R.Gazete No: 33116
R.G. Tarihi: 23.12.2025
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI 1
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2025/31
Karar Sayısı : 2025/183
Karar Tarihi: 10/9/2025
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2025/31)
2. Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2025/36)
İTİRAZLARIN KONUSU:
13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk
Ticaret Kanunu'na 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle
eklenen geçici 7. maddenin;
A. (15) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinin,
B. (15) numaralı fıkrasına 23/5/2024 tarihli ve 7511
sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen
altıncı cümlenin,
Anayasa'nın
2., 10., 13., 35., 36. ve 40. maddelerine
aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi
talepleridir.
OLAY: Ticaret sicilinden terkin edilen
şirketlerin ihyası talebiyle açılan davalarda itiraz konusu
kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için
başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun'un itiraz konusu kuralların da yer aldığı geçici 7.
maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"GEÇİCİ MADDE 7- (Ek: 26/6/2012-6335/38 md.)
(1) 1/7/2015 tarihine kadar aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya
da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve
ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne
uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır.
a) 24/6/1995 tarihli ve 559 sayılı Türk Ticaret Kanununun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince,
sermayelerini anılan Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen tutarlara
çıkarmamış anonim şirketler ile limited şirketler.
b) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce veya 1/7/2015 tarihine
kadar münfesih olan anonim ve limited şirketler.
c) Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle
dağılmış olan kooperatifler.
d) Sebebi ne olursa olsun aralıksız son beş yıla ait olağan
genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatifler.
e) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye
işlemlerine başlanılmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle ara
bilançoları veya son ve kati bilançosu genel kurula tevdi edilemediği için
ticaret sicilinden terkin işlemi yapılamayan şirket ve kooperatifler.
(2) Davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan
şirket veya kooperatiflere bu madde hükümleri uygulanmaz.
...
(4) Ticaret sicili müdürlüklerince;
a) Kapsam dâhilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret
sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya
kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollanır.
Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne
aynı gün gönderilir. İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinden
itibaren otuzuncu günün akşamı itibarıyla, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı
Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer. Ayrıca anılan
ilan, bildirici niteliği haiz olarak ilgili ticaret ve sanayi odası veya
ticaret, sanayi ya da deniz ticaret odasının internet sitesinde aynen
yayımlanır.
b) 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince sermaye
artırımında bulunmayarak münfesih olan şirketlere yapılacak ihtarda;
ortaklarından, yönetici veya denetçilerden ya da müdürlerinden tebliğ
tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi
takdirde, bu madde hükümlerine göre ticaret sicili kayıtlarından unvanın
silineceği, şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten
itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça
yazılır.
c) Bu fıkranın (b) bendinde belirtilen şirketler dışında kalan
kapsam dâhilindeki diğer münfesih şirketler ile kooperatiflerden ayrıca,
faaliyetlerine devam etme isteğinde bulunmaları hâlinde münfesih olma nedenini
ortadan kaldıran işlemlerin yapılarak ispat edici belgelerin bildirilmesi
istenir.
(5) a) Tasfiye memuru olarak; şirket veya kooperatifin
ortaklarından herhangi biri, ticaret siciline kayıtlı en son yetkilileri ya da
bunların belirleyecekleri üçüncü şahıslar bildirilebilir. Tasfiye memuru olarak
başka ortak veya yönetici tarafından bildirilen ortak veya yöneticiler ile
üçüncü şahısların bu görevi kabul ettiklerine ilişkin yazılı beyan da bildirime
eklenir. Üçüncü şahısların tasfiye memuru olarak tescil edilebilmeleri
ortakların veya yöneticilerin hiçbirinin tasfiye memuru olarak bildirilmemiş
olmasına bağlıdır.
b) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilan üzerine süresi
içinde tasfiye memurlarını bildiren şirket ve kooperatiflerin, tasfiye
memurları ve tasfiye adresi, ilgili ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil
ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve ilgili odanın internet sitesinde ilan
edilir.
c) Bu ilanda; şirket veya
kooperatifin alacaklıları, alacaklarını kanıtlarıyla birlikte ilan tarihinden
itibaren iki ay içinde tasfiye memurlarına bildirmeye davet edilir. Ayrıca
ilanda, şirket veya kooperatifin mevcut malvarlığı ile alacak ve borçlarını
gösterir listenin; belgeleri ile birlikte ilan tarihinden itibaren bir ay
içinde, anonim şirket veya kooperatifin yönetim kurulu, kurulun bir veya birkaç
üyesi, denetçileri, limited şirketlerde ise müdür veya müdürler tarafından
ilgili tasfiye memuruna verilmesi ihtar edilir.
d) Bu fıkra gereğince yapılacak ilan, Tebligat Kanunu
hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer.
(6) a) Tasfiye memurları, alacaklıların alacaklarını
bildirmeleri için öngörülen sürenin sonunda şirketin veya kooperatifin durumunu
gösteren bir bilanço hazırlar ve tasfiyeyi altı ay içinde sonuçlandırır.
Gerekli hâllerde bu süreyi aşmamak üzere, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca bir
defaya mahsus olmak üzere ek süre verilebilir.
b) Tasfiye memurlarınca hazırlanan bilançoya göre şirket veya
kooperatifin borçlarının varlığından fazla olması hâlinde tasfiye memurları
durumu derhal alacaklılara bildirerek şirket veya kooperatifin iflasına karar
verilmesi için mahkemeye başvuruda bulunmalarını ister. Bildirimde ayrıca,
bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde şirket veya kooperatifin iflası için
mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi hâlinde kaydın silineceği ihtar
olunur. Alacaklıların başvurusu üzerine mahkeme iflasın açılmasına karar verir
ve tasfiye İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Süresi içinde
şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin
bildirilmemesi hâlinde tasfiye memurlarının başvurusu üzerine ilgili şirket
veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret
Sicili Gazetesinde ilan edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre yapılacak tasfiye işlemlerinde,
ilgili kanunların veya esas sözleşmelerin genel kurul kararı alınmasını zorunlu
kılan hükümleri uygulanmaz.
(8) Bu madde kapsamında tasfiye memurlarınca düzenlenecek son ve
kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne verilmesi ile tasfiye sona ermiş
kabul edilir ve şirketin unvanı ticaret sicilinden silinerek Türkiye Ticaret
Sicili Gazetesinde ilan edilir. İflasına karar verilen şirket veya kooperatifin
ise iflas işlemlerinin tamamlandığının bildirilmesi üzerine şirketin veya
kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret
Sicili Gazetesinde ilan edilir.
(9) Tasfiye memurlarına beşinci fıkranın (c) bendinde belirtilen
bilgi ve belgelerin verilmemesi veya tasfiye memurlarınca da bu bilgi ve
belgelere erişilememesi hâlinde durum ticaret sicili müdürlüğüne bildirilerek,
başka bir işleme gerek kalmaksızın unvan silinir ve Türkiye Ticaret Sicili
Gazetesinde ilan edilir.
(10) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye
işlemlerine başlanılmış şirket veya kooperatiflerin genel kurullarının, kanunun
öngördüğü asgari süre ve şartlara uygun olarak toplantıya çağrılmış olmasına
rağmen iki defa üst üste toplanamaması ve bu durumun tevsik edilmesi kaydıyla
tasfiye memuru tarafından son ve kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne
tevdi edilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve unvan ticaret sicilinden
silinerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.
(11) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilana rağmen,
süresi içinde cevap vermeyen veya tasfiye memurunu bildirmeyen yahut durumunu
kanuna uygun hâle getirmeyen veya faaliyette bulunduğunu adres ve kanıtlarıyla
birlikte bildirmeyen şirket ve kooperatiflerin unvanı ticaret sicilinden resen
silinir. Resen unvanı silinen şirket ve kooperatifler, Türkiye Ticaret Sicili
Gazetesi ile ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir.
…
(15) Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esas
sözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir. Bu madde gereğince tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya
kooperatiflerin ortaya çıkabilecek malvarlığı, unvana ilişkin kaydın silindiği
tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal eder. Hazine bu şirket
ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu tutulmaz. Tasfiye memurlarının
sorumlulukları konusunda, özel kanunlardaki sorumluluğa ilişkin hükümler saklı
kalmak kaydıyla bu Kanun veya Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanır. Ticaret
sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki
menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak (…) mahkemeye başvurarak
şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir. (Ek cümle:23/5/2024-7511/16 md.)
Bu maddede öngörülen usule uygun olarak
kaydı silinen şirket veya kooperatifin ihyasına ilişkin yapılacak yargılamada
ilgili ticaret sicili müdürlüğü aleyhine yargılama giderleri ve vekalet
ücretine hükmolunamaz.
…"
II. İLK
İNCELEME
A. E.2025/31 Sayılı Başvuru
Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin
YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU,
Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer
ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk
inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E.2025/36 Sayılı Başvuru
Yönünden
2. Anılan İçtüzük hükümleri
uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan
GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve
Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
3.
13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na 26/6/2012 tarihli ve
6335 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (15) numaralı
fıkrasına 23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen
altıncı cümlenin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna
ilişkin E.2025/36 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle
E.2025/31 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas
incelemenin E.2025/31 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 11/2/2025 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
4.
Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Özge
ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu
kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun'un Geçici 7. Maddesinin (15)
Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
5.
6102 sayılı Kanun'un 529 ila 531. maddelerinde anonim şirketin sona erme
sebepleri düzenlenmiş; 533. maddesinde ise sona
eren şirketin tasfiye hâline gireceği, tasfiye hâlindeki şirketin, pay
sahipleriyle olan ilişkileri de dâhil, tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini
koruyacağı ve ticaret unvanını "tasfiye
hâlinde" ibaresi eklenmiş olarak kullanacağı belirtilmiştir.
6.
Anılan Kanun'un 536 ila 548. maddelerinde anonim şirketlerin tasfiye usulü
düzenlenmiştir. Kanun'un 643. maddesinin (1) numaralı fıkrasında limited
şirketlerin tasfiye usulü ile tasfiyede
şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin
hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı
Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesinde de benzer şekilde anılan Kanun'da
aksine açıklama olmayan hususlarda kooperatiflerin tasfiyesinin anonim
şirketlerin tasfiye hükümlerine göre yapılacağı öngörülmüştür.
7.
6102 sayılı Kanun'un 536 ila 548. maddelerinde anonim şirketin tasfiye usulüne
ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Bu
kapsamda tasfiye memurları, tasfiye memurlarının görevden alınması, tasfiye
memurlarının aktifleri satma yetkisi, yetkilerin sınırlandırılması ve
genişletilmesi, tasfiyeye konu mal varlığına ilişkin ilk envanter ve bilanço,
alacaklıların çağrılması ve korunması, tasfiye sonucu dağıtma, defterlerin
saklanması, şirket unvanının sicilden silinmesi, ek tasfiye ve tasfiyeden
dönülmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
8.
Söz konusu hükümlere göre anonim şirketin tasfiyesinde şirket alacaklarının
tahsil edilmesi, borçların ödenmesi, şirket ortaklarınca sermaye payları için
yapılan ödemelerin yani pay bedellerinin iade edilmesi, şirketin varsa kalan
aktifinin tasfiye payı olarak pay sahiplerine dağıtılması, şirkete ait ticaret
unvanının sicilden silinmesi gibi işlemler gerçekleşmektedir. Dolayısıyla
tasfiyenin tamamlanması, şirket tüzel kişiliğinin sona erdirilmesi ile şirket
alacaklıları ve pay sahiplerinin mal varlığı haklarını elde etmeleri açısından
oldukça önem taşımaktadır. Zira sona erme şartlarını taşıyan şirkete ait mal
varlığının -kanunda öngörülen istisnalar haricinde- tasfiye edilmeden doğrudan
pay sahiplerine intikal etmesi mümkün değildir.
9.
Anılan Kanun'un 547. maddesinde ise ek tasfiye düzenlemiştir. Söz konusu
maddeye göre tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin
yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması hâlinde son tasfiye memurlarının,
yönetim kurulu üyelerinin, pay sahiplerinin veya alacaklıların şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden bu ek işlemler
sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri ve
mahkemenin istemin yerinde olduğuna kanaat getirmesi hâlinde şirketin ek tasfiye
için yeniden tesciline karar vereceği hükme bağlanmıştır.
10.
Kanun'un geçici 7. maddesinde ise münfesih
olmasına veya sayılmasına karşın tasfiye edilmeyerek ticaret sicili
kayıtlarından terkin edilmeyen anonim ve limited şirketler (şirketler) ile
kooperatiflerin tasfiyelerine ve sicilden terkinine ilişkin düzenlemelere yer
verilmiştir. Bu çerçevede münfesih olan veya sayılan şirketler ile
kooperatiflerin anılan genel hükümlere nazaran kolaylaştırılmış bir usulde
tasfiye edilerek unvanlarının sicilden silinmesine ve bunun mümkün olmaması
hâlinde ise unvanlarının sicilden resen silinmesine yönelik düzenlemeler
yapılmıştır. Bu itibarla anılan maddede genel tasfiye usulünün istisnası
olarak ticaret unvanının sicilden resen silinme usullerinin düzenlendiği
anlaşılmaktadır.
11.
Maddenin (1) numaralı fıkrasında bu maddeye göre tasfiye edilecek ve ticaret
sicilinden silinecek şirket ve kooperatifler belirlenmiştir. Bu kapsamda
sermayelerini mevzuatta öngörülen sürede belirtilen tutarlara çıkarmamış olan
şirketlerin, Kanun'un yürürlük tarihinden önce veya 1/7/2015 tarihine kadar
münfesih sayılan şirketlerin, dağılmış sayılan kooperatiflerin, son beş yıla
ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketlerin ve
kooperatifler ile Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine
başlanmış ancak genel kurulun toplanamaması
nedeniyle bilançoları genel kurula tevdi edilemediği için ticaret
sicilinden terkin işlemi yapılamamış olan şirketlerin ve kooperatiflerin bu
madde kapsamında tasfiye edileceği belirtilmiştir. (2) numaralı fıkrada ise
davacı veya davalı sıfatı devam eden şirket ve kooperatifler maddenin kapsamı
dışında tutulmuştur.
12.
(4) numaralı fıkranın (a) bendinde maddeye göre yapılacak tasfiye usulü
kapsamında ilgili şirket ve kooperatife ihtar yapılması gerekliliği ile bu
ihtarın içeriği, ilanı ve tebliğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş; (b)
bendinde sermaye artırımında bulunmayarak münfesih olan şirketlere yapılacak
söz konusu ihtarda ortaklarından,
yönetici veya denetçilerinden ya da müdürlerinden tebliğ tarihinden itibaren
iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde bu madde
hükümlerine göre ticaret sicili kayıtlarından unvanın silineceği, şirkete ait
mal varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra
Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu hususunun açıkça yazılacağı; (c)
bendinde (b) bendinde belirtilen şirketler
dışında kalan kapsam dâhilindeki diğer münfesih şirketler ile kooperatiflerden
ayrıca, faaliyetlerine devam etme isteğinde bulunmaları hâlinde münfesih olma
nedenini ortadan kaldıran işlemlerin yapılarak ispat edici belgelerin
bildirilmesinin isteneceği öngörülmüştür.
13.
(5) numaralı fıkrada ihtar üzerine şirket veya kooperatif tarafından tasfiye
memurlarının bildirilmesi hâlinde tasfiye memurlarının ve tasfiye adreslerinin ilgili ticaret sicili müdürlüğü
tarafından tescil edilerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ve ilgili odanın
internet sitesinde ilan edileceği, ayrıca bu ilanda, şirket veya
kooperatifin mevcut mal varlığı ile alacak ve borçlarını gösterir listenin
belgeleri ile birlikte ilan tarihinden itibaren bir ay içinde anonim şirket
veya kooperatifin yönetim kurulu, kurulun bir veya birkaç üyesi, denetçileri,
limited şirketlerde ise müdür veya müdürleri tarafından ilgili tasfiye memuruna
verilmesinin ihtar edileceği düzenlenmiştir.
14.
(6), (7) ve (8) numaralı fıkralarda tasfiye memurlarınca yapılacak tasfiye
işlemlerinin usulü, bu kapsamda şirket veya kooperatifin iflası, iflas talebi
için mahkemeye müracaat edilmemesi, tasfiye ya da iflas kararı verilmesi
hâlinde şirketin veya kooperatifin unvanının sicilden silinmesi ve ilanı hükme
bağlanmıştır. (9) numaralı fıkrada ise (5) numaralı fıkranın (c) bendinde
belirtilen bilgi
ve belgelerin tasfiye memurlarına verilmemesi veya tasfiye memurlarınca da bu
bilgi ve belgelere erişilememesi ve bu
durumun bildirimi üzerine unvanın silinmesi ve bunun ilanı düzenlenmiştir. (10)
numaralı fıkrada bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiyesine
başlanan şirket veya kooperatiflerin genel kurullarının iki defa üst üste
toplanamaması hâlinde son ve kati bilançonun sicile tevdii üzerine tasfiyenin
sona ermiş sayılması ve unvanın sicilden silinerek bu hususun ilanı hükme
bağlanmıştır.
15.
(11) numaralı fıkrada (4) numaralı fıkraya göre yapılan ihtar ve ilana süresi
içinde cevap vermeyen ya da tasfiye memuru bildirmeyen, durumunu kanuna uygun
hâle getirmeyen veya faaliyette bulunduğu adresi kanıtlamayan şirket ve
kooperatiflerin sicilden tasfiye edilmeksizin resen terkin edileceği
öngörülmüştür.
16.
(12) numaralı fıkrada (6) numaralı fıkranın (b) bendi, (9) numaralı fıkra ve (11) numaralı fıkra
uyarınca ticaret sicilinden unvanları silinecek şirket veya
kooperatiflerin borçlarının, unvanlarının silinmesine engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.
17.
(15) numaralı fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinde madde gereğince tasfiye
edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek mal
varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra
Hazineye intikal edeceği hükme bağlanmıştır. Buna göre madde kapsamında
sicilden silinen şirket veya kooperatifin tasfiyesiz sona ermesi nedeniyle
tasfiyeye tabi tutulamayan mal varlığı Hazineye devredilecektir. Anılan
fıkranın üçüncü cümlesinde Hazinenin bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından
sorumlu tutulmayacağı belirtilmiştir. Fıkranın beşinci cümlesine göre ticaret
sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki
menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak mahkemeye başvurmak suretiyle
şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilecektir.
2. İtirazın
Gerekçesi
18. Başvuru kararında özetle;
şirketlerin ihyasını talep etme hakkını beş yıllık süreyle sınırlayan hükmün
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine alacaklılar ve hak
sahipleri için şirketin ihyasını talep etme hakkının süresiz hâle geldiği, bu
duruma karşılık itiraz konusu kural kapsamında alacak ve hakların teminatını
oluşturan şirketin mal varlığının sicilden silinmesinden itibaren on yıl sonra
Hazineye devrinin öngörülmesinin çelişki oluşturduğu, ek tasfiyeyi düzenleyen
6102 sayılı Kanun'un 547. maddesinde mal varlığının Hazineye devrine ilişkin
bir düzenlemeye yer verilmediği, kuralın mülkiyet hakkını ihlal ettiği,
alacaklıların ve borçluların teminatı olan şirketin mal varlığını elde etmek
için başvurabilecekleri dava yolunu süre sınırı getirmek suretiyle etkisizleştirdiği
belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 13., 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
19. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.
Birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkı, bireye, emeğinin
karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma imkânı tanıyan temel
bir haktır (AYM, E.2023/49, K.2024/54, 22/2/2024, § 12).
20. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan
mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her
türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §
20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan
menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni
haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak ile şirket ortaklık payları veya menkul
kıymetleri mülkiyet hakkının kapsamına
dâhildir (AYM, E.2016/144, K.2020/75, 10/12/2020, § 331; Mahmut Duran ve
diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
21. İtiraz konusu kural kapsamında mal varlıkları Hazineye intikal eden şirket veya
kooperatiflerin söz konusu mal varlığı üzerinde pay sahibi olanların ortaklık
payı ve tasfiye payından kaynaklanan hakları ile şirket veya kooperatiften
alacaklı olanların ileri sürülebilecekleri alacak ve diğer maddi hakların
Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülk teşkil ettiği açıktır.
22. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar
vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi
dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf
etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun
semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden
herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet
hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2019/50, K.2019/96,
25/12/2019, § 14).
23. 6102 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında yer
alan şirketlerin ve ana sözleşmesinde hüküm bulunması hâlinde kooperatiflerin
ortaklarının tasfiye sonucunda arta kalan mal varlığı değerini (tasfiye payı)
alma hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla kural nedeniyle tasfiye payına konu
olabilecek mal varlığının Hazineye devri söz konusu olabilecektir.
24. Öte yandan kuralla sicilden resen terkin edilen
şirketlerin ve kooperatiflerin mal varlığının Hazineye intikal ettirilmesinin
şirket ve kooperatiflerin borçlarının bu mal varlığı üzerinden karşılanma
ihtimalini de ortadan kaldırmaktadır. Zira
tasfiyenin önemli aşamalarından birisini tasfiyeye konu mal varlığından
borçların ödenerek alacaklılarının tatmin edilmesi oluşturmaktadır. Nitekim
anılan maddenin (15) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde Hazinenin bu şirket
ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu olmayacağı düzenlenmiştir. Buna göre
şirket veya kooperatif alacaklılarının terkinden itibaren on yıl geçtikten
sonra şirket veya kooperatifin mal varlığından alacaklarını tahsil etme
imkânları ortadan kalkacaktır.
25. Bu itibarla kuralda
tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya
çıkabilecek mal varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on
yıl sonra Hazineye intikal edeceğinin öngörülmesi suretiyle mülkiyet hakkına
sınırlama getirilmektedir.
26. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet
hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına
yönelik sınırlamaların kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte
yandan mülkiyet
hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına
ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde
bulundurulması gerekmektedir.
27. Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin
kanunla yapılması, Anayasa'da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü
olması gerekir.
28. Anayasa'nın anılan hükümleri uyarınca mülkiyet
hakkına yapılan sınırlamalarda gözetilecek öncelikli ölçüt, sınırlamanın
kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları
sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe
izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler
niteliğinde olması gerekir.
29. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu
niteliklere sahip olması, Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki
belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare
yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken
bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu
ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,
E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa'nın 13. ve
35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa'nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
30. Kuralla şirket ve
kooperatiflere ait mal varlığının Hazineye devredilmesinin kapsam ve
şartlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak
düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu
ve kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
31. Anayasa'nın 13. ve 35.
maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla
sınırlanabilmektedir. Kamu yararı kavramı mülkiyet hakkının kamu
yararının gerektirdiği durumlarda sınırlanması imkânı vermekle bir sınırlama
amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında
sınırlanamayacağını öngörmek suretiyle sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet
hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (AYM, E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023,
§ 27; Nusrat Külah [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §
53; Yunis Ağlar [1. B.], B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §
28).
32. Anılan Kanun'un geçici 7.
maddesi kapsamında tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya
kooperatiflerin unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl
süreyle kullanılmayan ya da ihya davasıyla ilgililerce tasfiyeye konu edilmeyen
mal varlığının Hazineye intikal ettirilerek ekonomiye kazandırılmasının ve atıl
kalmasının önlenmesi suretiyle sicilden silinen şirket ve kooperatiflerin mal
varlıklarına ilişkin belirsizliğin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı
anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralın meşru amaç taşıdığı açıktır.
33. Bununla birlikte mülkiyet
hakkı bağlamında getirilen sınırlamanın kanunilik ve meşru amaç şartlarını
taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa'nın 13.
maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi ise elverişlilik,
gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik
öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın
zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile
ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen
sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi
gerekliliğini ifade etmektedir.
34. Tasfiye edilmeksizin unvanı
sicilden silinen şirket veya kooperatiflerin mal varlığının sicilden silinme
tarihinden itibaren on yıl sonra Hazineye intikalini öngören kuralın meşru amaç
bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
35. Kuralın gerekliliği ile ilgili
olarak yapılacak incelemede unvanı sicilden silinen şirket veya kooperatiflere
ait mal varlığının ekonomiye kazandırılması amacına daha hafif bir sınırlama
aracıyla ulaşılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
36. Bu bağlamda unvanın sicilden silinmesinden itibaren on yıl geçen
şirket ve kooperatiflerin ortaklarına tasfiye payını elde etme veya
alacaklılarına alacaklarını tahsil etme imkânı tanınmak suretiyle şirket ve
kooperatiflerin mal varlığının aktif olarak değerlendirilmesi söz konusu
olabilir. Böylelikle mal varlığı üzerinden tasfiye payının alınması veya
alacakların tahsil edilmesi suretiyle şirket veya kooperatiflerin malvarlığının
ekonomik yönden işlevsel hale gelmesi sağlanarak kuralla öngörülen amaca ulaşılabilecektir.
37. Kuralda mal varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten
itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği öngörülmekle birlikte şirket veya
kooperatif ortaklarının ve alacaklılarının anılan madde kapsamında yapılan
işlemler ve intikalden haberdar olmalarını sağlayacak bir mekanizma
öngörülmemiştir. Buna karşılık atıl durumda olan şirket ve kooperatif mal
varlığının öncelikle tasfiye payı alma hakkına sahip olan ortaklar ve şirket
veya kooperatiften alacaklı olan kişiler tarafından değerlendirilmesine imkân
sağlayan bir yöntemin oluşturulması suretiyle de anılan meşru amaca ulaşmak
mümkündür.
38. Bu itibarla kural kapsamında on yıl önce unvanı sicilden silinen
şirket ve kooperatifin mal varlığının ortakları veya alacaklıları tarafından
değerlendirilmesine imkân tanınmaksızın mal varlığının Hazineye intikal
ettirilmesi suretiyle mülkiyet hakkına
getirilen sınırlamanın meşru amaca ulaşmak bakımından gerekli olduğu
söylenemez.
39. Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de
bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri yönünden
yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 2.
maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kural Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal
edildiğinden ayrıca Anayasa'nın 40. maddesi yönünden incelenmemiştir.
B.
Kanun'un Geçici 7. Maddesinin (15) Numaralı Fıkrasının Altıncı Cümlesinin
İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
40. 6102 sayılı Kanun'un geçici 7.
maddesinin (15) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinde ticaret sicilinden kaydı
silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri
bulunanların haklı sebeplere dayanarak mahkemeye başvurmak suretiyle şirket
veya kooperatifin ihyasını isteyebilecekleri belirtilmiştir.
41.
Anılan madde kapsamında ihya, madde uyarınca
genel hükümlere nazaran kolaylaştırılmış usulde tasfiye olunan veya yine bu
maddeye göre tasfiye edilmeksizin resen sicilden silinen şirketler ile
kooperatiflerin yeniden sicile tescil edilerek tüzel kişilik kazanmaları
amacıyla öngörülmüş hukuki bir kurumdur. Böylelikle alacaklılar ile hukuki
menfaatleri bulunan diğer kişilerin haklı sebeplere dayanarak ilgili şirketin
veya kooperatifin tüzel kişilik kazanmasını sağlamak amacıyla mahkemeye
başvurmasına imkân tanınmıştır.
42. Söz konusu
haklı sebepler kapsamında kanunda öngörülen usule uyulmadan sicilden silme
işleminin yapılması, sicilden silinen şirket veya kooperatife ait bazı
aktiflerin sonradan ortaya çıkması, şirket organlarına karşı sorumluluk
davasının açılması veya şirket lehine bir davanın açılması ya da şirkete karşı
dava açılması veya icra takibinin başlatılması gerekliliği gibi şirketin tüzel
kişiliğinin, dolayısıyla hak ve fiil ehliyetinin bulunmasını zorunlu kılan
hâller örnek gösterilebilir (AYM, E.2023/33, K.2023/117, 22/6/2023, § 29).
43. Yargı kararlarında da belirtildiği üzere madde kapsamında sicilden
silinen şirket veya kooperatiflerin ihyası için yasal hasım
olması nedeniyle ilgili ticaret sicil müdürlüğüne karşı dava açılması gerektiği
anlaşılmaktadır (Yargıtay
11. Hukuk Dairesi, E.2024/1311, K.2024/1830, 6/3/2024; E.2024/1198,
K.2024/1751, 5/3/2024; E.2024/404, K.2024/1038, 13/2/2024; E. 2023/3144,
K.2023/3825, 15/6/2023).
44. Anılan fıkranın
itiraz konusu beşinci cümlesinde maddede öngörülen usule uygun olarak kaydı silinen şirket veya kooperatifin ihyasına
ilişkin olarak yapılacak yargılamada ilgili ticaret sicili müdürlüğü aleyhine
yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmolunmayacağı belirtilmiştir.
45. Söz konusu
Kanun'un 547. maddesinde, Kanun'daki olağan usule göre tasfiye edilerek ticaret
sicilinden silinen şirketlerin ek tasfiyesi düzenlenirken anılan madde
kapsamında ek tasfiye talebiyle açılan davada yargılama giderlerinden
sorumluluğu düzenleyen özel bir hüküm öngörülmemiştir.
46. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
yargılama giderlerinin kapsamı belirlenmiştir. Buna göre yargılama giderleri
genel olarak harçlardan, masraflardan ve vekille takip edilen davalarda kanun
gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinden oluşmaktadır.
47. 2/7/1964
tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasında
genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin
yapılmasını isteyen tarafın ödemekle yükümlü olduğu, üçüncü fıkrasında ise
herhangi bir istek olmaksızın resen yapılacak işlemlere ait harçların, aksine
hüküm yoksa lehine işlem yapılan kişilerden alınacağı hükme bağlanmıştır. Dava
masrafları ise işin niteliğine göre davacıdan veya davalıdan tahsil
edilebilmektedir.
48. 6100 sayılı
Kanun'un 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunda yazılı hâller
dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar
verilir. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında da davada iki taraftan her
birinin kısmen haklı çıkması hâlinde mahkemece yargılama giderlerinin
tarafların haklılık oranına göre paylaştırılacağı öngörülmüştür. Anılan
Kanun'un 330. maddesinde ise vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna
göre takdir olunacak vekâlet ücretinin haklı çıkan taraf lehine hükmedileceği
belirtilmiştir. Dolayısıyla dava ve takiplerde yargı harçları, masraflar ve
vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderleri ilke olarak haksız çıkan tarafa
yüklenmektedir. Böylece dava veya takipte haksız çıkan tarafın, karşı tarafın
bu dava veya takip sebebiyle yapmak zorunda kaldığı yargılama giderlerini
karşılaması sağlanmaktadır.
49. İtiraz
konusu kurala göre ise 6102 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinde kapsamında
sicilden silinen şirket veya kooperatifin ihyası için ticaret sicil
müdürlüklerine karşı açılan ihya davalarının kabul edilmesi hâlinde şirket veya
kooperatifin ihyasını talep eden davacı lehine hüküm kurulmasına rağmen bu kişilerin dava nedeniyle yaptıkları yargılama giderleri üzerilerinde
bırakılacak ve lehlerine vekâlet ücretine hükmedilmeyecektir.
2. İtirazın Gerekçesi
50. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurala göre şirket veya
kooperatifin ticaret sicilinden hukuka aykırı bir şekilde unvanının silinmesine
rağmen ihya davası açan ve söz konusu şirket veya kooperatifle organik
bağlantısı bulunmaması nedeniyle terkin işlemiyle de herhangi bir ilgisi
olmayan kişilerin davayı kazanmaları hâlinde dahi yargılama giderlerinden
sorumlu tutuldukları, kuralla mülkiyet ve mahkemeye erişim hakkına yapılan
müdahalenin meşru ve haklı bir amacının bulunmadığı belirtilerek kuralın
Anayasa'nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
3. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
51. Anayasa'nın 36. maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahiptir./Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan
kaçınamaz." denilmektedir.
52. Anılan maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla
hak arama özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel
hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin bir haksızlığa
uğradığını iddia edebilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya
işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, uğradığı zararı
giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava
hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2023/29, K.2024/112, 30/5/2024, § 17; E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 11).
53. Hak arama özgürlüğünün temel
unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki
bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne
götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara
karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya
işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin ya da zararını
giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava
hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10;
E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 10; E.2021/37, K.2021/63, 22/9/2021, § 17).
54. Dava hakkının da etkili bir
şekilde kullanılabilmesi hukuk ve ceza yargılamaları ile idari yargılamalarda
kişilere yargılama nedeniyle katlandıkları masrafların haklılık durumuna göre
sorumlu taraftan tahsil edilmesi için gerekli imkânların sağlanmasıyla
mümkündür. Yargılama gideri olan harç, vekâlet ücreti ve diğer masrafların
miktarının hangi taraftan tahsil edileceğinin ve buna ilişkin şartların da bu
kapsamda değerlendirilmesi gerekir.
55. Bu itibarla dava aşamasında
kimin lehine ya da aleyhine hükmedileceği belli olmayan bu ücret yükümlülüğü,
bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar [1. B.], B. No: 2013/1613,
2/10/2013, § 38; Mehmet Okutan ve Mustafa Okutan [2. B.], B. No: 2018/293, 18/5/2021, § 43).
56. Tarafların aleyhine vekâlet ücretine ve yargılama
giderlerine hükmedilmesi ve yargılama sürecinde yüklendikleri giderlerin karşı
tarafa yükletilmesi talebinin reddedilmesi mahkemeye erişim hakkını
sınırlamaktadır (benzer yönde bkz. AYM, E.2023/160, K. 2024/77, 14/3/2024, §
10; Hilmi Kocabey ve diğerleri [1. B.], B. No:
2018/27686, 17/11/2021, § 98). Bunun yanında taraflar lehine hükmedilmesi gereken vekâlet ücretinden
yoksun bırakılması sonucunu doğuran uygulamalar da anılan hak açısından
sınırlamalara neden olabilir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 21).
57. İtiraz konusu kural kapsamında
6102 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi uyarınca ticaret sicilinden unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin
ihyası için açılan davanın davacı lehine sonuçlanmasına rağmen söz konusu
tarafın yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden yoksun bırakılması suretiyle
mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilmektedir.
58. Kuralda ihya davasında yargılama giderleri ve vekâlet
ücretiyle ilgili sorumluluğun kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüde yer
vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın
belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı
anlaşılmıştır.
59. Anayasa'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için
herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın
doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca
Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen
ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil
edebilir.
60. Ayrıca adil yargılanma hakkı,
niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu
hakkın Anayasa'da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam taşımamakta,
bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını
kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme
yetkisini haiz olduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu
sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun
koyucuyu bağlayan belirli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak
kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi
olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B.
No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74).
61. Kuralın gerekçesinde
düzenlemenin, anılan madde gereğince sicilden silinen şirket veya kooperatifler
hakkında açılan ihya davalarında madde hükümlerini uygulamakla yükümlü olan ve
madde uyarınca gerekli işlemleri yerine getiren ticaret sicili müdürlükleri
aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilmesi uygun
olmadığından uygulamada yaşanan tereddüt ve mağduriyetleri ortadan kaldırmayı
amaçladığı belirtilmiştir. Bu itibarla kuralın ihya davasının
-yasal hasım olması nedeniyle- ilgili ticaret sicil müdürlüğüne karşı
yürütülmesinin zorunlu olduğu dikkate alındığında davalı ticaret sicil müdürlüğünün yargılama gideri ve
vekâlet ücreti yüküyle karşılaşmaması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
62. Yargılama
giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilmesinde ilke olarak dava sonunda haklı
çıkma ölçütü esas alınmaktadır. Kural ise yargılama giderlerinin ve vekâlet
ücretinin haksız çıkan tarafa yükletileceği ilkesini ilgili ticaret sicil
müdürlüğü lehine değiştirmekte, davanın sonucundan bağımsız olarak davalı
ticaret sicil müdürlüğü aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine
hükmedilememesini öngörmektedir. İhya davasının ilgili ticaret sicil
müdürlüğüne karşı yürütülmesinin zorunlu olması nedeniyle kamuya mali külfet
yüklenmemesi gerektiği düşüncesi, şirket veya kooperatifin ticaret sicil
müdürlüğünün anılan Kanun'a aykırı işlemi nedeniyle sicilden terkin edildiğinin
tespit edildiği bir davada devletin yargılama gideri yapmasına sebebiyet verdiği
davacının katlandığı
mali külfeti telafi etme yükümlülüğünün ortadan kaldırılmasını meşru hâle
getirmez.
63. Bu itibarla kural kapsamında ticaret sicil müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen
sicilden terkin işleminin hukuka uygun olup olmadığı yönünden hiçbir değerlendirme
yapılmasına imkân tanınmaksızın kategorik bir yaklaşımla ticaret sicil
müdürlüğü aleyhine yargılama giderlerine ve
vekâlet ücretine hükmedilememesi
suretiyle mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın anayasal anlamada
meşru amacının bulunduğu söylenemez.
64.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali
gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri
sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa'nın 13. ve 36.
maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması
nedeniyle Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kural, Anayasa'nın 13. ve 36.
maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa'nın 10. ve 35.
maddeleri yönünden incelenmemiştir.
V. İPTALİN
DİĞER KURALLARA ETKİSİ
65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı
fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü'nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya
tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince
iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
66. 6102 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin (15)
numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin (4) numaralı fıkrasının (b)
bendinde yer alan "…şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin
kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve
bunun kesin olduğu…" ibaresi ile (15) numaralı fıkranın üçüncü cümlesinin 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince iptalleri gerekir.
VI. İPTAL
KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
67. Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü
ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı
tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî
Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, 6216
sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak
suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete'de
yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir
yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
68. 6102 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan "…şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin
kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve
bunun kesin olduğu…" ibaresi ile (15)
numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin iptal edilmeleri nedeniyle
doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal
hükümlerinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra
yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII. HÜKÜM
13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na
26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle eklenen geçici 7.
maddenin;
A. (4) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan "…şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin
kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve
bunun kesin olduğu…" ibaresinin 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası
ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
B. (15) numaralı fıkrasının;
1. İkinci cümlesinin Anayasa'ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
2. Üçüncü cümlesinin 6216 sayılı Kanun'un 43.
maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa'nın
153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
C. (15) numaralı fıkrasına 23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı
Kanun'un 16. maddesiyle eklenen altıncı
cümlenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE,
10/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Değişiklik yapılan Kanun;
Ticaret Mevzuatı, Muhasebe ve Raporlama Standartları Mevzuatı, İthalat Mevzuatı, Bilişim Mevzuatı, Sigortacılık Mevzuatı, Sürdürülebilirlik Mevzuatı, T.C. Külliyatı: XXX/6102A.01 No.lu belgelerdedir.