R.Gazete No: 33096
R.G. Tarihi: 03.12.2025
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI 1
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2025/51
Karar Sayısı : 2025/184
Karar Tarihi: 10/9/2025
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova
7. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 17/10/2019 tarihli ve 7188
sayılı Kanun'un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250.
maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan "...ya da başka bir nedenle
şüpheliye ulaşılamaması..." ibaresinin Anayasa'nın 2., 10., 23., 36. ve 40.
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Sanık hakkında
ruhsatsız olarak bıçak veya diğer aletleri satın alma, taşıma veya bulundurma
suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme, iptali İçin başvurmuştur.
I. İPTALİ
ÎSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un 250. maddesinin itiraz
konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir:
"(13) Resmî
mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste
bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye
ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü
uygulanmaz."
II. İLK
İNCELEME
1.
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Haşan Tahsin GÖKCAN, Basri
BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız
SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz
AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 6/3/2025 tarihinde
yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2.
Başvuru
karan ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. Seri muhakeme usulü, ceza usul hukuku alanında alternatif çözüm yolu olarak ilk kez 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinin 7188 sayılı Kanun'da yeniden düzenlenmesiyle ihdas edilmiştir. Söz konusu usul, anılan Kanun'da açıkça düzenlenen suçlarla sınırlı olmak üzere uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yoludur. Söz konusu maddeyi yeniden düzenleyen 7188 sayılı Kanun'un gerekçesinde de belirtildiği üzere seri muhakeme usulü, bir tarafta şüpheli diğer tarafta savcılık ile hüküm ve denetim makamı olarak mahkemenin bulunduğu ve muhakeme yönteminin uygulanması teklifinin şüpheli tarafından kabulüne hukuki sonuç bağlayan bir yoldur (AYM, E.2024/66, K.2024/188,5/11/2024, § 7).
4.
5271
sayılı Kanun kapsamında seri muhakeme usulünün uygulanması için belli şartların
gerçekleşmesi gerekir. Anılan Kanun'un 250. maddesinin (1) numaralı fıkrasında;
aynı fıkranın (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan suçlarla ilgili
olarak Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma evresi sonunda kamu
davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde söz konusu
usulün uygulanacağı belirtilmiştir.
5.
Kanun'un
2. maddesinde soruşturma evresi, yetkili mercilerce suç şüphesinin
öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre olarak tanımlanmıştır.
160. maddeye göre suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenen Cumhuriyet
savcısının kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek için derhâl
işin gerçeğini araştırmaya başlaması ve bu kapsamda tüm delilleri toplaması
gerekmektedir. Benzer şekilde seri muhakemeye tabi bir suçun işlendiği
izlenimini edinen Cumhuriyet savcısının anılan madde uyarınca maddi gerçeği
araştırma ve delilleri toplama yükümlülüğü bulunmaktadır.
6.
Bu
itibarla seri muhakeme usulünün ancak soruşturma evresinin sonunda kamu davası
açılması için yeterli şüphenin elde edilmesi hâlinde uygulanabileceği açıktır.
Başka bir deyişle Kanun'un iddianame düzenlenmesi için 170. maddenin (2)
numaralı fıkrasında aradığı ve seri muhakeme bakımından da geçerli olan yeterli
şüphe şartının gerçekleşmemesi durumunda anılan usul uygulanmaksızın kamu
davasının açılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekecektir.
7.250.
maddenin
(2) ve (3) numaralı fıkralarına göre Cumhuriyet savcısı veya kolluk
görevlileri, şüpheliyi seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir. Cumhuriyet
savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir
ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.
8.
Anılan
maddede seri muhakeme usulünün teklifi için şüphelinin ne surette davet
edileceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Maddenin (15) numaralı
fıkrasında bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Adalet Bakanlığı
tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır.
9.
Bu
kapsamda 31/12/2019 tarihli ve 30995 sayılı (4. Mükerrer) Resmî Gazete'de
yayımlanan Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği'nin 9. maddesinde davet
usulü düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Cumhuriyet
savcısının şüpheliyi seri muhakeme usulünün uygulanmasını teklif etmek amacıyla
en kısa sürede davet edeceği, davetin; telefon, telgraf, faks, elektronik posta
gibi iletişim araçlarından yararlanmak suretiyle de yapılabileceği
belirtilmiştir. Söz konusu Yönetmelik'te davet usulünde 11/2/1959 tarihli ve
7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanmasına ilişkin bir zorunluluk
öngörülmemiştir.
10.
Maddenin
(2) numaralı fıkrasında ise şüphelinin mazeretsiz olarak davete icabet
etmemesi, resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan
adreste bulunmaması veya yurt dışında olması ya da başka bir nedenle şüpheliye
ulaşılamaması hâllerinde Cumhuriyet savcısı tarafından bu durumun tutanağa
bağlanacağı ve soruşturmaya genel hükümlere göre devam edileceği
düzenlenmiştir.
11.
Yargıtay
kararlarında da Yönetmelik'te sayılan usullerden herhangi biriyle seri muhakeme
usulünün uygulanmasına yönelik olarak şüpheliye davette bulunulabileceği
belirtilmiş; böylece anılan Kanun hükümlerine göre tebligat yapılması şartı
aranmamıştır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E.2021/3675, K.2021/6296, 28/9/2021).
Nitekim seri muhakeme usulünün uygulanmasına ilişkin olarak şüphelinin kollukta
bildirdiği adrese yapılan ve şüphelinin adreste tanınmadığı gerekçesiyle iade
edilen tebligata rağmen savcılıkça soruşturmaya genel hükümlere göre devam
edilip dava açılmasının usul ve kanuna uygun olduğu değerlendirilmiştir
(Yargıtay 12. Ceza Dairesi. E.2021/4162, K.2021/6546, 5/10/2021).
12.
5271
sayılı Kanun'un 250. maddesinin (4), (5) ve (6) numaralı fıkralarında seri
muhakeme usulünde yaptırımın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin
usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasına göre
Cumhuriyet savcısı 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hususları gözönünde bulundurarak
suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sının arasında tespit
edeceği temel cezadan ve şartlan bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin
hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yan oranında indirim uygulamak
suretiyle yaptırımı belirler. (5) ve (6) numaralı fıkralarda ise Cumhuriyet
savcısı tarafından belirlenen hapis cezasının, şartlarının bulunması hâlinde
söz konusu Kanun'un 50. maddesi uyarınca seçenek yaptırıma çevrileceği veya
Kanun'un 51. maddesi uyarınca ertelenebileceği ya da 5271 sayılı Kanun'un 231.
maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği
belirtilmiştir.
13.
Söz
konusu Kanun'un 250. maddesinin (8) ila (14) numaralı fıkralarında seri
muhakeme usulünün ne şekilde uygulanacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (8)
numaralı fıkrasının birinci cümlesi uyarınca Cumhuriyet savcısı şüpheli
hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden
talep edecektir. Talep yazısında hangi hususların yer alacağı da aynı fıkranın
ikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Fıkranın üçüncü ve dördüncü cümlelerinde ise
mahkeme tarafından fıkraya aykırı olarak düzenlendiği, belirtilen yaptırımda
maddi hata yapıldığı, cezanın niteliğine uygun bir güvenlik tedbirinin
belirtilmediği veya yaptırım hakkında cezanın seçenek yaptırıma çevrilmesinin,
ertelenmesinin ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının talep edildiği
durumlarda talep edilen bireyselleştirme yöntemlerinin objektif şartlarının
oluşmadığı tespit edildiği takdirde talep yazısının eksikliklerin tamamlanması
amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına iade edileceği, Cumhuriyet savcısı
tarafından eksiklikler tamamlandıktan ve hatalı noktalar düzeltildikten sonra
talep yazısının yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderileceği hükme
bağlanmıştır.
14.
Maddenin
(9) numaralı fıkrasına göre talep yazısında eksiklik bulunmadığı veya
eksikliklerin tamamlandığı durumlarda mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda
dinledikten sonra (3) numaralı fıkradaki şartların gerçekleştiği, eylemin seri
muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet
karan verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan
daha ağır olmamak üzere (4) ila (7) numaralı fıkra hükümleri doğrultusunda
hüküm kuracak; aksi takdirde talebi reddederek soruşturmanın genel hükümlere
göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına
gönderecektir.
15.
(11)
İla (13) numaralı fıkralarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağı hâller
düzenlenmiştir. Başka bir ifadeyle soruşturma konusu suç seri muhakemeye tâbi
olsa dahi belirli durumlarda bu usulün uygulanması mümkün değildir. Anılan
fıkralarda sayılan durumlar seri muhakeme usulünü uygulama zorunluluğunun
istisnalarını oluşturmaktadır.
16.
(11)
numaralı fıkra uyarınca suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden
birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi ve seri muhakeme usulü kapsamına
giren bir suçun bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması
hâllerinde seri muhakeme usulü uygulanmayacaktır.
17.
Yine
(12) numaralı fıkrada yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı hâllerinde söz konusu
usulün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
18.
(13)
numaralı fıkrada ise resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma
dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir
nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâllerinde seri muhakeme usulünün
uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan fıkrada yer alan "...ya da başka bir
nedenle şüpheliye ulaşılamaması..." ibaresi itiraz konusu kuralı
oluşturmaktadır. Kural uyarınca Cumhuriyet başsavcılığı tarafından şüpheliye
herhangi bir nedenle ulaşılamadığı durumlarda soruşturma genel hükümlere göre
sonuçlandırılacaktır.
B. İtirazın Gerekçesi
19.
Başvuru
kararında özetle; Cumhuriyet savcısının şüpheliyi seri muhakeme usulünün
uygulanmasını teklif etmek amacıyla davet edeceği durumlarda şüpheliye ne
surette ulaşılacağına ilişkin olarak kanunda bir açıklığın bulunmadığı, bu
sebeple davetin yazılı bildirimin yanı sıra telefon, telgraf, faks, elektronik
posta gibi iletişim araçlarıyla da yapılabildiği, şüpheliye bu araçlarla
ulaşılamayan hallerde itiraz konusu kuraldaki belirsizlik nedeniyle seri
muhakeme usulü uygulanmaksızın kamu davasının açılabileceği, suç isnadı altında
bulunan kişinin daha az ceza almasını temin edecek bir imkândan yararlanamamasına
yol açan bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı, yine Cumhuriyet
başsavcılıklarının şüphelinin davet usulüne ilişkin olarak farklı
uygulamalarının aynı durumda bulunan kişilerin kanun karşısında farklı İşleme
tâbi tutulmalarına neden olduğu, bu durumun eşitlik ilkesini ihlal ettiği,
ayrıca usulüne uygun bir tebligata ihtiyaç duyulmaksızın şüpheliye
ulaşılamadığına dair düzenlenecek bir tutanak sonucunda şüphelinin seri
muhakemeden yararlanamamasının kişilerin seyahat özgürlüğünü de orantısız
biçimde sınırladığı, şüpheliye usul kapsamında yapılacak davetle ilgili
işlemlere karşı başvurabileceği merciin usulünce bildirilmemesinin adil
yargılanma ve etkili başvuru hakkıyla da bağdaşmadığı belirtilerek kuralın
Anayasa'nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
C. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
20.
Anayasa'nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan,
Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
21.
Hukuk
devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi
de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını zorunlu kılar. Bu bakımdan
kanun metninin, bireylerin gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi
somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığım
belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde
kaleme alınmış olması gerekir.
22.
İtiraz
konusu kural uyarınca Cumhuriyet başsavcılığı tarafından şüpheliye herhangi bir
nedenle ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaksızın soruşturma
sonuçlandırılacaktır. Dolayısıyla kuralın da yer aldığı fıkrada seri muhakeme
usulü uygulanmaksızın soruşturmanın sonuçlandırılacağı hâller sınırlı olarak
sayılmamış, şüpheliye herhangi bir nedenle ulaşılamaması söz konusu usulün
uygulanmaması için yeterli görülmüştür. Bu suretle genel bir belirleme
yapılması kuralın belirsizlik taşıdığı anlamına gelmemekte, bu durum kanun
yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır. Zira kanun hükümlerinin genel
olması, somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri hükmün
bünyesinde barındırması, bir başka ifadeyle hükmün amaca uygun sonuca ulaştıracak
herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Nitekim
kanuni düzenlemelerde yorum gerektiren hâllerde bu kapsamdaki sorunların
yargısal yorumlarla çözülebileceği de açıktır. Dolayısıyla kuralla hangi
hâllerde seri muhakeme usulünün uygulanmayacağının herhangi bir tereddüde yer
vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın
belirlilik şartım taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
23.
Hukuk
devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla
yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yaran konusunda yapılacak
inceleme, kanunun kamu yaran amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla
sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının
Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da
belirtildiği gibi kamu yaran; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün
olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar
için veya sadece belli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir
durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun
hükmü Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir
kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle
kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu
kapsamda kamu yaran değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM,
E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, § 23).
24.
Anayasa'nın
141. maddesinde davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça
düzenlenmiştir. Bu ilke gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere
uzamasını engelleyecek etkin tedbirler almak zorundadır. Bu bağlamda hukuk
sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde
bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve davaların nedensiz olarak
uzamasına yol açacak usul hükümlerine yer verilmemesi makul sürede yargılanma
ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin yargılama
sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine
engel oluşturmaması gerektiği de açıktır. Anılan ilkelere uygun olmak kaydıyla
yargılama usulüne ilişkin hükümleri belirlemek ise Anayasa'nın 142. maddesi
gereğince kanun koyucunun takdirindedir.
25.
7188
sayılı Kanun'un genel gerekçesinde de ifade edildiği üzere belirli bir önemin
altındaki suçlarda seri muhakeme usulünün uygulanması, işlenen suça hızlı ve
etkili bir karşılık verilerek, bozulan kamu düzeninin sağlanmasına katkı
sunmaktadır. Bu itibarla herhangi bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde
seri muhakeme usulü uygulanmaksızın genel hükümlere göre yargılamaya devam
edilmesini öngören kuralın yargılamanın gereksiz yere uzamasını önleme amacına
yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu yaran dışında bir amaç
taşıdığı söylenemez.
26.
Hukuk
devletinde kanun koyucunun anayasal ilkelere bağlı kalmak şartıyla cezai
uyuşmazlıklarda alternatif uyuşmazlık çözüm yolu öngörüp öngörmeme veya hangi
suçlara söz konusu kurumların uygulanacağını, bunların şartlarını, yöntemini,
kişi veya kurum yönünden kapsam ve sınırlan ile istisnalarını belirleme
konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır.
27.
Kanun
koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti
ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke elverişlilik,
gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik
getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik
getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık
ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü
ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç
arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur
(AYM, E.2021/98, K.2022/9, 26/1/2022, § 7). Buna göre şüpheliye herhangi bir
nedenle ulaşılamaması hâlinde seri muhakeme usulünün uygulanmamasını öngören
kuralın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine uygun olması
gerekir.
28.
Kural
kapsamında şüpheliye herhangi bir nedenle ulaşılamaması hâlinde seri muhakeme
usulü uygulanmaksızın yargılamaya genel hükümlere göre devam edilmesinin ceza
yargılamasının sürüncemede kalmaksızın makul sürede bitirilmesine katkı
sunacağı açıktır. Dolayısıyla kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından
elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
29.
Seri
muhakeme usulünün uygulanmasında şüphelinin iradesi ön planda olup söz konusu
usulün ceza miktarı itibarıyla fail lehine olduğu açıktır. Bu bağlamda maddi
ceza hukuku bakımından lehe sonuçlar doğuran söz konusu usulün uygulanmasında
şüphelinin, iradesini sağlıklı bir şekilde ortaya koyabilmesine imkân tanınması
gerekir. Nitekim şüpheliye herhangi bir nedenle ulaşılamaması sebebiyle seri
muhakeme usulünün uygulanmadığı durumlarda suç isnadı altında bulunan kişi
cezada yan oranında indirim yapılmasını sağlayacak imkândan mahrum kalacaktır.
Bu nedenle kuralın orantılılığı değerlendirilirken şüphelinin seri muhakeme
sürecinden haberdar edilmesine dair yöntemlerin ve buna ilişkin güvencelerin
yeterliliğinin de dikkate alınması gerekir.
30.
Cumhuriyet
başsavcılığının seri muhakeme usulü teklifine yönelik davet etme usulü 5271
sayılı Kanun'da düzenlenmemiştir. Anılan Kanun'da sınırlayıcı bir yöntem
öngörülmediğinden savcılığın şüpheliye her türlü vasıta ile ulaşabilmesi
mümkünse de -davet usulünde 7201 sayılı Kanun hükümleri ve bu kapsamdaki
güvencelerin uygulanmasına ilişkin olarak herhangi bir zorunluluğun
öngörülmediği de gözetildiğinde- şüpheliye 7201 sayılı Kanun'a göre tebligat
yapılmadığı ve diğer vasıtalarla da (telefon, mail vs.) ulaşılamadığı
durumlarda Cumhuriyet başsavcılığının bu hususa ilişkin olarak düzenleyeceği
tutanağın mahkemece denetlenmesine imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır.
31.
Bu
bağlamda cezasından yarı oranında indirim yapılma imkânından mahrum bırakılan
şüphelinin söz konusu tutanağın aksine kuralda öngörülen şartların
gerçekleşmediğini ileri sürerek bu husustaki itirazlarını dile getirmesi de
mümkün değildir. Nitekim mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılarak
gerekirse seri muhakeme usulünün yeniden işletilmesine imkân sağlayan etkili
bir yolun da 5271 sayılı Kanun'da düzenlenmediği anlaşılmaktadır.
32.
Dolayısıyla
kuralla şüpheliye seri muhakeme usulünün uygulanmasının teklif edilmesi
amacıyla yapılacak davete ilişkin olarak öngörülen yöntemlerin şüphelinin
yargılama sürecinden haberdar edilmesine ve yargılama faaliyetine aktif
katılımına dair yeterli güvenceleri içermediği değerlendirilmektedir. Buna göre
kural uyarınca seri muhakeme usulünün uygulanamaması sebebiyle ortaya çıkan
dezavantajlı duruma karşı kanunda dengeleyici mekanizmaların öngörülmediği, bu
yönüyle kuralın şüpheliye katlanamayacağı bir külfet yüklediği anlaşılmaktadır.
33.
Bu
itibarla kural kapsamında şüpheliye herhangi bir nedenle ulaşılamaması hâlinde
seri muhakeme usulü uygulanmaksızın yargılamaya genel hükümlere göre devam
edilmesine imkân tanınmasının meşru amaç bakımından orantılı olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır. Bu yönüyle kuralın hukuk devleti ilkesiyle bağdaştığı söylenemez.
34. Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı görülerek
İptal edildiğinden ayrıca Anayasa'nın 36. ve 40. maddeleri yönünden
İncelenmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın 10. ve 23. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN
SORUNU
35.
Anayasa'nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken
hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez" denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli
gördüğü hâllerde Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının
yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği
belirtilmektedir.
36.
5271
sayılı Kanun'un 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan "...ya da
başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması..." ibaresinin iptal edilmesi
nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı
Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın
Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi
uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 23.
maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13)
numaralı fıkrasında yer alan "...ya da başka bir nedenle şüpheliye
ulaşılamaması..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal
hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 10/9/2025
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
----------o----------
Değişiklik yapılan Mevzuat;
Fikri ve Sınai Haklar Mevzuatı, Bilişim Mevzuatı, T.C. Külliyatı: XXX/5271A.01 No.lu belgelerdedir.