R.Gazete No: 33264
R.G. Tarihi: 25.05.2026
ANAYASA MAHKEMESİ
KARARI
1
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2023/128
Karar Sayısı : 2026/36
Karar Tarihi: 12/2/2026
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesinin Anayasa'nın
2. ve 20. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi
talebidir.
OLAY: Sanık
hakkında kaçakçılık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I.
İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un itiraz konusu 134. maddesi şöyledir:
"Bilgisayarlarda,
bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma
Madde 134 – (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil
elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar
ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına,
bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin
hâline getirilmesine karar verilir. (Ek üç cümle: 25/7/2018-7145/16 md.) Cumhuriyet savcısı tarafından
verilen kararlar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını
en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından
aksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler
derhâl imha edilir.
(2) Bilgisayar,
bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden
dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun
sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi
için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve
gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade
edilir.
(3) Bilgisayar veya
bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin
yedeklemesi yapılır.
(4) Üçüncü fıkraya göre
alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu
husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.
(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine
elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası
alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa
kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır."
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü
ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M.
Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU,
Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan
FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE'nin katılımlarıyla 26/7/2023
tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvuruya engel bir durumun varlığı, başvurunun yöntemine
uygunluğu ve uygulanacak kural sorunları görüşülmüştür.
2. Anayasa'nın "Anayasaya aykırılığın diğer
mahkemelerde ileri sürülmesi" başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında
"Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî
Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya
aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz." denilmiştir.
3. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 41. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında da "Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret
kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun
hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz."
hükmüne yer verilmiştir.
4. 5271 sayılı Kanun'un 134. maddesinin (1)
numaralı fıkranın birinci cümlesinde yer alan "…veya gecikmesinde sakınca
bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…" ibaresine, (1) numaralı fıkrasına 25/7/2018 tarihli ve 7145
sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleler ile (2) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan "…ya da işlemin uzun sürecek olması…" ibaresine
yönelik iptal talepleri Anayasa Mahkemesinin 30/6/2022
tarihli ve E.2018/137, K.2022/86 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş; bu karar 12/1/2023 tarihli ve 32071 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa
Mahkemesince işin esasına girilerek reddedilen itiraz konusu kurallar hakkında
yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete'de
yayımlandığı 12/1/2023 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre
henüz dolmamıştır. Bu
itibarla anılan ibare ve cümlelere yönelik başvurunun Anayasa'nın 152.
maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı
fıkrası gereğince reddi gerekir.
5. Öte yandan 6216 Kanun'un 40. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (a) bendinde bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada
uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda iptali talep edilen
kuralların Anayasa'nın hangi maddelerine aykırı olduklarının açıklanması
gerektiği belirtilmiş, anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir
şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının
Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle
reddedileceği hükme bağlanmıştır.
6. Söz konusu İçtüzük'ün 46. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli
kararında Anayasa'ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin
Anayasa'nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunu ayrı ayrı ve
gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermesi gerektiği öngörülmüştür.
7. Yine İçtüzük'ün 49. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda
eksiklikler olduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde
esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği
belirtilmiştir.
8. 5271 sayılı Kanun'un 134. maddesinin itiraz
konusu (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde bilgisayar, bilgisayar
programları ve bilgisayar kütüklerinin şifresinin çözümünün yapılması ve adli kopyasının alınmasından
sonra el konulan cihazların gecikme olmaksızın iade edileceği hüküm altına
alınmıştır. Başvuru
kararında anılan cümlenin
hangi nedenlerle
Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin iptal gerekçelerinin açıkça gösterilmediği
anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan cümleye yönelik başvurunun yöntemine uygun
olmaması nedeniyle reddi gerekir.
9. Diğer yandan bir davaya bakmakta olan
mahkemenin Anayasa'nın 152. ve 6216 Kanun'un 40. maddelerine göre bir kanunun
veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerinin iptali talebiyle Anayasa
Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev
alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada
uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
10. Bakılmakta olan davada işlevi itibarıyla
bilgisayar ve/veya bilgisayar kütüğü niteliğindeki dijital materyallere hâkim
kararı üzerine el konulduğu ve kolluk görevlilerince bu materyallerin adli
kopyasının çıkarıldığı anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 134. maddesinin
itiraz konusu (5) numaralı fıkrası ise bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine
el konulmaksızın, anılan materyallerde yer alan verilerin tamamının veya bir
kısmının kopyasının alınmasına ilişkindir. Dolayısıyla söz konusu fıkra bakılmakta
olan davadaki uyuşmazlığın çözümünde olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikte değildir. Bu nedenle fıkranın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı
bulunmamaktadır.
11. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli
ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesinin;
A. 1. (1) numaralı
fıkrasının;
a. Birinci cümlesinde yer alan "…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…" ibaresine yönelik itiraz başvurusunun
Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un
41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
b. Birinci cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine,
2. (1)
numaralı fıkrasına 25/7/2018 tarihli ve
7145 Kanun'un 16. maddesiyle eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelere
yönelik başvurunun Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
B. (2) numaralı fıkrasının;
1. a. Birinci cümlesinde yer alan "…ya da işlemin uzun sürecek olması…" ibaresine yönelik
başvurunun Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
b. Birinci cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine,
2. İkinci cümlesinin iptaline
karar verilmesi talebiyle yapılan başvurunun 6216 sayılı Kanun'un 40.
maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,
C. (3) ve (4) numaralı fıkralarının esasının
incelenmesine,
Ç. (5) numaralı
fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada
uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
12. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan
SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun'un
134. Maddesinin
(1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin "Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil
elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim … tarafından şüphelinin
kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde
arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların
çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir." Bölümünün ve (2) Numaralı Fıkrasının
Birinci Cümlesinin "Bilgisayar,
bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı
girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün
yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere
elkonulabilir." Bölümünün İncelenmesi
1. Genel Açıklama
13. Koruma
tedbirleri, soruşturma ve/veya kovuşturma sürecinde bir temel hakkı hükmün
kesinleşmesinden önce sınırlayan, yetkili mercinin kararını gerektiren geçici
nitelikte tedbirlerdir. Koruma tedbirleri, yargılamayı muhtemel risklerden
koruyarak soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin koruma tedbirine
muhatap olmasına neden olan şüphelerin doğruluğunun kanıtlamasına veya adli
sürecin daha sağlıklı şekilde yürütülmesine ya da ileride verilecek bir
mahkûmiyet hükmünün infaz edilebilmesine katkı sağlamaktadır (bazı farklarla
birlikte AYM, E.2022/145, K.2023/59, 22/3/2023, § 42; Hülya Kar [GK], B.
No: 2015/20360, 27/2/2019, § 17).
14. Bilgisayarlar üzerinde
arama ise 5271 sayılı Kanun'un Birinci Kitap, Dördüncü Kısmı'nda koruma
tedbirleri içinde yer alan adli arama tedbirinin bir türü olarak anılan
Kanun'un 134. maddesinde düzenlenmiştir
15. Kanun'un 123. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında bir koruma tedbiri olarak elkoyma, ispat aracı olarak
yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan mal
varlığı değerlerinin muhafaza altına alınması şeklinde düzenlenmiştir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve
bilgisayar kütüklerine elkoyma ise elkoyma tedbirinin özel bir türü olarak
öngörülmüştür.
2. Anlam ve Kapsam
16. 5271 sayılı Kanun'un 134.
maddesinde bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama,
kopyalama ve elkoymaya ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
17. Anılan maddenin (1)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde bilgisayar ve bilgisayar programları ile
kütüklerinde yapılacak arama için belirli şartlar öngörülmüştür. Bu tedbire
başvurulabilmesi için ilk olarak bir suç dolayısıyla yapılan ceza soruşturmasının
varlığı gerekir. Bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama
kararı verilebilmesi için -genel nitelikli arama tedbirindeki makul şüphe
şartından farklı olarak- somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri
bulunmalıdır. Diğer yandan bu tedbir için başka surette delil elde etme imkânı
olmaması, başka bir ifadeyle tedbire son çare olarak başvurulması gerekir.
18. Söz konusu cümlede
şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde
arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların
çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan
hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebileceği hüküm altına
alınmıştır. Cümlenin "Bir suç dolayısıyla yapılan
soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve
başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim … tarafından
şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar
kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına,
bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir."
bölümü itiraz konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır.
19. Maddenin (2) numaralı fıkrasında ise bilgisayar, bilgisayar
programları ve bilgisayar kütüklerinde yer alan bilgilere ulaşılamaması hâlinde
bu araç ve gereçlere el konulmasının usul ve şartları düzenlenmiştir. Anılan
fıkranın birinci cümlesine göre ceza soruşturması kapsamında delil elde etmek
amacıyla üzerinde arama yapılmasına karar verilen bilgisayar, bilgisayar
programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesi nedeniyle
girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da şifre çözüm işleminin
uzun sürecek olması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve
gereçler üzerinde elkoyma
tedbiri uygulanabilecektir. Söz konusu cümlenin "Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin
çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması …
halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç
ve gereçlere elkonulabilir." bölümü itiraz konusu diğer kuralı
oluşturmaktadır.
3. İtirazın Gerekçesi
20. Başvuru kararında özetle;
itiraz konusu kurallarda bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve
kütüklerinde yapılan arama ve elkoyma işlemleri sonucunda elde edilen dijital
verilerin hangi adli makam tarafından inceleneceğine dair bir düzenlemenin yer
almadığı, el konulan veya arama sonucunda kopyası alınan dijital veri üzerinde
değişiklik yapılmasını engelleyen, delil güvenliğini ve kişisel verilerin
korunmasını sağlayan güvencelere de yer verilmediği, adli kopyası alınan
dijital verinin saklanması ve imha edilmesi konusunda bir düzenleme olmadığı,
arama ve elkoyma kararına karşı itiraz ve tazminat yolunun öngörülmemesinin
temel hakların ölçüsüz şekilde sınırlanmasına neden olduğu belirtilerek
kuralların Anayasa'nın 2. ve 20. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
21. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca kurallar,
ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
22. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında
herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel
hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş, ikinci
fıkrasında da "Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,
genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,
usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin
yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve
bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli
hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat
içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." hükmüne yer
verilmiştir.
23. Anayasa'nın anılan maddesinin gerekçesinde de
belirtildiği üzere özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı; bir yönüyle
özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne
serilmemesini, başka bir ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnız
kendisi veya dilediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken
diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesini yani kişinin
ferdî ve aile hayatını kendi istediği gibi düzenleyip yaşayabilmesini güvence
altına almaktadır.
24. Anayasa'nın söz konusu maddesinin üçüncü fıkrasında
ise kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında
güvenceye kavuşturulmuştur. Anılan
fıkranın birinci cümlesinde genel olarak herkesin kendisiyle ilgili kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci
cümlesinde kişisel veriler bağlamındaki bazı özel güvenceler sayılmış, üçüncü
cümlesinde kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık
rızasıyla işlenebileceği öngörülmüş, dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerin
korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hüküm altına
alınmıştır. Anılan fıkranın lafzı dikkate alındığında bu fıkranın kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında sadece işleme şeklindeki
sınırlamaya karşı değil kişisel verilere yönelik her türlü sınırlamalara karşı
güvence getirdiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2018/85, K.2022/127, 26/10/2022, §
85).
25. Bu bağlamda kişisel verilerin işlenmesi sürecinde bu
verilerin işlenmesinin hukuki dayanağı ve işlemenin amaçları, işlenecek
verilerin kapsamı, verilerin saklanacağı süre, veri sahibinin hakları,
işlemenin sonuçları ve verilerin muhtemel yararlanıcıları hususlarında
ilgilisine bilgilendirme yapılarak kişilerin verilerinin işlendiğinden haberdar
olması ve sürecin şeffaflığı sağlanmalıdır. Bu nedenle kişisel verilerin
gerçeğe uygun surette tutulması, ilgilisinin bu veriye erişiminin sağlanması,
hukuka aykırı olarak tutulan kişisel verilerin gecikmeksizin düzeltilmesi veya
silinmesi için gerekli tedbirlerin alınması, bu konuda kişilere talep hakkının
tanınması ve kişisel verilerin gizliliğinin sağlanarak yetkisiz veya kanuna
aykırı olarak işlenmemesi gerekir.
26. Diğer yandan bu kişisel verilerin kaybolmaması, imha
edilmemesi ya da zarar görmemesi için uygun teknik ve yapısal tedbirler
öngörülmelidir. Kişisel veriler sınırlama amacına uygun olarak işlenmeli, bu
amacı aşacak nitelikteki sınırlamalara karşı kişilere yargı yollarına etkin
başvuru imkânı tanınmalıdır. Kişisel verilerden, veri sahibi hakkında otomatik
sonuçlar çıkarılması yöntemine ilke olarak başvurulmamalı, işin niteliğinin bu
yöntemin uygulanmasını gerektirdiği durumlarda ise veri sahibine yüklenen
külfeti hafifletmek amacıyla söz konusu yönteme dayanmayan bir karar alınmasını
talep etme hakkı gibi usule ilişkin güvenceler sağlanmalıdır.
27. Yine din veya felsefi inanç, ırk veya etnik köken,
cinsel yönelim, bazı örgütlenmelere üyelik, sağlık, genetik veriler, biyometrik
veriler ve mahkûmiyet verileri gibi özel nitelikteki kişisel verilerin söz
konusu olduğu durumlarda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ancak
zorunlu ve istisnai hâllerde sınırlanmalı; bu durumun kişiler üzerinde ortaya
çıkaracağı sonuçların ağırlığı ile kişiler hakkında ayrımcı uygulamalara yol
açma tehlikesi dikkate alınarak kişisel verilerin korunmasına ilişkin güvenceler
daha katı uygulanmalıdır (Bestami Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 144).
28. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden
inceleme yapılabilmesi için öncelikle anılan hak kapsamında korunması gerekli
bir kişisel veri olup olmadığı belirlenmelidir. Anayasa hükmünün lafzı, konuya
ilişkin uluslararası belgeler ve karşılaştırmalı hukuk dikkate alındığında
belirli veya belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişi hakkındaki her türlü
bilgi kişisel veri olarak değerlendirilecektir. Ancak her dava ya da başvuruda,
Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında bir kişisel veri bulunup
bulunmadığı davanın ve başvurunun kendine özgü koşulları dikkate alınarak otonom
olarak tespit edilir. Bir kişisel verinin bulunduğu tespit edildiğinde bu
veriye yönelik her türlü sınırlama Anayasa'nın anılan hükmü kapsamındaki
güvenceleri harekete geçirir (AYM, E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, § 45).
29. Esasen arama ve elkoyma tedbirleri özel olarak
Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkı kapsamında güvence altına alınmıştır. Bununla
birlikte itiraz konusu kurallar uyarınca şüphelinin aranan ve/veya el koyulan
bilgisayarı ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde yer alan
dijital bilgi ve materyallerin her türlü kişisel veriyi barındırması söz konusu
olabilir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, §§ 352-353).
30. Kurallar bilgisayar,
bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılabilmesine ve
anılan eşyalara el konulabilmesine imkân tanımak suretiyle kişilerin
özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme
haklarına sınırlama getirmektedir.
31. Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." denmektedir. Buna göre
özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme
haklarına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa'da
öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir.
32. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel
hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar
keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir
nitelikte olmalıdır.
33. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun
bu niteliklere sahip olması Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla
Anayasa'nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,
Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında
yorumlanmalıdır.
34. Kurallar kapsamında bilgisayar, bilgisayar
programları ve kütüklerinde arama, kayıtları kopyalama ve kayıtların çözülerek
metin hâle getirme işlemlerinin hangi durumlarda ve hangi amaçlarla
yapılabileceği ile bu eşyalara el konulabilmesinin kapsam ve sınırlarının
herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği
anlaşılmaktadır.
35. Bunun yanı sıra 5271 sayılı Kanun'un 134. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan "…somut delillere dayanan kuvvetli şüphe
sebeplerinin varlığı…" ibaresiyle
her yargılamaya özgü somut koşullara göre belirlenecek, makul şüpheyi aşan ve
somut delillere dayanan bir şüphenin anlaşılması gerektiği açıktır. Diğer
yandan anılan fıkrada yer alan "…başka surette delil elde etme imkânının
bulunmaması…"
ibaresinden de soruşturma konusu suçun ispatı bakımından kuraldaki tedbire
başvurulmasında zorunluluk bulunması ve bu tedbire son çare olarak başvurulması
gerektiği anlaşılmaktadır. Anılan ibareler genel kavram niteliğinde olmakla
birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez olduğu söylenemez. Nitekim kanun
yapma tekniğinin doğası gereği kanun hükümleri genel ve soyut nitelikte olup
kanun koyucu tarafından somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm
çözümlerin önceden hükümde sayılarak gösterilmesi mümkün değildir. Bu itibarla
kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını
isteme haklarına sınırlama getiren kuralların açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olduğu, tedbirlerin niteliğinin
öngörülebilir olduğu, bu kapsamda kuralların kanunilik şartını taşıdığı
sonucuna ulaşılmıştır.
36. Anayasa'nın 20.
maddesinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı için herhangi bir
sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni
öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının
bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa'nın başka maddelerinde yer
alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi
gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2020/47,
K.2023/36, 22/2/2023, § 67).
37. Ceza yargılamasının
asıl amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğe ulaşılarak suçluların
cezalandırılması, suçsuzların ise aklanmasına imkân tanınmasında ve bu suretle adaletin
tesis edilmesinde toplumsal yarar bulunmaktadır.
Maddi gerçeğe ulaşılabilmesinin önemli şartlarından birini ise adil ve etkin
bir şekilde yürütülen ceza soruşturması oluşturmaktadır. Kurallar uyarınca hâkim
kararıyla somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka
surette delil elde etme imkânının bulunmadığı hâllerde şüphelinin bilgisayar,
bilgisayar programları ve kütüklerinde arama ve şartları bulunduğu takdirde
elkoyma işlemi yapılarak söz konusu eşyalardaki kayıtların kopyalanarak
çözümlenmesi ve metin hâline getirilmesinin
suça konu olayı aydınlatacak olan delillerin sağlıklı bir şekilde elde
edilmesine, soruşturmaların etkin ve verimli olarak yürütülmesine, suçla etkin
bir şekilde mücadele edilmesine ve bu suretle Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci
fıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunacağı açıktır. Bu itibarla kuralların anayasal
anlamda meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.
38. Maddi gerçeği ortaya çıkaracak delilleri elde ederek
suçla etkin şekilde mücadele edilebilmesini ve bu suretle kamu düzeninin
sağlanmasını amaçlayan kuralların demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal
ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı da söylenemez.
39. Kuralların
anayasal bağlamda meşru bir amacının bulunması ve demokratik bir toplumda
zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması yeterli olmayıp
sınırlama ölçülü de olmalıdır. Anayasa'nın 13.
maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer
ilkedir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık
olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen
sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik
ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir
ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün
olmamasını, orantılılık ise amaç ile araç arasında adil bir denge
kurulmasını gerektirmektedir.
40. Ceza soruşturması kapsamında suça ilişkin bir delilin
elde edilmesinin zorunlu olduğu durumlarda kurallar uyarınca hâkim kararıyla
bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve
elkoyma şeklindeki koruma tedbirlerine başvurulmasının suç ve suçlularla etkin
mücadele edilmesi ve kamu düzeninin sağlanması amacına ulaşma bakımından
elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
41. Anılan Kanun'un 134. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında yer alan kural uyarınca şüphelinin kullandığı bilgisayar ve
bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılması, kopya
çıkarılması, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesi şeklindeki koruma
tedbirine ancak kuvvetli bir şüphenin olduğu ve başka surette delil elde etme
imkânının bulunmadığı hâllerde başvurulabilecektir.
42. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında bulunan
kural ise şifrelenmiş veya gizlenmiş verilere ulaşılamadığı durumlarda el koyma
tedbirinin uygulanmasına imkân tanımaktadır. Klasik anlamdaki delillerden
farklılık gösteren dijital materyallerin doğası gereği bu materyaller üzerinde
delil araştırılması yöntemi farklılık gösterebilir. Özellikle bu materyallerde
yer alan verilerin şifrelenmesi veya verilerin gizlenmesi durumunda
materyallerin derhâl incelenerek verilere ulaşılması ve arama anında bu verilerin
kopyalanarak ilgilisine teslim edilmesi mümkün olmayabilir. Dolayısıyla
aramanın yapıldığı yerde verilerin gizlenmiş veya şifrelenmiş olması dijital
delillerin olay yerinde sağlıklı bir şekilde elde edilmesini zorlaştırabilir.
Bu durumda etkin soruşturma açısından verilerin daha uygun ortamlarda güvenli
bir şekilde elde edilerek depolanması ihtiyacı, el koyma tedbirini
gerektirebilir. Bu, aynı zamanda delillerin daha nitelikli bir şekilde
incelenmesinin sağlanarak yargısal hataların önüne geçilmesine de katkı
sunabilir. Esasen elkoyma geçici nitelikte bir tedbir olduğundan şifrelenen
veya gizlenen verilere ulaşılarak kopyalama işleminin tamamlanması hâlinde el
konulan cihazların gecikmeksizin sahibine iade edilmesi gerekmektedir.
43. Bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar
kütüklerinde arama ve el koyma şeklindeki tedbirlerin bu nitelikleri de dikkate
alındığında kuralların anılan meşru amaca ulaşılması bakımından gerekli
olmadığı söylenemez.
44. Kuşkusuz ceza muhakemesinde hukuka uygun şekilde elde
edilen delillerle maddi gerçeğin ortaya çıkarıldığı bir yargılama sürecinin
tesis edilmesi, ceza adaleti sisteminin sağlıklı işleyebilmesinin ön
şartlarından birisidir. Kanun koyucunun yürütülen bir ceza soruşturmasında
delil elde etme yöntemlerini belirlemede takdir yetkisi bulunmaktadır. Ceza
yargılamasında hükme esas alınan bir delilin hâkim kararına bağlı olarak elde
edilmesi ya da delil elde etme sürecinde hâkim güvencesinin sağlanması oldukça
önem taşımaktadır. Bu konuda yapılacak düzenlemelerde temel hak ve özgürlüklere
getirilen sınırlamanın ölçülü olabilmesi keyfî uygulamaları önleyecek yeterli
güvencelerin sağlanmasıyla mümkün olabilir (AYM, E.2018/137, K.2022/86,
30/6/2022, § 362).
45. Kurallar uyarınca bilgisayar ve bilgisayar
programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoyma işlemlerinin ancak
hâkim kararıyla veya belirli süre içinde hâkim onayına sunularak yapılabileceği
açıktır. Hâkim tarafından verilecek kararlara karşı ilgililere Kanun'un 267.
maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurma imkânı tanınarak tedbir kararlarının
hukuka uygunluğunu etkili bir şekilde denetletme yolu da sağlanmıştır.
Dolayısıyla kuralların Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrasındaki
güvencelere uygun olduğu anlaşılmaktadır.
46. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik
sınırlama getiren kuralların orantılı olduğunun söylenebilmesi için Anayasa'nın
anılan maddesinin üçüncü fıkrasındaki güvencelere
de uygunluğu gözetilmelidir.
47. Kuşkusuz millî güvenlik, kamu
düzeni, devletin ekonomik menfaatleri, suçların önlenmesi, ilgili kişinin veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi amaçlarla kişisel verilerin
korunması hakkına sınırlama getirildiği durumlarda işin niteliğinin zorunlu
kılması hâlinde anılan güvencelere istisna öngörülebilir. Ancak bu durumda dahi
özel güvencelerin tamamından vazgeçileceği söylenemez. Söz konusu hâllerde işin
niteliği dikkate alınarak her bir özel güvence yönünden istisna getirilmesinin
zorunlu olup olmadığının gözetilmesi gerekir (Bestami Eroğlu, § 145).
48. Kuralların özellikleri dikkate
alındığında kurallarla kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde
gerçekleştirilmesi, şeffaflığın bir gereği olarak veri sahiplerine kişisel
verilerine erişim imkânının tanınması, kişisel verilerin doğru ve güncel bir
biçimde tutulması ve güvenliğinin sağlanması, kişisel verilerin meşru amaç için
gerekenden daha uzun süre saklanmaması, veri sahibi hakkında ilke olarak
otomatik sonuç çıkarılmaması, işlenecek veya herhangi bir şekilde
yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması, hakkın
sağladığı güvencelerin ihlali hâlinde yargı yoluna başvurma imkânının varlığı
gibi güvencelerin oluşturulup oluşturulmadığı değerlendirilmelidir.
49. Bu bağlamda kurallar uyarınca
başvurulacak arama tedbiri uygulanırken 119. maddede arama kararında aramanın
nedenini oluşturan fiilin ve aranılacak eşyanın açıkça gösterilmesi gerektiği
öngörülmüştür. Yine 120. maddede aranan eşyanın sahibi veya zilyedi ile kişinin
avukatının arama esnasında hazır bulanabileceği, arama başlamadan önce arama
hakkında bilgilendirme yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 134. maddenin (5)
numaralı fıkrası uyarınca arama sonucunda kopyası alınan verilerin kâğıda
yazdırılarak bu hususun tutanağa kaydedileceği ve ilgililer tarafından imza
altına alınacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla kurallarla kişisel verilerin
işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi güvencesinin
sağlandığı anlaşılmaktadır.
50. Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin ayrı
bir veri tabanına işleneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı ve bu verilerin
soruşturma ya da dava dosyasında saklanacağı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda
sanıkların kovuşturma aşamasında kendilerine ait verilere erişmesi önünde
herhangi bir engel bulunmamaktadır. Soruşturma aşamasında belirli durumlarda
delillere erişim konusunda sınırlama getirilebilecek ise de kurallar uyarınca
yapılan arama ve el koyma işlemleri şüphelinin hazır bulunmaya yetkili olduğu
işlemlerden olduğundan 153. maddenin (3) numaralı fıkrası da dikkate
alındığında veri sahibinin 134. maddeye göre elde edilen verilere erişmesinin
önünde bir engelin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
51. Diğer yandan arama ve
elkoymaya konu eşyanın dijital olması ve bu tür delillerin elde ediliş yöntemi,
işlenmesi ve üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması bakımından diğer
delillerden farklılık göstermesi mümkündür. Nitekim 63. maddede çözümü; uzmanlığı,
özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün
alınmasına resen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya
sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcinin talebi üzerine karar verilebileceği
de hükme bağlanmıştır.
52. Yine 67. maddenin (1)
numaralı fıkrasında incelemenin tamamlanmasının ardından bilirkişinin yaptığı
işlemleri ve ulaştığı sonuçları açıklayan bir raporu, kendisinden istenen
incelemeleri yaptığını ayrıca belirterek imzalayıp ilgili merciye vereceği veya
göndereceği öngörülmüştür. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasına göre
bilirkişi raporuna itiraz da edilebilecektir. (6) numaralı fıkra uyarınca
yargılamanın taraflarının bağımsız bir uzmandan mütalaa alması da mümkündür.
68. maddede ise bilirkişinin duruşmada da dinlenebileceği belirtilmiştir.
53. Elkoyma tedbirinin arama
tedbiriyle farklılıkları gözetilerek kurallarda bilgisayarlardan elde edilecek
delillerin hukuka uygunluğunu sağlamak üzere bazı ek güvencelere yer
verilmiştir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 371). Bu kapsamda 134. maddenin
(3) ve (4) numaralı fıkralarında elkoyma işlemi sırasında sistemdeki bütün
verilerin yedeklemesi yapılarak yedekten
çıkarılan kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesi, bu hususun tutanağa
geçirilerek imza altına alınması zorunluluğu öngörülmüştür. Böylece dijital
verilere sonradan müdahale edilme ihtimalinin ortadan kaldırılması, delillerin
hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve korunması sağlanarak bu verilerin gerek
adli makamlardaki gerekse de şüphelideki sureti üzerinde bağımsız bir inceleme
yapılmasına imkân tanınmıştır.
54. Kurallar uyarınca, elde
edilen delillerin yargılama aşamasında hâkim huzurunda tartışılması gerektiği
ve bu delillerin hukuka uygunluğunun yargılama makamlarınca mutlak surette
gözetilmesi gerektiği 217. maddede hüküm
altına alınmıştır. Ayrıca 206. maddenin (2) numaralı fıkrasında ortaya
konulması istenen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde
reddedileceği, 230. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün
gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu
kapsamda dosya içinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen
delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği düzenlenmiştir.
55. Bu bağlamda kurallar uyarınca elde edilen verilerin
doğru ve güncel şekilde saklanması ile güvenilirliğinin sağlanması konusunda
usul güvencelerine yer verildiği görülmektedir. Nitekim kurallarda şüphelinin delil olarak kullanılan
verilerden haberdar olmasını, delillere ve delillerle ilgili raporlara doğrudan
erişmesini, delillerin kullanılmasına karşı çıkmasını ve bunların güvenilirliğini test etmesini sınırlayan
bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır. Şüphelinin elde edilen delillere karşı
itirazlarını ileri sürme ve yargılama faaliyetine doğrudan katılma imkânı da
bulunmaktadır.
56. Diğer yandan bilgisayar
üzerinde yapılan arama ve elkoyma işlemi sonucunda elde edilen veriler soruşturma
aşamasında Cumhuriyet savcısı, yargılamada ise hâkim tarafından
değerlendirilerek bir sonuca ulaşılacaktır. Dolayısıyla kişisel verilerden
hareketle veri sahibi hakkında ilke olarak otomatik sonuç çıkarılmaması
güvencesinin de sağlandığı anlaşılmaktadır.
57. 122. maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca hâkim
veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda soruşturma veya
kovuşturma konusu suça ilişkin olmadığı anlaşılan belge veya kâğıtların,
ilgilisine geri verileceği de hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla kurallar
uyarınca yapılacak arama ve el koyma işlemi sırasında elde edilecek verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olarak
işleneceği veya verilerden bu amaçla yararlanılacağı anlaşılmaktadır.
58. Kurallar uyarınca verilecek arama ve elkoyma
kararlarına karşı 267. madde uyarınca itiraz yoluna başvurularak tedbir kararlarının hukuka uygunluğunu etkili şekilde
denetletme ve bu anlamda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının
sağladığı, bu güvencelerin ihlali hâlinde ise yargı yoluna başvurma imkânının
tanındığı anlaşılmaktadır.
59. Öte yandan 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (i)
ve (j) bentleriyle arama ve el koyma tedbirleri nedeniyle uğranılan maddi ve
manevi zararların tazmini amacıyla ilgililerin dava açma imkânı da
bulunmaktadır.
60. Kuralların orantılılığı kapsamında kurallar uyarınca
elde edilen kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre
saklanıp saklanmadığı hususu da değerlendirilmelidir.
61. Kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da
kovuşturması kapsamında yargı makamlarınca işlenmesi ve yargılamada delil olarak kullanılması hâlinde bu
verilerin yargılama süresince saklanmasının adil yargılanma hakkı ile maddi
gerçeğin ortaya konulması bakımından gerekli
olduğu açıktır.
62. Diğer yandan yargılamanın kesin bir
hükümle sonuçlanmasından sonra bu verilerin delil niteliği gözetilerek veri
sahibinin menfaatleri uyarınca veya infaz işlemlerine ilişkin olarak saklanması
da gerekebilir. Nitekim yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun
yollarına gidilen durumlarda da bu verilere delil olarak yeniden başvurma
ihtiyacının doğması mümkündür. Bu ve benzeri gerekçelerle kişisel verilerin
silinemediği durumlarda verilerin işlenmesinin sınırlandırılması hususu
(verilerin saklanması, arşive aktarılması, sınırlandırma amacı dışında
kullanımının engellenmesi gibi) değerlendirilmelidir.
63. Nitekim 27/4/2016 tarihli (AB)
2016/680 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi'nin gerekçeler kısmının
26. paragrafında da kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekenden daha
uzun süre saklanmaması, bu verilerin delil amacıyla tutulması gerektiği
hâllerde ise veri işlemenin sınırlandırılması ve sınırlanan verinin sadece
silmeyi engelleyen amaçla işlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anılan
Direktif'in 16. maddesinde kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesi ile
işlenmesinin sınırlandırılması hakkına yer verilmiş; söz konusu maddenin (3)
numaralı fıkrasında ise kişisel verilerin delil oluşturması amacıyla korunmuş
olması, verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasını gerektiren hâllerden biri
olarak sayılmıştır. Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü'nde de suçların önlenmesi, soruşturulması,
tespiti veya kovuşturulması veya cezaların infaz edilmesi amacıyla kişisel
verilerin yetkili makamlar tarafından işlenmesi durumunda söz konusu verilerin
Direktif hükümlerine tabi olacağı belirtilmiştir.
64. Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra
saklanmasına, silinmesine, buna ilişkin süre ve usule, silinmediği takdirde
verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin gerekçe ve yönteme, ilgili
kişinin bu verilerin silinmesine veya sınırlandırılmasına ilişkin olarak sahip
olduğu haklara dair herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir.
65. Benzer şekilde kişisel verilerin bir
ceza soruşturması ya da kovuşturmasında veya infaz işlemlerine yönelik olarak
işlenmesi hâlinde gerek kişisel verilerin gerekse de bu bilgi ve belgelerin yer
aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak kanun
düzeyinde başkaca bir düzenleme de öngörülmemiştir.
66. Yine kurallar uyarınca elde edilecek
kişisel verilerin saklanması hâlinde bunun kapsam ve şartları ile yetkili
merciyi belirlemeye yönelik bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu bağlamda
kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerle ilgili olarak söz konusu
güvencelerin oluşturulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
67. Bu
itibarla kurallarla
özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel
verilerin korunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu
sonucuna ulaşılmıştır.
68. Açıklanan
nedenlerle kurallar, Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptalleri
gerekir.
İrfan FİDAN, Muhterem İNCE,
Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa'nın 2. maddesine de
aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların
Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında
ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
B. Kanun'un
134. Maddesinin
(3) ve (4) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi
69. 5271
sayılı Kanun'un 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada,
somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette
delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim… tarafından şüphelinin
kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde
arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların
çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir." bölümünün ve (2)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "Bilgisayar,
bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden
dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün
yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere
elkonulabilir." bölümünün iptalleri nedeniyle anılan maddenin (3) ve (4)
numaralı fıkralarının uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu
fıkralar 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında
değerlendirilmiş ve bu kurallar yönünden Anayasa'ya uygunluk denetiminin
yapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
70. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı
fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü'nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya
tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince
iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
71. 5271 sayılı Kanun'un 134. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin "Bir suç
dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe
sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması
halinde, hâkim… tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar
programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar
kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline
getirilmesine karar verilir." bölümünün ve (2) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin "Bilgisayar, bilgisayar
programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı
girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün
yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere
elkonulabilir." bölümünün iptalleri nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan
anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı
fıkrası gereğince iptali gerekir.
V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE
GİRECEĞİ GÜN SORUNU
72. Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasında "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken
hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, 6216 sayılı Kanun'un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa
Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete'de yayımlandığı günden
başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere
ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
73. 5271 sayılı Kanun'un 134.
maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal
edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla
6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal
hükümlerinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra
yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VI. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesinin;
A. (1)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "Bir suç
dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe
sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması
halinde, hâkim … tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar
programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar
kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline
getirilmesine karar verilir." bölümünün
Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, İrfan
FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz
AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI'nın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince
KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. (2)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "Bilgisayar,
bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere
ulaşılamaması … halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların
alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir." bölümünün Anayasa'ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, İrfan FİDAN, Muhterem
İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin
KIRATLI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa'nın
153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un
66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Kalan kısmının 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince İPTALİNE,
iptal hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
12/2/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1.
Mahkememiz sayın çoğunluğu tarafından 4/12/2004 tarihli
ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkralarının hâkim kararıyla bilgisayar ve bilgisayar programları ile
kütüklerinde arama ve kopyalama yapılması ile anılan materyallerdeki şifrenin
çözülememesinden dolayı sisteme girilememesi veya gizlenmiş bilgilere
ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi
için bu araç ve gereçlere el koyulabilmesini ve nihayetinde elde edilen kayıtların
çözülerek metin hâline getirilmesini öngören hükümlerin iptaline karar
verilmiştir. Aşağıda açıklanan gerekçelerle bu görüşe katılmamaktayız.
2.
Söz konusu maddede ceza muhakemesindeki koruma
tedbirlerinden adli arama ve elkoymanın özel birer türü olarak bilgisayar, bilgisayar programları ve
bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoymaya dair usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Kurallarla bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama
yapılabilmesi ve verilerin kopyalanarak çözümünün yapılması suretiyle kişilerin
özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme
haklarına sınırlama getirilmektedir. Yine maddenin iki numaralı fıkrası
uyarınca anılan eşyalara el konulabilmesi kişilerin mülkiyet hakkını da
sınırlamaktadır.
3.
Sayın çoğunluğun kuralların kanuniliği, meşru amacı,
demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaca yönelik oldukları ve
ölçülülük ilkesi bağlamında meşru amaç bakımından elverişliliği ve gerekliliği
konularındaki değerlendirmelerine iştirak ediyoruz. Nitekim 23/11/2001
tarihinde Budapeşte'de imzaya açılmış ve 1//7/2004 tarihinde yürürlüğe girmiş
olan, ülkemizce de 10/11/2010 tarihinde imzalanıp 22/4/2014 tarihli ve 6533
sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi'nin
(Cyber Crime Convention) bilişim sistemlerinde arama ve el koymaya dair
uluslararası standartları ihtiva eden ve bu hususlarda taraf devletlere çeşitli
yükümlülükler öngören 19. maddesiyle de uyumlu olarak kuralların hukukumuza
iktibas edildiği anlaşılmaktadır.
4.
Diğer yandan kurallara konu koruma tedbirleriyle kişisel
verilerin elde edilmesi sürecinde ilgilisinin bilgilendirileceği, bu verilerin
ancak soruşturma konusu suçla ilgili delil elde etmek amacına yönelik ve
bununla sınırlı olarak işlenebileceği, delil niteliği taşımayan verilerin
sahibine iade edileceği, üçüncü kişilerin bu bilgilere erişiminin engellenerek
verilerin gizliliğinin sağlanacağı, tedbirlerin hukuka uygunluğunun
denetlenmesi için etkin denetim mekanizmalarının mevcut olduğu ve tedbirler nedeniyle
uğranılan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi amacıyla dava
açılabileceği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra kurallar uyarınca elde edilen ve
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54. maddesi kapsamında
kabul edilip kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine
tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen ya da üretimi, bulundurulması,
kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan dijital materyalin
müsadere edilebileceği de açıktır.
5.
Yine kararda açıklandığı üzere kurallar uyarınca elde
edilen delillerin doğruluğu ve güvenilirliğinin sağlanması konusunda usul
güvencelerine yer verildiği sonucuna ulaşılmıştır. Kuralların şüphelinin delillerden haberdar olmasını, delillere ve
delillerle ilgili raporlara doğrudan erişmesini, delillerinin kullanılmasına
karşı çıkmasını ve bunların
güvenilirliğini test etmesini sınırlayan bir yönünün bulunmadığı açıktır.
Şüphelinin elde edilen delillere karşı -adil yargılanma hakkı
kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda- itirazlarını ileri sürme ve yargılama
faaliyetine doğrudan katılma imkânı da bulunmaktadır. Dolayısıyla şüpheli
kurallar uyarınca elde edilen delile karşı iddia makamıyla eşit bir konumda
olup şüphelinin etkili bir savunma gerçekleştirmesine dair yeterli güvenceler
bulunmaktadır. Bilgisayar üzerinde yapılan arama ve kopyalama işlemi sonucunda
elde edilen delillerin yargılamanın sonucunu etkileyecek nitelikte
olması ve bu delillere dayanılması hâlinde yargılama makamının bu hususta
gerekçe sunma yükümlülüğünün bulunduğu da anlaşılmaktadır.
6.
Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin meşru
amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmamasına ilişkin güvencenin
bulunmadığı, kişisel verilerin yer
aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak başkaca
bir düzenleme de öngörülmediği, yine kurallar uyarınca elde edilecek kişisel
verilerin saklanması hâlinde bunun kapsam ve şartları ile yetkili mercii belirlemeye
yönelik bir düzenleme de bulunmadığı iddiaları çoğunluk tarafından kuralların iptal
gerekçesinde yer almıştır.
7.
Ceza yargılamasında kurallar uyarınca elde edilen ve
delil niteliğini haiz verilerin saklanması maddi gerçeğe ulaşılarak adaletin
tesis edilmesi bakımından önem arz etmektedir. Nitekim bu süreçte dosya ilk
derece yargılamasından, istinaf ve -Kanun'da aksi öngörülmedikçe- temyiz kanun
yollarından geçerek kesinleşecektir.
8.
Kesinleşen karara karşı olağanüstü kanun yollarına
gidilmesi de söz konusu olabilir. Sözgelimi, Kanun'un 308. maddesinde Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca
kesinleşen hükme yapılacak itirazın sanığın aleyhine olması halinde bir aylık
tahdidi bir süre öngörülmüşse de sanığın lehine itirazların süre sınırı
olmaksızın yapılabileceği anlaşılmaktadır. Yine CMK'nın 308/A maddesinde, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin
kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet
başsavcılığının, re'sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği
tarihten itibaren bir ay içinde kararı veren daireye itiraz edebileceği,
sanığın lehine itirazda süre aranmayacağı düzenlenmiştir. Benzer durum Kanun'un 311. vd.
maddeleri uyarınca yargılanmanın yenilenmesi yoluna gidildiği durumlarda da
geçerlidir. Öyle ki, hükmün infaz edilmiş olması hatta hükümlünün ölümü dahi
yargılanmanın yenilenmesi istemine engel değildir. Ayrıca sanık/hükümlü
tarafından gerek Anayasa Mahkemesi gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
bireysel başvuruda bulunulabileceği de ortadadır.
9.
Bu durumlar kurallar uyarınca elde edilen delillerin
belirli bir süre öngörülmeksizin, sürekli olarak saklanmasının gerekebileceğine
işaret etmektedir. Üstelik verilerin silinmemesinin ve saklanmasının veri
sahibi lehine sonuçlarının olduğu da açıktır. Kaldı ki, Anayasa'nın 20. maddesinin son fıkrasında, kişisel verilerin korunmasına ilişkin
esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 20.
maddesinde kanuna atıf yapıldığından, kişisel verilerin korunması amacı ile
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. Söz konusu
Kanunun 28. maddesinin (d) bendinde, kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma,
yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz
mercileri tarafından işlenmesinin Kanunun kapsamı dışında kaldığı
belirtilmiştir.
10.
Yine çoğunluk gerekçesinde, kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da
kovuşturmasında veya infaz işlemlerine yönelik olarak işlenmesi hâlinde gerek
kişisel verilerin gerekse de bu bilgi ve belgelerin yer aldığı dava
dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak kanun düzeyinde
başkaca bir düzenleme öngörülmediği ileri sürülmüş ise de 11 sayılı Devlet
Arşivleri Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile arşiv hizmet ve
faaliyetlerini düzenlemek ve kamuda belge yönetimini sağlamak üzere
Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak genel bütçeye tabi Devlet Arşivleri Başkanlığı
kurulmuştur. Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde,
Kararnamenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Milli İstihbarat Teşkilatı
Başkanlığı hariç olmak üzere 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli cetvellerde yer alan kamu idarelerini, kamu
tüzel kişiliğini haiz diğer kurum, kuruluş, enstitü, teşebbüs, teşekkül,
birlik, fon gibi adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşları, kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını, vergi muafiyeti tanınan vakıfları ve
kamu yararına çalışan dernekleri kapsadığı belirtilmiştir. Kararname uyarınca
çıkarılan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik 18.10.2019 tarih ve 30922
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Görüldüğü üzere, söz
konusu 11 no'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve bu Kararname uyarınca çıkarılan
Yönetmelik kapsamına yargı mercileri de dahil olduğundan dosya ve kişisel
verilerin saklama koşulları ve süreleri belirli olup, konuya ilişkin mevzuatın
bulunmadığı yönündeki görüşe de katılmak mümkün değildir.
11.
Öte yandan kurallar uyarınca elde edilen delillerden
ancak mahkumiyete esas olanlar muhafaza edilecektir. Bunun dışında
soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek sonlandırılması
ya da kovuşturma sonunda beraat kararı verilmesi halinde kişisel veri ihtiva
eden delillerin sahibine iadesi veya imhası gerekebilir. Kanun'un 134.
maddesinde elde edilen verilerin yok edilmesine dair açık bir düzenleme
bulunmamaktadır. Bu durumda Kanun'un 137. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki
iletişim içeriklerinin yok edilmesine dair düzenlemenin kıyasen uygulanması
mümkündür. Nitekim temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına açıkça izin
veren bir kanun hükmü olmadığında kıyasen sınırlandırma yapılamayacaksa da bu
hak ve özgürlüklerin korunması söz konusu olduğunda kıyasa başvurulmasının
mümkün olduğu değerlendirilmektedir. Üstelik kuralların şekli bir ceza normu
olması yani muhakeme sürecine ilişkin olmaları nedeniyle kıyasa başvurulması
ceza hukuku dogmatiğine de aykırılık teşkil etmemektedir (Kanun'un 134. maddesi
bakımından 137. maddenin (3) numaralı fıkrasının uygulanabilirliğine dair
doktrindeki görüş için bkz. Değirmenci, O. (2014). Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil, Ankara: Seçkin Yay., s.
318).
12.
Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin dosyayla
ilgisiz olanlarının silinmesine ilişkin uygulanabilir bir hukuki düzenlemenin
mevcut olduğu, delil niteliğini haiz verilerin ise silinmeksizin saklanmasının
söz konusu olabileceği değerlendirmelerinden sonra kişisel verilerin
sınırlandırılması hususu ele alınmalıdır.
13.
Çoğunluk tarafından üçüncü kişilerin kurallarla elde
edilen kişisel verilere erişimi engellenerek verilerin gizliliğinin
sağlanacağına dair güvencenin bulunduğu kabul edilmesine karşın bu verilerin
sınırlandırma amacı dışında kullanılmasını engeller bir düzenleme
bulunmadığının ifade edilebilmesi çelişki oluşturmaktadır. Zira dosyada bu
veriler ancak delil mahiyeti gözetilerek saklanabilecektir. Bu verilerin hükmün
kesinleşmesinden sonra da üçüncü kişilerle paylaşılması yahut kişisel verilerin
bir veri tabanına aktarılarak veri sahibi hakkında bir çıkarımda bulunulması da
mümkün değildir. Bu kişisel verilere ancak söz konusu dosyayla ilgili yukarıda
izah edilen bir yargısal süreç olması ya da usulünce yürütülen başkaca bir
soruşturma/kovuşturma sebebiyle ve Kanundaki tüm güvencelere riayet edilerek
başvurulabilir. Kaldı ki, bu güvencelere uyulmaması halinde veriyi hukuka
aykırı olarak işleyen kişinin 5237 sayılı Kanun'un 132 vd. maddeleri uyarınca
cezai sorumluluğunun doğacağında şüphe bulunmamaktadır. Bu itibarla kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına
getirilen sınırlamanın orantısız olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
14.
Nitekim Anayasa Mahkemesi 30/6/2022 tarihli ve
E.2018/137, K.2022/86 sayılı kararında aynı kurallara ilişkin Cumhuriyet
savcısının yetkilerini düzenleyen Kanun'un
134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "…Cumhuriyet
savcısının istemi üzerine…" ibaresinin "…hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından…" şeklinde değiştirilmesinde
yer alan "…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…"
ibaresinin, (1) numaralı fıkraya eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleler
ile (2) numaralı fıkranın birinci cümlesine eklenen "…ya da işlemin uzun
sürecek olması…" ibaresinin kişilerin özel hayatının korunmasını isteme
hakkı ile kişisel verilerin korunması hakkı ve mülkiyet hakkını ihlal eder yönü
bulunmadığını değerlendirmiş ve -eldeki itiraz başvurusunun aksine- oybirliğiyle Anayasa'ya aykırı olmadıkları
sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 345-383).
15.
Yine Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının ele
geçirilmesi ve kişisel verilerin ortaya çıkarılma sürecine ilişkin kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkının ve haberleşmenin gizliliğinin ihlal
edildiğinin iddia edildiği bir başvuruda kişisel verilerin korunmasını isteme
hakkı kapsamındaki güvencelere ilişkin detaylı bir değerlendirme yapmış ve uzun
süre saklamama güvencesi yönünden 5271 sayılı Kanun'un 134. maddesi kapsamında
elde edilen delillerin yargılama boyunca saklanacağını belirterek bu güvence yönünden
Anayasa'ya aykırılık görmemiştir (Bestami Eroğlu [GK] B. No: 2018/23077,
17/9/2020). Dolayısıyla eldeki başvuruya konu karar, Anayasa Mahkemesinin yakın
tarihli içtihatlarıyla da açıkça çelişmektedir.
16.
Son olarak belirtmek gerekir ki norm denetiminde kuralla
ilgili ve gerekli görülen tüm hukuki müesseseler de gözetilmeli, başka bir
ifadeyle kural anılan hukuki müesseseler ile anlamlandırılmalı ve kuralın bu
bağlamda Anayasa'nın herhangi bir hükmüne aykırı olup olmadığı tespit
edilmelidir. Anayasallık denetiminde ölçü Anayasa olmakla birlikte bu husus
normun ait olduğu hukuk sistemi içerisindeki yerinin tespiti ile buna göre
kazanacağı anlamın gözetilmesine engel değildir. Başka bir ifadeyle, herhangi bir
hukuk kuralının tek başına değil, içinde bulunduğu metnin tümü gözönünde
tutularak yorumlanması gerekir (AYM, E.1984/8, K.1984/10, 20/09/1984;
E.2018/122, K.2020/14, 19/02/2020, § 21).
17.
Bu bağlamda çoğunluk tarafından kurallar ceza muhakemesi
sistematiği ve gereklilikleri gözetilmeksizin değerlendirilmiştir. Zira tanık
beyanı alınmasından, klasik arama ve el koymaya hatta duruşma zaptının
tanziminden gerekçeli kararda yer alması gerekenlere kadar tüm hususlar kişisel
veri ihtiva etmektedir. Yukarıda izah ettiğimiz usul ve güvenceleri yok sayan
çoğunluğun yaklaşımına göre Ceza Muhakemesi Kanunumuzda yer alan hükümlerin
hemen tamamı, kişisel verilerin sınırlandırılması güvencesi bakımından, kurallarla
aynı maluliyete sahiptir.
18.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralların Anayasa'nın 13. ve 20.
maddelerine aykırı olmadığı ve iptal isteminin reddi gerektiği kanaatinde
olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk
görüşüne katılmıyoruz.
----------o----------
Değişiklik yapılan Mevzuat:
Fikri ve Sınai Haklar, MASAK, Bilişim Mevzuatı, T.C. Külliyatı: XXX/5271A.01 No.lu belgededir.