R.Gazete No: 33124
R.G. Tarihi: 31.12.2025
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI 1
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2024/144
Karar Sayısı : 2025/188
Karar Tarihi: 10/9/2025
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. Antalya Bölge Adliye
Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi (E.2024/144)
2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (E.2025/90)
İTİRAZLARIN KONUSU: 19/4/2012 tarihli ve
6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına
Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait
Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 11. maddesinin (4) numaralı fıkrasının
Anayasa'nın 2., 10., 13., 35. ve 46. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek
iptaline karar verilmesi talepleridir.
OLAY: 6292 sayılı Kanun kapsamında
yapılan satışa konu tapu kaydının iptali ve tescili talebiyle açılan davalarda
itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler,
iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un
11. maddesinin itiraz konusu (4) numaralı fıkrası şöyledir:
"(4) Bu Kanun kapsamında kalan
taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veya
iade edilmemesi gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanların
satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsiz
olarak geri alınır."
II. İLK İNCELEME
A. E.2024/144 Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir
ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai
AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan
FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR'ın katılımlarıyla
23/7/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak
kural sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa'nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40.
maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle
uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için
Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen
kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise
bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde
veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte
bulunan kurallardır.
3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 6292 sayılı Kanun'un
11. maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. Anılan fıkrada
söz konusu Kanun kapsamında kalan taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması,
ilgililerine devredilmemesi veya iade edilmemesi gerektiği hâlde bu
tasarruflara konu edilenlerden; satılanların satış bedelinin kanuni faiziyle
iade edileceği, devir ve iade edilenlerin ise bedelsiz olarak geri alınacağı
hükme bağlanmıştır.
4. Bakılmakta olan davanın konusu ise 6292 sayılı Kanun
kapsamında satılmaması gerektiği iddia olunan taşınmazın hak sahibine satılmış
olması nedeniyle söz konusu satışın iptal edilmesi talebine ilişkindir.
Dolayısıyla fıkrada yer alan "…ilgililerine
devredilmemesi veya iade edilmemesi…" ve "…devir ve iade edilenler ise bedelsiz olarak geri alınır." ibarelerinin bakılmakta olan davada
uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
5. Öte yandan fıkrada yer alan "Bu Kanun kapsamında kalan
taşınmazlardan…" ve "…gerektiği
halde bu tasarruflara konu edilenlerden;…" ibareleri bakılmakta olan davada
uygulanma imkânı olmayan ibareler yönünden de geçerli, ortak kural
niteliğindedir. Bu itibarla fıkranın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin
fıkrada yer alan "…hak sahiplerine
satılmaması,…" ve "…satılanların
satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir,…" ibareleri ile sınırlı olarak
yapılması gerekir.
6. Açıklanan nedenlerle 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı
Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman
Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım
Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 11. maddesinin;
A. (4) numaralı fıkrasında yer alan "…ilgililerine devredilmemesi veya iade edilmemesi…" ve "…devir ve iade edilenler ise bedelsiz olarak
geri alınır." ibarelerinin
itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı
bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği
nedeniyle REDDİNE,
B. (4) numaralı fıkrasının kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin
anılan kısımda yer alan "…hak sahiplerine satılmaması,..." ve
"...satılanların satış
bedeli kanuni faiziyle iade edilir,..." ibareleri ile sınırlı olarak yapılmasına
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E.2025/90
Sayılı Başvuru Yönünden
7. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA,
Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL,
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan
YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın
katılımlarıyla 27/3/2025 tarihinde yapılan
ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
8. 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin
Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan
Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında
Kanun'un 11. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan "…hak sahiplerine satılmaması,…" ve "…satılanların satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir,…" ibarelerinin iptallerine karar
verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/90 sayılı
davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/144 sayılı dava ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/144 sayılı
dosya üzerinden yürütülmesine 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
9. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun
hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
10. 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1.
maddesinin birinci fıkrasında, tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen
ağaç ve ağaççık topluluklarının yerleriyle birlikte orman olduğu belirtilmiş;
ikinci fıkrasında ise orman olarak nitelendirilmeyecek alanlar sayılmıştır.
11. Anılan Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının (A)
bendinde orman sayılan yerlerden -öncelikle orman içindeki köyler halkının
kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla- orman olarak muhafazasında
bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen aksine tarım alanlarına
dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile hâlen orman rejimi
içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına
dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerlerin (B) bendinde; 31/12/1981
tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş
yerlerden tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep
fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak
gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile
şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarının
orman sınırları dışına çıkarılacağı düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre
orman sınırları dışına çıkarılan bu yerler devlete ait ise Hazine adına, kamu
tüzel kişilerine ait ise bu kamu tüzel kişileri adına, hususi orman ise
sahipleri adına orman sınırları dışına çıkarılır ve uygulama kesinleştikten
sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılır.
12. 6292 sayılı Kanun'da ise 6831 sayılı Kanun'un 2.
maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin
değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen
devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının
yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile
Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esaslar
düzenlenmektedir. Dolayısıyla 6292 sayılı Kanun'un uygulama alanı, Hazine adına
orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile Hazineye ait tarım arazileridir.
13. Bu kapsamda anılan Kanun'un 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasına göre bu Kanun'un uygulanmasında 2/A alanları 6831 sayılı
Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine göre Hazine adına orman
sınırları dışına çıkarılan ve çıkarılacak yerleri, 2/B alanları 6831 sayılı
Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendine veya kesinleşmiş mahkeme
kararlarına göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan ve çıkarılacak
yerleri ifade etmektedir.
14. 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinde Hazine adına orman
sınırları dışına çıkarılan 2/B alanlarındaki taşınmazlarla ilgili hak
sahipliğinin şartları ile bu yerlerin satış usulüne ilişkin esaslar
belirlenmiştir. Bu çerçevede anılan maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında
2/B alanlarındaki taşınmazlar hakkında, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/4/2012
tarihinden önce ve sonra düzenlenen güncelleme listeleri veya kadastro
tutanakları ya da kesinleşmiş mahkeme kararları uyarınca oluşturulan tapu
kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların 31/12/2011 tarihinden
önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen
kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi içinde idareye başvuran ve
idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu yapmaksızın kabul
edenler, Kanun'a göre hak sahibi sayılmaktadır.
15. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında hak
sahiplerinden (1) numaralı fıkra kapsamında olanların Kanun'un yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, (2) numaralı fıkra kapsamında
olanların ise güncelleme listelerinin tescil edildiği veya kadastro
tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareye
başvurarak bu taşınmazların, bedeli karşılığında kendilerine doğrudan
satılmasını isteyebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla mülkiyeti Hazineye
ait olan bu yerlerin, fiilî kullanım durumu (yer ve muhdesat) dikkate alınarak
hak sahibi sayılan kişilere Hazine tarafından satılmasına imkân tanınmıştır.
16. Maddenin (12) numaralı fıkrasında ise hak sahiplerine
satılabilecek bu tür taşınmazlar bakımından bazı sınırlamalar getirilmiştir.
Buna göre doğrudan satılması gereken ancak ağaçlandırılmak üzere Orman Genel
Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan, bu amaçla kullanılan ya
da bu amaçla kullanılacağı Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen, ilgili
idarelerce özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken, içme ve kullanma
suyu havzalarında maksimum su seviyesinden itibaren üç yüz metrelik bant içinde
kalan yerlerde bulunan taşınmazlar hak sahiplerine satılamaz. Ancak talebinin
bulunması durumunda hak sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç
değerine eş değer öncelikle aynı il sınırları içinde bulunan 2/B alanlarındaki
taşınmaz, maddenin (4) numaralı fıkrasına göre hesaplanacak satış bedeli
karşılığında doğrudan satılabilir.
17. Kanun'un 12. maddesinde de belediye ve mücavir alan
sınırları dışındaki, Hazineye ait olan ve tarım arazisi niteliği taşıyan
taşınmazların satışına ilişkin hükümler öngörülmüştür. Anılan maddenin (1)
numaralı fıkrasında Hazineye ait bu tür tarım arazileri bakımından hak
sahipliği şartları düzenlenmiştir. Buna göre Hazineye ait tarım arazilerinin;
31/12/2011 tarihi itibarıyla en az üç yıldan beri tarımsal amaçla kiralayan,
kira sözleşmesi hâlen devam eden kiracıları veya bu arazileri aynı süreyle
tarımsal amaçla kullanan ve kullanımlarının devam ettiği idarece belirlenen
kullanıcıları ya da paydaşlarından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren iki yıl içinde bu arazileri bedeli karşılığında doğrudan satın almak
için idareye başvuran ve idarece bu maddede belirtilen şekilde tespit ve tebliğ
edilen satış bedelini itiraz etmeksizin kabul edenler bu maddeye göre hak
sahibi sayılır.
18. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında da hak
sahiplerine satışın yapılmayacağı hâller düzenlenmiştir. Anılan fıkraya göre
kamu hizmetine tahsis edilmiş veya fiilen bu amaçla kullanılanlar, Kanun'un
yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırları
içinde kalan yerler, belediye ve mücavir alan sınırları dışında olmakla
birlikte kamu kurum ve kuruluşlarının hazırladıkları planlarda tarım dışı
kullanıma ayrılmış alanlar, denizlerde kıyı kenar çizgisine beş bin metre,
tabii ve suni göllerde kıyı kenar çizgisine beş yüz metreden az mesafede
bulunan alanlar ile içme suyu amaçlı barajların mutlak ve kısa mesafeli koruma
alanları içinde kalan yerler, satış tarihi itibarıyla arazi toplulaştırılması
yapılacak yerler, özel kanunları kapsamında kalan ve özel kanunlarına göre
değerlendirilmesi gerekenler ile diğer sebeplerle satılamayacağı Hazine ve
Maliye Bakanlığınca belirlenecek Hazineye ait tarım arazileri bu madde
kapsamında hak sahiplerine satılmaz.
19. İtiraz konusu kurallarla, Kanun kapsamında kalan
taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması gerektiği hâlde satılanların satış
bedelinin kanuni faiziyle iade edilmesi suretiyle geri alınacağı
düzenlenmektedir.
B. İtirazın
Gerekçesi
20. Başvuru kararlarında özetle; itiraz konusu kurallarla
6292 sayılı Kanun uyarınca satılması yasak olan taşınmazlara ilişkin satış
işlemlerinin tek taraflı ve herhangi bir süreyle sınırlı olmaksızın idarece
iptaline imkân tanındığı, idareye kişiler lehine oluşmuş olan mülkiyet hakkını
sonlandırma yetkisinin tanındığı ancak buna ilişkin usul ve güvencelerin
oluşturulmadığı, taşınmazların gerçek değerleri karşılığında iade edilmelerinin
öngörülmediği, idarenin hatalı işlemi nedeniyle kişilere aşırı külfet yüklendiği,
satışın iptali hâlinde iade edilecek bedelin kanuni faize tabi kılındığı ancak
nitelik itibarıyla kamulaştırma yoluyla yapılması gereken bir işlem olan geri
alma işlemi bakımından öngörülen kanuni faizin, kamulaştırmaya ilişkin
alacaklarda en yüksek faizin uygulanması gerektiğine ilişkin ilkeyle de
bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa'nın 2., 10., 13., 35. ve 46.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa'ya
Aykırılık Sorunu
21. Anayasa'nın 35.
maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak
kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması
toplum yararına aykırı olamaz." denilmektedir. Anayasa'nın anılan
maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve
parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,
E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 136).
22. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek
ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği
gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren
bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve
mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya
mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama
niteliğindedir (AYM, E.2017/21, K.2020/77,
24/12/2020, § 137).
23. İtiraz konusu kurallarla, 6292
sayılı Kanun kapsamında hak sahiplerine
yapılan taşınmaz satışının hatalı olduğu gerekçesiyle iptal edilerek satış
bedelinin kanuni faiziyle iade edilmesi suretiyle taşınmazın idare tarafından
geri alınması mümkün kılınmaktadır. Geri almaya konu taşınmazın mülk teşkil
ettiği gözönünde bulundurulduğunda hak sahibi adına
gerçekleştirilmiş olan tescil işleminin idareye tanınan yetki çerçevesinde
iptal edilerek taşınmazın Hazine adına tescil edilmesine imkân tanınmasının mülkiyet hakkına yönelik sınırlama getirdiği açıktır.
24. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet
hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına
yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte
yandan mülkiyet
hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına
ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde
bulundurulması gerekir.
25. Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." denilmiştir.
Anayasa'nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa'da öngörülen
nedenlere bağlı olarak ancak kanunla sınırlanabilir.
26. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel
hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların
keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir
düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
27. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu
niteliklere sahip olması, Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan
hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de
idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,
net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin
keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken
bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu
ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,
E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa'nın 13. ve
35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa'nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
28. Kurallarla idareye -6292 sayılı
Kanun kapsamında satılmaması gereken taşınmazın satılması hâlinde- taşınmazın
satış bedelini kanuni faiziyle iade etmek suretiyle geri alma yetkisi
tanınmaktadır. Anılan Kanun kapsamında, satışı mümkün olan ve mümkün olmayan
taşınmazlar ile hak sahipliğine, satış bedelinin tespitine ve ödenmesine,
şartların taşınılmadığının anlaşılması nedeniyle taşınmazın geri alınması
hâlinde ödenecek tutara ilişkin hususların herhangi bir tereddüde yer
vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların
belirli ve öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.
29. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak
ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 35. maddesinde ise mülkiyet
hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği öngörülmüştür.
30. Anayasa'nın 170. maddesinin birinci
fıkrasında, ormanlar içinde veya bitişiğindeki köylerin halkının
kalkındırılması, ormanların ve orman bütünlüğünün korunması bakımından ormanın
gözetilmesi ve işletilmesinde devletle bu halkın iş birliğini sağlayıcı
tedbirlerle 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini
tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi, bilim ve fen bakımından orman
olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları
dışına çıkarılması, orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu
yerlere yerleştirilmesi için devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu
halkın yararlanmasına tahsisinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
31. Bu kapsamda 6292 sayılı Kanun da
6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına
çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması,
nakline karar verilen devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köylerin
halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi
ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların
belirlenmesi amacıyla kabul edilmiştir. Söz konusu Kanun kapsamında yapılacak
taşınmaz satışlarının esas itibarıyla Anayasa'nın ilgili maddeleriyle öngörülen
yükümlülüklerin yerine getirilmesi bakımından önem taşıdığı ancak satışı mümkün
olmayan taşınmazların satılması durumunda satışın Anayasa ile hedeflenen
kamusal yararın gerçekleşmesine hizmet etmeyeceği açıktır.
32. Öte yandan Kanun'un 6. maddesinin
(12) numaralı fıkrası ile 12. maddesinin (3) numaralı fıkrasında satışı mümkün
olmayan taşınmazların hangileri olduğu belirlenmiştir. Söz konusu fıkralarla
getirilen istisnalar gözetildiğinde satışın yapılmamasını gerekli kılan
hâllerin kamu yararı esas alınarak belirlendiği, dolayısıyla söz konusu
hâllerin varlığına rağmen satışın yapıldığı durumlarda kanuni faiziyle birlikte
satış bedelinin iadesi yolu öngörülmek suretiyle kamu yararı amacı
doğrultusunda taşınmazın tekrar kamuya geçirilmesinin amaçlandığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralların anayasal bağlamda meşru amaç taşıdığı
sonucuna ulaşılmıştır.
33. Bununla birlikte mülkiyet hakkına
yönelik sınırlamanın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli
olmayıp aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa'nın 13. maddesinde güvence
altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık
olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen
sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik
ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir
ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün
olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak
istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
34. Kamu yararı bulunması nedeniyle
satışı yapılmaması gereken taşınmazın satışının yapılması durumunda, malikin
zararının makul bir ölçüde tazmin edilmesi suretiyle taşınmazın mülkiyetinin
yeniden idareye geçirilmesinin anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli
ve gerekli bir yol olmadığı söylenemez.
35. Diğer yandan orantılılık ilkesi
gereğince amaç ile söz konusu amaca ulaşılmasında kullanılan araç arasında adil
bir dengenin bulunup bulunmadığının da tespit edilmesi gerekmektedir.
36. Anılan ilke uyarınca idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket
etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı
kapsamında bir husus söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda,
uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir
(Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım [1. B.], B. No: 2013/711,
3/4/2014, § 68). Mülkiyetin yeniden idareye geçirilmesini gerektiren bir
hatanın varlığı hâlinde ise iyi yönetişim ilkesi gereğince kamu makamlarının
tazminat ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır (bazı farklarla birlikte bkz. Abdullah
Tantaş ve diğerleri [GK], B. No: 2018/2739, 15/12/2021, § 61).
37. Kanun kapsamında yapılan doğrudan
satış, hak sahipliği iddiasına bağlı kılınmıştır. Söz konusu iddia ise 6.
maddede belirtildiği üzere Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce veya sonra
düzenlenen güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş
mahkeme kararlarına göre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre
belirlenmektedir. Yine anılan madde gereğince hak sahipliği belgesi de idare
tarafından düzenlenmektedir.
38. 12. madde kapsamında yapılan
satışlar bakımından ise bu taşınmazları 31/12/2011 tarihi itibarıyla en az üç
yıldan beri tarımsal amaçla kiralayan, kira sözleşmesi hâlen devam eden
kiracıların veya bu arazileri aynı süreyle tarımsal amaçla kullanan ve kullanımlarının
hâlen devam ettiği idarece belirlenen kullanıcıların ya da paydaşlarının diğer
koşulların da sağlanması hâlinde hak sahibi olarak kabul edildiği
anlaşılmaktadır.
39. Yapılan kadastro neticesinde
oluşacak sınırlar tapu kütüğünün oluşum sürecinin bir parçasıdır. Tapu
işlemleri, kadastro tespiti işlemleriyle başlayan ve onu takip eden
işlemlerdir. Tapu kütüğünün oluşum aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu
işlemleri bir bütün oluşturduğundan kadastro işlemleri sırasında oluşan hatalar
da 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi
uyarınca devletin objektif sorumluluğu kapsamına girmektedir (AYM, E.2023/142,
K.2023/210, 30/11/2023, § 37).
40. 6292 sayılı Kanun'un 12. maddesi
kapsamında öngörülen hak sahipliği için ise anılan maddenin (1) numaralı
fıkrasına göre kiracılık statüsünün taşınmazın Hazineye ait olması itibarıyla
idareyle kurulmuş olması, bu statünün varlığına ilişkin hususların idarece
gözönünde bulundurulması ve taşınmazın kullanıcısı olma durumunun da idarece
tespit edilmiş olması gerekmektedir.
41. Dolayısıyla hak sahipliğine ilişkin
hususların, idarenin araştırma ve incelemelerinin sonucunda belirlendiğinde
şüphe bulunmamaktadır. Öte yandan 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (12)
numaralı fıkrası ve 12. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında satışın
hangi hâllerde yapılmayacağına ilişkin düzenlemelerin satışı yapan idare
tarafından gözönünde bulundurulması gerektiği ve hak sahibinin söz konusu
fıkralarda belirtilen hâllerin tamamını biliyor olmasının beklenemeyeceği
açıktır.
42. Diğer yandan kurallarda taşınmazın
satışının ardından idarece geri alınabilmesine ilişkin olarak herhangi bir süre
öngörülmemiştir. Dolayısıyla kişilerin iyi niyetli olup olmadığı veya hatanın
tümüyle idareden kaynaklanıp kaynaklanmadığı gözetilmeksizin geri alma
işleminin herhangi bir süreyle sınırlanmamış olması, hak sahipliği ve satış
işlemi bakımından tümüyle iyi niyetli olan malikin mülkiyet hakkını, mülkten
yoksun bırakma biçiminde gerçekleşen müdahaleye her zaman açık hâle
getirmektedir.
43. Bu itibarla kurallarla, idarenin
tuttuğu kayıtlar ve verdiği hak sahipliği belgesine göre taşınmazı satın alan
malik, esas itibarıyla idari işleyişin kendisinden kaynaklanan sorunlar ve
eksikliklerin neden olduğu sonuçlara herhangi bir süreyle sınırlı olmaksızın
katlanmak zorunda bırakılmaktadır. Böylece malik, tapu ve kadastro kayıtları
ile devlet tarafından düzenlenen diğer kayıtlara güvenerek sahip olduğu
taşınmazından sürekli olarak yoksun bırakılma tehlikesiyle karşı karşıya
kalmaktadır.
44. Öte yandan taşınmazın, satış
bedeline kanuni faiz işletilmesi ve yalnızca bu miktarın ödenmesi suretiyle
geri alınmasının da mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin orantılı olup olmaması
bakımından değerlendirilmesi gerekir.
45. Bu bağlamda Anayasa
Mahkemesi 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine
İlişkin Kanun'un kanuni faizi düzenleyen 1. maddesini "Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri" yönünden incelediği kararında, hak
edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi
etmek amacıyla paranın asıl sahibine faiz uygulanmak suretiyle ödenmesinin
öngörüldüğü durumlarda asıl alacağa uygulanacak faiz oranının veya faiz
oranının belirlenmesi amacıyla oluşturulan mekanizmaların paranın değerinde
oluşacak aşınmayı telafi edecek nitelikte olması ve bu suretle para alacağının
enflasyon etkisiyle yitirilen değerinin belli ölçüde de olsa karşılanmasını
sağlayacak güvencelerin bulunması gerektiğini değerlendirmiş; anılan madde kapsamında
veya hukuk sistemimizde bu güvenceyi sağlayabilecek bir yol bulunmadığı
gerekçesiyle söz konusu maddenin "Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri" yönünden iptaline karar
vermiştir (AYM, E.2024/24, K.2025/164, 22/7/2025, §§ 29, 31).
46. Yine Anayasa Mahkemesi, mülkiyet
hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda aradan geçen sürede enflasyon
nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınmayla mülkiyetin gerçek
değerinin azaldığını, bunun yanı sıra bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı
olarak getirisinden yararlanma imkânın da kalmadığını değerlendirmiştir (AYM,
E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011; E.2024/24,
K.2025/164, 22/7/2025, § 23).
47. Anayasa Mahkemesinin anılan
kararları gözetildiğinde taşınmazın geri alınmasına ilişkin olarak ödenecek
bedelin -satış bedeline işletilecek yasal faizle birlikte ortaya çıkan meblağ
olması durumunda- geri almaya ilişkin makul bir sürenin de öngörülmemesi
nedeniyle malike orantısız bir külfet yüklenebileceği zira taşınmazın satışı
ile geri alınması arasında uzun bir zaman diliminin geçmiş olması hâlinde,
özellikle de enflasyonist bir ortamda satış bedelinin önemli ölçüde
anlamsızlaşması söz konusu olabilecektir.
48. Diğer yandan bu kapsamda değinilmesi
gereken bir diğer husus ise satış bedeli ve bu bedele işletilecek kanuni faiz
karşılığında taşınmazın geri alınabileceğini düzenleyen kuralların, malikin
taşınmazın değerini artırıcı nitelikteki işlemlerinin veya taşınmaz üzerinde
inşa ettiği yapıların durumuna ilişkin bir düzenleme öngörmemiş olmasıdır.
49. Nitekim Anayasa Mahkemesi mülkiyet
hakkından yoksun bırakılma biçimindeki müdahalelerde adil dengenin sağlanması
için hükmedilmesi gereken tazminatın miktarının ilke olarak taşınmazın müdahale
anındaki gerçek (tam) değeri olduğunu, taşınmazın müdahale anındaki değerinin
hesaplanması dışındaki seçeneklerin taşınmazın değerinde sonradan meydana gelen
artış veya azalmalar nedeniyle malikin haksız kazanç elde etmesine veya haksız
yere zarara uğramasına yol açabileceğini değerlendirmektedir (benzer yöndeki değerlendirme
için bkz. Arzu Kocakaya ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/34900,
13/1/2022, § 68; Hasan Durmuş [GK],
B. No: 2019/19126, 23/1/2025, § 61).
50. 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinin
(12) numaralı fıkrasında yer verilen; hak sahibine doğrudan satışı kamu yararı
bulunduğu gerekçesiyle yasak olan taşınmazlar yerine istenmesi hâlinde hak
sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eş değer öncelikle
aynı il sınırları içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmazın bu maddenin
(4) numaralı fıkrasına göre hesaplanacak satış bedeli karşılığında doğrudan
satılabileceğine ilişkin hüküm, taşınmazı geri alınan malikin mülkiyet
hakkından yoksun kalması nedeniyle uğradığı zararları tam olarak
karşılayabilecek nitelikte olmadığı ve anılan Kanun'un 12. maddesinde öngörülen
satışlar bakımından bir güvence getirmediği açıktır.
51. Öte yandan kurallar kapsamında, hak
sahiplerine satılmaması gerektiği hâlde satılan taşınmazların tekrar kamunun
mülkiyetine nasıl geçirileceği ve tespit edilen bedelin hangi sürede ve nasıl
ödeneceğine dair bir usul de öngörülmemiştir.
52. Ayrıca kurallar, satışı yapılan
taşınmazın bir başka kişiye (iyi niyetli üçüncü kişiye) satılmış olması hâlinde
de idarece aynı usulle geri alınabilmesine imkân tanımaktadır.
53. Bu itibarla kurallar, taşınmazın
satış bedelinin kanuni faiziyle birlikte ödenmesini öngörmek suretiyle hak
sahibinin mülkünden uygun bir karşılık ödenmeksizin ve herhangi bir süreyle de
sınırlı olmaksızın yoksun bırakılmasına imkân vermekte; esas itibarıyla
idarenin işleyişi veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan hatanın
giderilmesine ilişkin külfetin -giderim usulüne ilişkin güvenceler
öngörmeksizin- önemli bir kısmına hak sahibinin katlanmasına neden olmaktadır.
Bu kapsamda kuralların, ulaşılmak istenen kamu yararı ile mülkiyet hakkına
yönelik kişisel yarar arasında bulunması gereken makul dengenin hak sahibi
aleyhine bozulmasına neden olduğu açıktır.
54. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Ömer ÇINAR bu
görüşe katılmamıştır.
Kuralların
Anayasa'nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda
belirtilen hususların Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan
değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 2. maddesi
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların
Anayasa'nın 10. ve 46. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ
GÜN SORUNU
55.
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında "Kanun, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların
hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten
kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği
tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, 6216 sayılı Kanun'un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli
gördüğü hâllerde Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının
yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği
belirtilmektedir.
56. 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (4)
numaralı fıkrasında yer alan "…hak
sahiplerine satılmaması,..." ve "...satılanların
satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir,..." ibarelerinin iptalleri
nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı
Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin
kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe
girmesi uygun görülmüştür.
VI. HÜKÜM
19/4/2012
tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve
Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile
Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 11. maddesinin (4)
numaralı fıkrasında yer alan "…hak sahiplerine satılmaması,..." ve "...satılanların
satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir,..." ibarelerinin Anayasa'ya
aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Ömer
ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükümlerinin Anayasa'nın
153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 10/9/2025
tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Sayın Mahkemece çoğunluk tarafından benimsenen görüş uyarınca
6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmasının Desteklenmesi ve Hazine Adına
Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait
Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 11. maddesinin 4 numaralı
fıkrasında yer alan "hak sahiplerine satılmaması" ve "satılanların satış bedeli
kanuni faiziyle iade edilir" ibarelerinin Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine
aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler
ile söz konusu düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan,
çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;
İptal davasına konu edilen düzenleme şöyledir (6292 sayılı
Kanun m.11/f.4); " Bu Kanun kapsamında
kalan taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi
veya iade edilmemesi gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden;
satılanların satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler
ise bedelsiz olarak geri alınır".
Çoğunluk tarafından iptal gerekçesi olarak, satılan taşınmaz
için geri alma usulü ve bedelin ödenme zamanının düzenlenmediği, yine yasal
faizi ile birlikte satış bedelinin ödeneceği belirtilse de aradan geçen zaman
içinde yasal faizin alıcının zararlarını karşılayamayacağı, taşınmazın üçüncü
kişilere satılması halinde iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarına ilişkin bir
düzenleme bulunmadığı, taşınmazın üzerine inşaat yapılması halinde bedel
ödemesine ilişkin bir düzenleme olmadığı ileri sürülmüştür.
Kanunun 2. maddesinde satışı yapılacak olan 2/B alanlarının,
6831 sayılı Kanunun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi
ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı
kanunlarla değişik 2. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendine veya
kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre Hazine adına orman sınırları dışına
çıkarılan ve çıkarılacak yerleri ifade ettiği belirtilmiştir. Kanunun 6.
maddesinde ise hak sahiplerinin kimler olduğu, satış bedelinin belirlenmesi ve
hangi taşınmazların ilgilisine satılmayacağı düzenlenmiştir.
Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasına göre, "Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların
satış bedeli; dört yüz metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde
ellisi, fazlası için rayiç bedelin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanır. Birden
fazla taşınmazda hak sahibi olunması hâlinde yüzde elli satış bedeli
hesaplaması, hak sahibinin tercih edeceği sadece bir taşınmaz için uygulanır.
Bir taşınmazdaki hak sahipliğinin devredilmesi hâlinde yüzde elli satış bedeli
hesaplaması, taşınmazın sadece dört yüz metre karesi için ve hak sahiplerinin
hisselerine oranlanarak uygulanır. (Ek cümle: 6/3/2013-6444/1) Ancak, tamamen
ve münhasıran bilfiil tarımsal amaçlı olarak kullanılan ve üzerinde tarımsal
amaçlı yapılar (mandıra, sera, ağıl, kümes vb.) ile sürekli ikamet amacıyla
kullanılan konut hariç yapı bulunmayan yerler için satış bedeli, rayiç bedelin
yüzde ellisi üzerinden hesaplanır, bu şekilde satılan taşınmazların sonradan
farklı amaçla kullanılması hâlinde, taşınmazın satış tarihi itibarıyla rayiç
bedelinin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanacak bedel esas alınarak aradaki fark
kanuni faiziyle birlikte ecrimisilin tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin
hükümler uyarınca kayıt malikinden tahsil edilir".
Kanunun 6. maddesinin 12. fıkrasında ise, satış ve devri
yapılamayacak taşınmazlar belirtilmiştir. Buna göre, 6. maddeye göre hak
sahiplerine doğrudan satılması gereken taşınmazlardan ağaçlandırılmak üzere
Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla
kullanılan ya da Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ile ilgili
idarelerce bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç ay
içerisinde idareye bildirilmesi şartıyla özel kanunlar gereğince
değerlendirilmesi gerekenler ile içme ve kullanma suyu havzalarında maksimum su
seviyesinden itibaren üç yüz metrelik bant içerisinde kalan yerler hak
sahiplerine satılmaz. Yine aynı fıkranın devamında satışı yapılamayacak olan
söz konusu taşınmazların yerine istenilmesi hâlinde hak sahiplerine, hak sahibi
oldukları taşınmazın rayiç değerine eşdeğer öncelikle aynı il sınırları
içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmazların, yukarıda yer verilen 6.
maddenin 4. fıkrasına göre hesaplanacak satış bedeli karşılığında doğrudan satılabileceği
belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere ilgilisine satış suretiyle devredilen
taşınmazlar aslında Hazine adına kayıtlı olan orman vasfını yitirdiği için 2/B
olarak orman dışına çıkarılan ve belirli bir tarihten önce söz konusu araziyi
kullandığı için ilgilisine Hazine tarafından %50 bedelle satışı yapılan
araziler olmaktadır. İdare tarafından satılmaması gereken 2/B arazilerinin
hatalı bir şekilde satışa konu edilmesi halinde geri alınmasında meşru bir
menfaatin ve kamu yararının bulunduğu açıktır. Öyle ki, söz konusu arazilerin ağaçlandırılması
gereken alanlar, su havzasına belli bir mesafede olan alanlar, kamu hizmetine
tahsis edilen alanlar olduğu nazara alındığında idare tarafından yapılan
hatanın düzeltilmesinde üstün kamu yararı bulunduğu açıktır. Anayasa'nın 13. ve
35. maddesi maddeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, mülkiyet hakkına
yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağı mevcut olup, söz konusu Kanun hükmünün
meşru bir amacı olduğu nazara alındığında ve söz konusun amaca ulaşmak için hak
sahibi adına tapuda kaydedilmiş taşınmazların geri alınmasından başka bir yol
da mevcut olmadığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin gerekli ve ölçülü
olduğu tartışmadan uzaktır.
Kaldı ki, söz konusu taşınmazların malikinin aslında Hazine
olduğu, ilgilisi tarafından işgal edilerek yıllarca ücretsiz ya da ecrimisil
ödenerek kullanıldığı, bunun sonucunda Hazine tarafından işgal eden kişileri
hak sahibi olarak tanıyarak fiili durumu düzeltmek adına taşınmazların %50
bedelle hak sahiplerine satıldığı nazara alındığında hak sahibine satılmaması
gereken bir taşınmazın satış bedeline yasal faiz ödenerek geri alınmasında hak
sahibinin bir mağduriyeti doğmamaktadır. Bunun yanında satışı yapılamayacak
olan söz konusu taşınmazların yerine istenilmesi hâlinde hak sahiplerine, hak
sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eşdeğer öncelikle aynı il sınırları
içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmazların, aynı maddeye göre (m.6/f.4)
hesaplanacak satış bedeli karşılığında doğrudan satılabileceği belirtildiğinden
hak sahibinin bedel yerine başka bir taşınmazı devralması da mümkün
kılınmıştır.
Çoğunluk gerekçesinde, satış bedelinin iade şekli ve süresi,
üçüncü kişilerin iktisap etmesi halinde nasıl bir hukuki durum doğacağı gibi
hususlarda kanuni düzenleme bulunmadığı ileri sürülmüş ise de, üçüncü kişiler
adına tapuya tescil edilmemesi gereken yani, özel mülkiyete konu olmayan kamuya
ait bir taşınmazın genel hükümler çerçevesinde üçüncü kişiler tarafından
iyiniyetle iktisap edilmesi mümkün olmadığından, Kanunda bu hususta bir
düzenleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Yine Türk Borçlar Kanununa göre,
bir borç için vade tayin edilmemiş ise derhal talep edilmesi mümkün olup,
Kanunda satış bedelinin geri ödenmesi konusunda aksine bir düzenleme
olmadığından, hak sahibinin satış bedeli ve yasal faiz alacağı muaccel olup,
kendisine ödenmesini her zaman için talep etmesi mümkündür.
Hak sahibi ya da üçüncü kişiler tarafından taşınmaz üzerine
yapı veya başka bir inşaat yapılması halinde de genel hükümler uygulanacak
olup, Kanunda satış bedeli ve yasal faiz dışında başka bir bedel talep
edemeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, hak sahibinin yapılan yapı
bedellerini talep edip edemeyeceği ve talep edebilecekse tutarın nasıl
hesaplanacağı Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümleri
çerçevesinde belirlenecektir. Bu nedenle Kanunda bu konuda da ayrı ve özel bir hüküm
bulunmasına gerek yoktur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
kuralın Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi
gerektiği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
----------o----------
Değişiklik yapılan Mevzuat:
Gayrimenkul Mevzuatı, Vergi Muafiyet ve İstisnalar Mevzuatı, T.C. Külliyatı: XXX/6292A.01 No.lu belgelerdedir.