlanmayı kolaylaştırıcı
düzenlemeler yapılması ve bu hizmetin
daha iyi bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması devletin Anayasa'dan kaynaklanan bir ödevidir (AYM,
E.2016/125, K.2017/143, 28/9/2017, § 69).
121. Anılan Kanun'un 6.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının dava konusu (e) bendinin kamu sağlığının
korunması amacına hizmet ettiği ve bu bağlamda koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis,
tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesine, sağlık hizmetleri ile finansmanının
planlanmasına ve yönetimine katkı sağladığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla
kuralın anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı açıktır.
122. Öte yandan
bireylerin bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı
demokratik ve çoğulcu toplum yapısının önemli bir bileşenini oluşturmaktadır.
Siyasi, felsefi, dini veya sendikal amaçlarla kurulan vakıf, dernek ve diğer
kâr amacı gütmeyen kuruluş ya da oluşumlarla bağlantılı kişilerin kişisel
verilerinin kayıt altına alınmasının, bu bilgilerin elde edilmesinde öngörülen
kısıtlamalar da -tabi oldukları mevzuata ve amaçlarına uygun olmak, faaliyet
alanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla- dikkate alındığında bireylerin temel hak ve
özgürlüklerini kullanabilmesi için uygun şartları oluşturma ve bu surette kamu
düzenini sağlama amacına yönelik olduğu, bu yönüyle kuralın anayasal anlamda
meşru amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.
123. Kişilerin
sağlıklı bir şekilde yaşam sürdürmeleri için genel sağlığın korunması ve
örgütlenme özgürlüğünün sağlanmasını amaçlayan kuralların demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı
karşılamaya yönelik olmadığı da söylenemez. Nitekim Avrupa Birliği Genel Veri
Koruma Tüzüğü'nün 9. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) ve (h) bentlerinde
de dava konusu kurallarda yer alan hususlar özel nitelikli kişisel verilerin
işlenmesi yasağının istisnası olarak öngörülmüştür.
124. Kuralların anayasal bağlamda meşru bir amacının
bulunması ve demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya
yönelik olması yeterli olmayıp sınırlamanın ölçülü de olması gerekir.
Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken
bir diğer ilkedir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,
gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın
ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç
bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha
hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını
gerektirmektedir.
125. Kurallarda öngörülen
sınırlamanın meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı ve -kanun koyucunun takdir yetkisi de dikkate
alındığında- söz konusu amaca ulaşmak için en hafif tedbiri öngörmediği,
dolayısıyla gerekli olmadığı da
söylenemez.
126. Anayasa Mahkemesi daha önce
verdiği kararlarında 6698 sayılı Kanun'daki genel hükümlerin kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkı yönünden gerekli güvenceleri karşıladığını
belirtmiştir (AYM, E.2021/84, K.2022/117, 13/10/2022, §§ 65-73; E.2020/67, K.2022/139,
9/11/2022, §§ 54-59).
127. Bu bağlamda anılan Kanun'un 4. maddesinde kişisel
verilerin ancak ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli
olan süre kadar muhafaza edilmesinin zorunlu kılındığı, verinin daha fazla
saklanması için geçerli bir sebep olmaması durumunda o verinin Kanun'un 7.
maddesi uyarınca silinmesinin, yok edilmesinin veya anonim hâle getirilmesinin
güvence altına alındığı anlaşılmaktadır. Yine 16. maddede veri sorumluları
sicilinin tutulması, kişisel verileri işleyen kişilerin anılan madde uyarınca
verilerin hangi amaçla, ne kadar süre işleneceği ile veri aktarımı ve güvenliği
konusunda sicile kayıt esnasında bildirimde bulunması zorunluluğu
getirilmiştir.
128. 8. ve 9. maddelerde kişisel verilerin aktarılması,
10. maddede veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülükleri, 12. maddede veri
güvenliğine ilişkin yükümlülükler, 13. maddede veri sorumlusuna başvuru, 14.
maddede Kurula şikâyet, 16. maddede veri sorumluları sicili düzenlenmiştir.
129. 11. maddede ise
ilgili kişinin hakları düzenlenmiştir. Buna göre herkes veri sorumlusuna
başvurarak kendisiyle ilgili kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme,
kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme, kişisel verilerin
işlenme amacını ve bunların amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını
öğrenme, yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü
kişileri bilme, kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde
bunların düzeltilmesini isteme, 7. maddede öngörülen şartlar çerçevesinde
kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme, 11. maddenin (1)
numaralı fıkrasının (d) ve (e) bentleri uyarınca yapılan kişisel verilerin
eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini, silinmesini
veya yok edilmesi işlemlerini kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere
bildirilmesini isteme, işlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler
vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun
ortaya çıkmasına itiraz etme ve kişisel verilerin kanuna aykırı olarak
işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme
haklarına sahiptir.
130. 17. maddede kişisel
verilere ilişkin suçlar bakımından 5237 sayılı Kanun'un 135. ila 140. maddeleri
hükümlerinin uygulanacağı ve 6698 sayılı Kanun'un 7. maddesi hükmüne aykırı
olarak kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenlerin 5237 sayılı Kanun'un
138. maddesine göre cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun'un 136.
maddesi uyarınca da kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına vermek,
yaymak veya ele geçirmek suç olarak düzenlenmiştir. Yine 6698 sayılı Kanun'un
18. maddesinde söz konusu Kanun'da yer alan aydınlatma, veri güvenliği, Kurul
kararlarının yerine getirilmesi, sicile kayıt ve bildirim yükümlülüklerini
yerine getirmeyen veri işleyicileri bakımından idari yaptırım uygulanacağı
hüküm altına alınmıştır.
131. Bu itibarla
kurallar yönünden kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde
gerçekleştirilmesi, bu kapsamda veri sahiplerine kişisel verilerine erişim
imkânının tanınması, kişisel verilerin doğru ve güncel bir biçimde tutulması ve
güvenliğinin sağlanması, kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun
süre saklanmaması, işlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak verilerin
ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması, hakkın sağladığı güvencelerin ihlali
hâlinde yargı yoluna başvurulması gibi güvencelerin sağlandığı gözetildiğinde kurallarla
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın orantısız
olduğu söylenemez.
132. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi
gerekir.
Kuralların, Anayasa'nın 2., 5. ve 12.
maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen
hususların Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 2., 5. ve 12. maddeleri
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa'nın 90. maddesiyle
ilgisi görülmemiştir.
F. Kanun'un 34. Maddesiyle
6698 Sayılı Kanun'un Değiştirilen 9. Maddesinin (9) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
133. 6698 sayılı Kanun'un 9.
maddesinde kişisel verilerin yurt dışına aktarılma usulü düzenlenmiştir. Anılan
maddenin (1) numaralı fıkrasında kişisel verilerin, söz konusu Kanun'un 5. ve
6. maddelerinde belirtilen şartlardan birinin varlığı ve aktarımın yapılacağı
ülke, ülke içindeki sektörler veya uluslararası kuruluşlar hakkında yeterlilik
kararının bulunması hâlinde veri sorumluları ve veri işleyenler tarafından yurt
dışına aktarılabileceği belirtilmiştir.
134. 9. maddenin (2) numaralı
fıkrası uyarınca yeterlilik kararı, ihtiyaç duyulması hâlinde ilgili kurum ve
kuruluşların görüşü de alınmak suretiyle Kurul tarafından verilecektir.
Yeterlilik kararı Kurul tarafından en geç dört yılda bir değerlendirilecektir.
Değerlendirme sonunda veya gerekli görülen diğer hâllerde Kurul ileriye etkili olarak yeterlilik kararını değiştirebilir,
askıya alabilir veya kaldırabilir.
135. Söz konusu maddenin (3)
numaralı fıkrasında yeterlilik kararı verilirken dikkate alınacak hususlar
hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda Kurul;
kişisel verilerin aktarılacağı ülke, ülke içindeki sektörler veya uluslararası
kuruluşlar ile ilgili olarak Türkiye ile arasında kişisel
veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumunu, verilerin aktarılacağı ülkenin
ilgili mevzuatı ve uygulaması ile verilerin aktarılacağı uluslararası kuruluşun
tabi olduğu kuralları, bağımsız ve etkin bir veri koruma kurumunun varlığı ile
idari ve adli başvuru yollarının bulunmasını, kişisel verilerin korunmasıyla
ilgili uluslararası sözleşmelere taraf veya uluslararası kuruluşlara üye olma
durumlarını, Türkiye'nin üye olduğu küresel veya bölgesel kuruluşlara üye olma
durumlarını gözetecektir. Yine Kurul tarafından yapılan değerlendirmede
Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler dikkate alınacaktır.
136. (4) numaralı fıkra uyarınca yeterlilik kararının
bulunmadığı durumlarda da 5. ve 6. maddelerde belirtilen şartlardan birinin
varlığı, ilgili kişinin aktarımın yapılacağı ülkede de haklarını kullanma ve
etkili kanun yollarına başvurma imkânının bulunması kaydıyla ve belirli
güvenceler sağlanarak kişisel verilerin yurt dışına aktarımı mümkün
kılınmıştır.
137. Anılan fıkraya göre yurt dışındaki kamu kurum ve
kuruluşları veya uluslararası kuruluşlar ile Türkiye'deki kamu kurum ve
kuruluşları ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında yapılan
uluslararası sözleşme niteliğinde olmayan anlaşmanın varlığı ve Kurul
tarafından aktarıma izin verilmesi, ortak ekonomik faaliyette bulunan teşebbüs
grubu bünyesindeki şirketlerin uymakla yükümlü oldukları, kişisel verilerin
korunmasına ilişkin hükümler ihtiva eden ve Kurul tarafından onaylanan bağlayıcı
şirket kurallarının varlığı, Kurul tarafından ilan edilen, veri kategorileri,
veri aktarımının amaçları, alıcı ve alıcı grupları, veri alıcısı tarafından
alınacak teknik ve idari tedbirler, özel nitelikli kişisel veriler için alınan
ek önlemler gibi hususları ihtiva eden standart sözleşmenin varlığı, yeterli
korumayı sağlayacak hükümlerin yer aldığı yazılı bir taahhütnamenin varlığı ve
Kurul tarafından aktarıma izin verilmesi güvencelerinden birinin sağlanması
hâlinde de kişisel veriler yurt dışına aktarılabilecektir.
138. (5) numaralı fıkrada ise standart sözleşmenin,
imzalanmasından itibaren beş iş günü içinde veri sorumlusu veya veri işleyen
tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurumuna (Kurum) bildirileceği hüküm altına
alınmıştır.
139. (6) ve (7) numaralı fıkralarda yeterlilik kararının
bulunmadığı ve (4) numaralı fıkrada öngörülen uygun güvencelerden herhangi
birinin sağlanamadığı durumlarda, arızi olarak kişisel veri aktarılmasına
ilişkin şartlar ve bunların istisnaları düzenlenmiştir.
140. (8) numaralı fıkraya göre veri sorumluları ve veri
işleyenler tarafından yurt dışına aktarılan kişisel verilerin sonraki
aktarımları ve uluslararası kuruluşlara aktarımlar bakımından da Kanun'da yer
alan güvenceler sağlanacak ve 9. madde hükümleri uygulanacaktır.
141. Dava konusu (9) numaralı
fıkrada kişisel verilerin, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere,
Türkiye'nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği
durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun
izniyle yurt dışına aktarılabileceği düzenlenmiştir.
142. (10) ve (11) numaralı fıkralarda ise kişisel
verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan
hükümlerin saklı olduğu ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların
yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
143. Dava dilekçesinde özetle;
dava konusu kuralda kişisel verilerin yurt dışına aktarılması hususunda Kurula verilen
izin yetkisinin kapsam ve sınırlarının belirlenmediği, kural uyarınca ilgili
kamu kurum ve kuruluşlarından alınacak görüşün de istişari nitelikte olduğu, bu
yönüyle idarenin keyfî uygulamalarına neden olabilecek nitelikte olan kuralın kanunilik
şartını taşımadığı, bu durumun idarenin kanuniliği ve yasama yetkisinin
devredilmezliği ilkelerine aykırılık oluşturduğu, kuralın kişiler arasında haklı
gerekçeye dayanmadan farklı uygulamalara neden olabileceği, ayrıca eşitlik
ilkesiyle bağdaşmadığı, kuraldaki belirsizliğin millî menfaatler ile ilgili
olarak kişinin menfaatleri üzerinde ağır bir tehlike oluşturacağı, bu konuda
alınabilecek önlemler ile güvencelerin de belirsiz olduğu, kuralın kamu yararı
amacı taşımadığı, devletin bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması,
maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların
hazırlanmasına ilişkin temel amaç ve görevleriyle de bağdaşmadığı, benzer
nitelikteki uluslararası düzenlemelerle de uyumlu olmadığı belirtilerek
Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 10., 12., 13., 20., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
144. Türkiye'nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir
şekilde zarar göreceği durumlarda kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasında
uyulacak esasları düzenleyen kuralın Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına
alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirdiği
anlaşılmaktadır.
145. Kuralda yer alan Türkiye'nin veya
ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumların
farklı şekillerde ortaya çıkabileceği gözetildiğinde belirtilen hususların kanun metninde tek
tek belirlenmesi zorunluluğundan söz edilemez. Bu durum kanun yapma tekniğinin
doğasından kaynaklanmaktadır. Zira kanun hükümlerinin genel olması, somut
olayın özelliğine göre değişen durumlara karşı tüm çözümlerini bünyesinde
barındırmasını sağlama, bir başka ifadeyle hükmün amacına uygun bir şekilde
sonuca ulaştırabilecek herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Bu
nedenle kanun koyucunun somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm
çözümleri hükmün bünyesinde barındıran genel bir belirleme yaptığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan ibarede belirsizlik olduğu söylenemez.
146. Yine kural uyarınca
Kuruldan izin alma şartının istisnasını uluslararası sözleşme hükümleri
kapsamında yapılan kişisel veri aktarımları oluşturmaktadır. Kuralın da yer
aldığı maddede kişisel verilerin yurt dışına aktarımında izlenecek usul ve
esaslar ile izin konusunda yetkili mercinin de açıkça gösterildiği
gözetildiğinde kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olduğu, bu
itibarla kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
147.
Kuralla, kişisel verilerin yurt dışına aktarımında Türkiye'nin veya ilgili
kişinin menfaatinin ciddi şekilde etkileneceği durumlarda 6698 sayılı Kanun'da
yer alan diğer şartlara ek olarak Kuruldan izin alınması zorunluluğu
öngörülmüştür.
Bu itibarla kişilerin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartlar
ile millî güvenliği sağlamaya yönelik kuralın anayasal anlamda meşru bir amaç
taşıdığı açıktır.
148. Diğer yandan demokratik toplumlarda kişilerin temel hak ve
özgürlüklerinin en geniş şekilde güvence altına alınması gerekir. Bu bağlamda
devlet, özellikle temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak veya bunlara
ölçüsüz müdahale teşkil edecek tutumlardan kaçınmalı ve başkalarından
gelebilecek tehditlere karşı bireyleri korumalıdır. Dolayısıyla ülkenin ve
kişilerin menfaatlerinin ciddi şekilde tehlikeye düşebileceği durumlarda yurt
dışına veri aktarımında diğer durumlardan farklı bir usulün öngörülmesinin ve
bu hususun Kurul iznine bağlanmasının demokratik toplum düzeninde gerekli olmadığı söylenemez. Bu itibarla
kuralla getirilen sınırlamanın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya
yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
149. Kuralla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli
ve gerekli olmadığı da söylenemez.
150.
Kural uyarınca yapılacak veri aktarımında anılan Kanun'un 9. maddesindeki diğer
şartlar da gözetilecektir. Buna göre Kanun'un 5. ve 6. maddelerinde belirtilen
şartlardan birinin varlığı ve aktarımın yapılacağı ülke, ülke içerisindeki
sektörler veya uluslararası kuruluşlar hakkında yeterlilik kararının bulunması
gerekmektedir. Kuralın da yer aldığı maddede yeterlilik şartlarının
değerlendirilmesinde gözetilecek unsurlara Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü'ne benzer şekilde ve açıkça yer
verildiği, yeterlilik kararının periyodik olarak gözden geçirileceği ve
gerektiğinde bu kararın değiştirilebileceği, askıya alabileceği ve
kaldırabileceği anlaşılmaktadır. Yeterlilik kararının bulunmadığı durumlarda da
veri aktarımı için kişisel verilere ilişkin güvenceleri içerir sözleşme,
taahhüt veya bağlayıcı şirket kurallarının aranacağı, bu durumlarda Kurul izni
ya da onayının gerekli olduğu açıktır. Yurt dışına veri aktarımında, aktarımın yapılacağı ülkede kişilerin haklarını kullanma
ve etkili kanun yollarına başvurma imkânının bulunması şartı da aranacaktır.
151. Öte yandan kuralın da yer
aldığı maddenin (8) numaralı fıkrası uyarınca yurt dışına aktarılan kişisel
verilerin sonraki aktarımları ve uluslararası kuruluşlara aktarımları
bakımından da bu Kanun'da yer alan güvenceler sağlanacak ve bu konuda 9. madde
hükümleri uygulanacaktır. Yine şikâyet veya Kurulca kendiliğinden yapılacak
inceleme üzerine Kanun'un 15. maddesinin (7) numaralı fıkra uyarınca Kurul,
telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması
hâlinde, verinin yurt dışına aktarılmasının durdurulmasına karar
verebilecektir.
152. Bu itibarla kuralın Anayasa'nın 20. maddesinin
üçüncü fıkrasındaki güvencelere aykırı olduğu söylenemez. Dolayısıyla kuralla
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın orantılı
olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
153. Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin
reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 5. ve 12.
maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen
hususların Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 2., 5. ve 12. maddeleri
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 7., 10.,
90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
G. Kanun'un 35. Maddesiyle 6698 Sayılı Kanun'un
18. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (d) Bendinde Yer Alan "...50.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk
lirasına..." İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
154. Dava dilekçesinde özetle;
dava konusu kuralda öngörülen idari para cezasına konu fiilin ağırlık derecesi ile verilen idari para cezası arasında
açık bir orantısızlığın bulunduğu ve fiile göre yaptırımının düşük kaldığı,
dolayısıyla kuralla yaptırıma konu fiiller yönünden cezasızlık alanının
oluşturulduğu, bu durumun devletin temel hak ve özgürlüklerin korunması
bağlamında kişisel verilerin korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleriyle
bağdaşmadığı belirtilerek
kuralın Anayasa'nın 2., 13. ve 20.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
155.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa'nın
38. maddesi yönünden de incelenmiştir.
156. 6698 sayılı Kanun'un "Kabahatler" başlıklı 18. maddesinde
idari para cezaları ile bu cezalara konu fiiller düzenlenmiştir. Söz konusu
maddenin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde, anılan Kanun'un 9. maddesinin
(5) numaralı fıkrasında öngörülen standart
sözleşmenin imzalanmasından itibaren beş iş günü içinde veri sorumlusu veya
veri işleyen tarafından Kuruma bildirilmesi yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 50.000
Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanacağı
hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkrada yer alan "...50.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına..." ibaresi dava
konusu kuralı oluşturmaktadır.
157. Kuralda yer alan idari
para cezası 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "İdarî para cezası" başlıklı 17.
maddesinin (7) numaralı fıkrası gereğince her takvim yılı başından geçerli
olmak üzere o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun
mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden
değerleme oranında artırılacaktır.
158. Anayasa'nın 38.
maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım
yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve
idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille,
kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup
adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, § 13).
Bu itibarla Anayasa'nın söz konusu maddesinde yer alan suçta ve cezada
kanunilik ilkesi idari suç ve cezalar yönünden de geçerlidir.
159. Korunan hukuki değer ile
ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar
ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para
cezalarından daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine
imkân tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen
cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması,
hürriyeti bağlayıcı cezaların kural olarak adli suçlar yönünden geçerli olması,
idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal
edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari
usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesindeki ilkelerin
aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması işin mahiyetine uygun
düşmemektedir. Yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik
hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suç ve cezalarda
kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir
(AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, § 14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021,
§ 19).
160. 6698 sayılı Kanun'un 9.
maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan bildirimde bulunma yükümlülüğünü
yerine getirmeyenler hakkında idari para cezası uygulanmasını öngören kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve
erişilebilir olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu
maddenin (4) numaralı fıkrasının (c) bendinde yurt dışına veri aktarımına
ilişkin standart sözleşmenin hangi hususları içereceği ve ne surette
düzenleneceği, (5) numaralı fıkrasında sözleşmenin Kurula bildirim süresi hükme
bağlanmıştır. Dava konusu kuralın da yer aldığı fıkrada ise kabahate konu fiil
ile bu fiil karşısında uygulanacak yaptırımın alt ve üst sınırlarının açıkça
gösterildiği de gözetildiğinde kuralın açık, anlaşılır, öngörülebilir ve
sınırlarının belli olduğu bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna
ulaşılmıştır.
161. Anayasa'nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, hukuk kurallarıyla kendini
bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
162. Hukuk devletinde ceza
hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da
Anayasa'ya bağlı kalmak şartıyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara
uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama
yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir yetkisi
bulunmaktadır. Ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı,
değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal
gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılanabilmesi için
idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi
tanımaktır. Bu serbestî idareye keyfî olarak hareket edebilme yetkisi
vermemektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, §§ 195-198). Kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk
devleti ilkesinin gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır.
163. Kuralla bildirim yükümlülüğüne
aykırı davranan kişiler bakımından yaptırım öngörülmek suretiyle kişisel verilerin işlenmesine dair usul ve esaslara uyulup uyulmadığı
hususunun etkin bir şekilde denetlenmesinin ve bu konudaki ihlallerin
önlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın
anayasal anlamda meşru bir amacının olduğu açıktır.
164. Yurt
dışına veri aktarımına ilişkin standart sözleşme imzalanmasından sonra beş gün
içinde Kuruma bildirimde bulunmayan veri sorumlusu veya veri işleyen hakkında
idari para cezası öngörülmesinin caydırıcı bir etkiye neden olacağı ve bunun da
kişisel verilerin korunmasına katkıda bulunacağı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle
kuralın meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Öte yandan
kanun koyucunun kişisel verilerin korunması için seçeceği yöntemleri
belirlemede ve bu kapsamda hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara
uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün tespit edilmesinde geniş bir takdir
yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın meşru amaca ulaşmak bakımından
gerekli olmadığı da söylenemez.
165. Kurala konu idari para
cezasının verilmesini gerektiren fiil, kabahat niteliğindedir. 5326 sayılı
Kanun'un 17. maddesinde kabahat karşılığında idari para cezası uygulanırken
hangi ölçütlerin esas alınacağı düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (2) numaralı
fıkrasına göre idari para cezasının kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek
suretiyle belirlendiği durumlarda idari para cezasının miktarı tespit edilirken
işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu
birlikte dikkate alınacaktır.
166. Öte yandan Anayasa
Mahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95, K.2014/176 sayılı kararında
vurgulandığı üzere idareye alt ve üst sınırlar arasında para cezasını belirleme
konusunda takdir yetkisi tanınması, idarenin bu konuda keyfî davranacağı anlamına
gelmemektedir. İdareye tanınan takdir yetkisinin somut olayın özellikleri,
eylemin ağırlığı, oluşan zararın büyüklüğü gibi durumlar gözönüne alınarak kamu
yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması ve işlenen fiil ile
tayin edilecek ceza arasında adil bir dengenin gözetilmesi, idarece cezanın alt
sınırının üzerine çıkıldığında bunun gerekçelerinin ortaya konulması
zorunludur. Söz konusu takdir yetkisinin kanunda belirlenen objektif ölçütlere
göre yargı mercilerince denetleneceği de açıktır.
167. Kuralın,
kabahati oluşturan fiilin
işleniş biçimi ve ağırlığına göre hakkaniyete uygun ve orantılı bir cezanın belirlenmesini sağlayacak şekilde alt ve üst sınırının 50.000 ve 1.000.000 Türk lirası olarak (basamaklı) düzenlendiği, söz
konusu para cezası yeniden değerleme oranına
tabi kılınarak yıldan yıla güncellenmesine imkân tanındığı, kuralda failin kusurunu aşacak nitelikte bir yaptırımın öngörülmediği ve kuralla
ulaşılmak istenen amaç ve araç arasında bulunması gereken makul dengenin
gözetildiği anlaşılmaktadır.
168. Bu itibarla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kamu yararı
amacına yönelik olarak düzenlediği ve ölçülülük ilkesine de aykırı olmadığı
anlaşılan kuralın hukuk devleti ve suç ve cezaların kanuniliği ilkeleriyle
çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
169. Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 13. ve 20.
maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen
hususların Anayasa'nın 2. ve 38. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleri
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
170. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin
(4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün belirli kurallarının iptali, diğer
kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da
Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
171. 5271 sayılı Kanun'un 231.
maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle
uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmı ile (6), (7), (8), (9),
(10), (11), (12), (13) ve (14) numaralı fıkralarının 6216 sayılı Kanun'un 43.
maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir.
VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE
GİRECEĞİ GÜN SORUNU
172. Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasında "Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez" denilmekte, 6216 sayılı
Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak
Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete'de yayımlandığı
günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek
üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
173. 5271 sayılı Kanun'un 231.
maddesinin (5), (6), (7), (8), (9), (10), (11), (12), (13) ve (14) fıkraları ile 247. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu
yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince
bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
TALEBİ
174. Dava dilekçesinde özetle,
dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız
zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesi talep edilmiştir.
2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A. 1. 15.
maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin değiştirilen;
a. (5) numaralı fıkrasının;
i. Birinci cümlesine,
ii. Üçüncü cümlesinde yer alan "...müsadereye ilişkin hükümler hariç,..." ibaresine,
b. (11) numaralı fıkrasının;
i. Üçüncü cümlesinde yer alan "...itiraz edilebilir." ibaresine,
ii. Dördüncü cümlesine,
2. 16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 247. maddesinin
yeniden düzenlenen (3) numaralı fıkrasına,
yönelik iptal hükümlerinin
yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu fıkraya cümlelere ve
ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
B. 1. 13.
maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinin (2)
numaralı fıkrasına eklenen ikinci cümleye,
2. 24. maddesiyle 9/1/2013 tarihli
ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları
Hakkında Kanun'un 2. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın (a) ve (b)
bentlerine,
3. 33. maddesiyle 24/3/2016 tarihli
ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinin
değiştirilen (3) numaralı fıkrasının (e) ve (g) bentlerine,
4. 34. maddesiyle 6698 sayılı Kanun'un değiştirilen 9.
maddesinin (9) numaralı fıkrasına,
5. 35. maddesiyle 6698 sayılı Kanun'un 18. maddesinin (1)
numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinde yer alan "...50.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına..." ibaresine,
yönelik iptal talepleri
10/7/2025 tarihli ve E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararla reddedildiğinden bu
fıkraya, bentlere, cümleye ve ibareye ilişkin yürürlüğün
durdurulması taleplerinin REDDİNE,
C. 4. maddesiyle 12/4/1991 tarihli
ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesinin beşinci fıkrasında yer
alan "...220 nci
maddesinin altıncı..." ibaresinin "...314
üncü maddesinin üçüncü..." şeklinde değiştirilmesine
yönelik iptal talebi hakkında 10/7/2025
tarihli ve E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararla karar
verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu değişikliğe ilişkin
yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
10/7/2025
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VIII. HÜKÜM
2/3/2024 tarihli ve 7499
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
A. 4. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun
7. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "...220
nci maddesinin altıncı..." ibaresinin "...314 üncü maddesinin üçüncü..."
şeklinde değiştirilmesine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR
VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
B. 13. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun
142. maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen ikinci cümlenin Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,
C. 15. maddesiyle
5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin değiştirilen;
1. (5) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
2. (5) numaralı
fıkrasının kalan kısmı ile (6), (7), (8), (9), (10), (11), (12), (13) ve (14)
numaralı fıkralarının 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı
fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
Ç. 16. maddesiyle
5271 sayılı Kanun'un 247. maddesinin yeniden düzenlenen (3) numaralı fıkrasının
Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216
sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ
GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
D. 24. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun
Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'un 2. maddesine eklenen
(3) numaralı fıkranın (a) ve (b) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal
taleplerinin REDDİNE,
E. 33. maddesiyle 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması
Kanunu'nun 6. maddesinin değiştirilen (3) numaralı fıkrasının (e) ve (g)
bentlerinin
Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,
F. 34. maddesiyle
6698 sayılı Kanun'un değiştirilen 9. maddesinin (9) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
talebinin REDDİNE,
G. 35. maddesiyle
6698 sayılı Kanun'un 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinde
yer alan "...50.000 Türk lirasından
1.000.000 Türk lirasına..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin
REDDİNE,
10/7/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
----------o----------
Değişiklik yapılan Mevzuat:
Fikri ve Sınai Haklar Mevzuatı, Masak Mevzuatı, Bilişim Mevzuatı, T.C. Külliyatı: XXX/5271A.01 No.lu belgelerdedir.