R.Gazete No: 33211
R.G. Tarihi: 01.04.2026
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI 1
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:2025/120
Karar Sayısı:2025/270
Karar Tarihi:25/12/2025
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001
tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 27. maddesinin 14/11/2024 tarihli
ve 7532 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının
Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar
verilmesi talebidir.
OLAY: Nüfus kaydının düzeltilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 27. maddesi
şöyledir:
"2. Adın değiştirilmesi
Madde
27- Adın değiştirilmesi,
ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.
(Değişik ikinci fıkra:14/11/2024-7532/12 md.)
Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve Basın İlan Kurumunun
ilan portalında ilan olunur. Bu ilanda; hükmü veren
mahkeme, kararın verildiği tarih, dosyanın esas ve karar numarası ile adının
değiştirilmesine karar verilen kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi,
ana ve baba adı, önceki adı ve soyadı, mahkeme kararıyla verilen yeni adı ve
soyadı yer alır.
Ad değişmekle kişisel durum
değişmez.
Adın değiştirilmesinden zarar
gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme
kararının kaldırılmasını dava edebilir."
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Kadir
ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin
YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU,
Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL,
Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 7/5/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör
Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural
kapsamında mahkemece verilen adın
değiştirilmesine yönelik kararla ilgili olarak Basın İlan Kurumunun internet
sitesinde yapılan ilanın herkese açık olduğu, ilanın bu şekilde yapılmasıyla
adı değiştirilen kişinin önceki ve mevcut adı, anne ve baba adı, nüfusa kayıtlı
olduğu yer ve doğum tarihi gibi kişisel verilerinin herkes tarafından
bilinebilir hâle geldiği, adı değiştirilen kişinin kişisel verilerinin aleni
hâle getirilmesinin bu ismin kullanılarak suç işlenmesini mümkün hâle
getirdiği, ilana herhangi bir hukuki sonucun bağlanmadığı, nitekim adın
değiştirilmesinden zarar görenlerin dava hakkının ilandan değil öğrenme
tarihinden itibaren başladığı, günümüzde tüm işlemlerin Türkiye Cumhuriyeti
kimlik numarasıyla yapıldığı, dolayısıyla ilanın gerekli olmadığı belirtilerek
kuralın Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B.
Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
1. Fıkranın
Birinci Cümlesinde Yer Alan "…ve Basın
İlan Kurumunun ilan portalında ilan…" İbaresinin ve İkinci Cümlesinin
İncelenmesi
4. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin
özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip
olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı
belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle
ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların
düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp
kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen
hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına
ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." denilerek kişisel verilerin
korunması özel hayatın gizliliğinin korunması hakkı kapsamında güvenceye
kavuşturulmuştur.
5. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının, kişinin
insan onurunun korunması ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel
bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin sadece işleme
şeklindeki sınırlamaya karşı değil kişisel verilere yönelik her türlü
sınırlamalara karşı güvence getirdiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2018/85,
K.2022/127, 26/10/2022, § 85).
6. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında, kişisel
verileri işleyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında olduğundan hareketle incelenen
kanunda özel bir düzenleme yer almasa dahi anılan Kanun'daki genel hükümlerin kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden gerekli güvenceleri karşıladığı
belirtilmiştir (bkz. AYM, E.2021/84, K.2022/117, 13/10/2022, §§ 65-73;
E.2020/67, K.2022/139, 9/11/2022, §§ 54-59; E.2021/28, K.2024/11, 18/1/2024, §
15).
7. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere
"...adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini
ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal
güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses
kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler,
etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık
bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm
veriler…" kişisel veri kabul
edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151,
2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015;
E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015).
8. İtiraz konusu kural, kişisel veri
niteliğinde olan adın değiştirilmesinin Basın İlan Kurumunun portalinde ilan
edilmesini öngörmek suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına
sınırlama getirmektedir.
9. Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmüne yer
verilmiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere
getirilen sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa'da öngörülen sınırlama
sebebine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun
olması gerekir.
10. Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında temel hakları
sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp
kanuni düzenlemelerin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir
ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
11. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu
niteliklere sahip olması, Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin
tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal
düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli
kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla
Anayasa'nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,
Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında
yorumlanmalıdır.
12. 4721 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasının
7532 sayılı Kanun'la değiştirilmeden önceki hâlinde adın değiştirilmesinin
nüfus siciline kayıt ve ilan olunacağı hükmüne yer verilmiştir. Anılan fıkrada
yer alan "…ve ilân.." ibaresi,
Anayasa Mahkemesinin 22/2/2024 tarihli ve E.2023/34, K.2024/60 sayılı kararıyla
ad değişikliğinin ilanında kişisel veri niteliğindeki bilgilerden hangilerinin
kullanılacağına, bu bilgilerin ilanda nasıl yer alacağına yönelik güvencelerin
ve temel ilkelerin kanunla belirlenmediği gerekçesiyle Anayasa'nın 13. ve 20.
maddesine aykırı görülerek iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal
kararından sonra yapılan değişiklikle kuralda ilanın kapsam
ve usulünün herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak
düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna
ulaşılmıştır. Bununla birlikte yapılan değişikliğin diğer sınırlama ölçütleri bakımından da incelenerek anayasallık
denetiminin yapılması gerekmektedir.
13. Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni
öngörülmemiş olmakla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre
özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hak ve özgürlüklerin de o hak ve özgürlüğün
doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın başka
maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel
sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM,
E.2024/17, K.2024/205, 4/12/2024, § 19).
14. Mahkeme kararıyla adı değiştirilen kişinin
bilgilerinin ilan edilmesiyle, ad değişikliğinden etkilenen ya da zarar gören
üçüncü kişilerin menfaatlerinin koruması amaçlanmaktadır. Üçüncü kişilerin hak
ve menfaatlerinin korunması amacının, kişisel verilerin korunmasını isteme
hakkına yönelik sınırlamalar için anayasal yönden meşru bir amaç teşkil ettiği
açıktır.
15. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik
sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmaması
zorunludur. Bu kapsamda kuralla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına
getirilen sınırlamanın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir.
Kuralla adın değiştirilmesine ilişkin mahkeme kararı, Basın İlan Kurumunun
portalinde herkese açık şekilde ilan edilmektedir. Adın değiştirilmesinden
zarar görebilecek kişilerin bu internet sitesine erişmekle söz konusu
değişiklikten haberdar olmalarının mümkün olduğu açıktır.
16. Anılan Kanun'un 27. maddesinin dördüncü fıkrasında
adın değiştirilmesi nedeniyle zarar gören kimsenin bunu öğrendiği tarihten
itibaren bir yıl içinde dava açarak kararın kaldırılmasını talep etme hakkının
bulunduğu belirtilmiştir. Söz konusu sürenin, adın değiştirilmesine ilişkin
kararın öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı ve bu öğrenmenin herhangi bir
yolla gerçekleşmesi mümkün ise de ad değiştirme kararının ilan edilmesinin de
karardan etkilenecek veya zarar görecek üçüncü kişilerin kararın içeriğinden
haberdar olmasını kolaylaştıracağı açıktır.
17. Bu itibarla ad değiştirme kararlarının ilan
edilmesinin zorunlu toplumsal bir ihtiyacı karşılamadığı, dolayısıyla kuralın
kişisel verilerin korunmasının sınırlanması bakımından demokratik toplum
düzeninin gereklerine uygun olmadığı söylenemez. Bununla birlikte kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olması
gerekir.
18. Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük
ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınması
gereken bir diğer ilkedir. Anayasa'nın anılan maddesinde güvence altına alınan ölçülülük
ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere
üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın
ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak
istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı
amaca daha hafif bir sınırlama aracı ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık
ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir
dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
19. Kural kapsamında adın değiştirilmesi nedeniyle zarara
uğrayabilecek kişilerin menfaatlerinin korunması amacıyla Basın İlan Kurumunun
portalinde ilan yapılmak suretiyle herkesin bu durumdan haberdar edilmesinin,
öngörülen meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ayrıca kanun koyucunun adın değiştirilmesi kararından menfaati etkilenecek
kişilerin korunması için alacağı tedbirleri ve yöntemi belirlemede takdir
yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kural kapsamında yapılan ilanın meşru amaca
ulaşma bakımından gerekli olmadığı söylenemez.
20. Diğer yandan
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç
bakımından orantılı olması gerekir.
21. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik
sınırlamanın veri sahibi üzerinde bir külfete yol açacağı kuşkusuzdur. Bu
sınırlamanın ulaşılmak istenen meşru amaca göre bireylere aşırı bir külfet
yüklediğinin tespiti hâlinde orantısız olduğu sonucuna varılması gerekir. Bu
bağlamda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlamanın
orantılı kabul edilebilmesi için işlenecek veya herhangi bir şekilde
yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması ve kişisel
verilerin sınırlama amacı için gerektiğinden daha uzun süre ilanda kalmaması
gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2024/17, K.2024/205,
4/12/2024, §27).
22. Kuralda ya da kanun düzeyinde farklı bir mevzuatta
ilanın ne kadar süreyle Basın İlan Kurumunun portalinde yayımlanacağına ilişkin
olarak herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle ad
değişikliği kararlarının Basın İlan Kurumunun portalinde makul süreyle ilan
edilmesini sağlayan güvencelere kanunda yer verilmediği anlaşılmaktadır. Bu
itibarla ad değişikliğine ilişkin kararın süresiz bir şekilde ilan edilmesinin,
kişisel verileri herkesçe bilinir hâle gelen kişinin menfaatleri üzerinde ağır
sonuçlar meydana getirebilecektir.
23. Ad değiştirme kararlarının zarar görecek kişilerin
menfaatlerinin korunması amacıyla ilanla duyurulmasında kamu yararı bulunmakta
ise de söz konusu kararın süresiz bir şekilde ilan edilmesinin kişisel verileri
herkesçe bilinir hâle gelen kişinin menfaatleri üzerinde orantısız sonuçlar
meydana getirebilecektir.
24. Öte yandan kuralda, ad değiştirme kararlarının
kategorik olarak tamamının ilan edilmesi öngörülmekte; belli durumlarda söz
konusu kararların ilan edilip edilmemesi hususunda hâkime takdir yetkisi
tanınmamaktadır. Diğer bir ifadeyle somut olayın özelliğine göre ad değiştirme
sebepleri de dikkate alınarak adın değiştirilmesi kararını veren hâkimin bu
konuda değerlendirme yapma imkânı bulunmamaktadır. Nitekim bazı durumlarda ad
değişikliği kararlarının ilan edilmemesinde üstün bir hukuki yararın bulunması mümkündür.
Dolayısıyla bütün ad değişikliği kararlarının ilan edilmesi öngörülerek bu
konuda hâkime takdir yetkisi tanınmaması da kişiler açısından ağır sonuçlar
doğurabilecek niteliktedir.
25. Bu itibarla kuralla ulaşılmak istenen meşru amaçtan
kaynaklanan kamusal yarar ile bireylerin menfaatleri arasındaki makul dengenin
bozulduğu, bu yönüyle kuralın kişisel verilerin korumasını isteme hakkına
orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
26. Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu
görüşe ek gerekçeyle katılmışlardır.
Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR bu görüşe
katılmamışlardır.
2. Fıkranın
Kalan Kısmının İncelenmesi
27. İtiraz konusu kuralda, ad
değişikliğinin talebe bağlı olmaksızın nüfus siciline kaydedilmesi
öngörülmektedir. Kişisel veri niteliğindeki bilgilerin nüfus siciline
kaydedilerek saklanması kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama
teşkil etmektedir.
28. Kural kapsamında ad değişikliğinin
nüfus kaydına tescil edilmesinin kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak
düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna
ulaşılmıştır.
29. Bireylerin kimlik bilgilerinde
değişiklik yapan mahkeme kararlarının nüfus siciline işlenmesinin nüfus
kayıtlarının sağlıklı ve güncel bir şekilde tutularak söz konusu sicille
bağlantılı olarak yapılan tüm işlemlerde ilgili kişiler ile üçüncü kişilerin
menfaatlerinin korunmasına katkı sunacağı açıktır. Bu nedenle kuralın meşru bir
amaca yönelik olarak ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ad
değişikliklerinin nüfus siciline kaydedilmesinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca
karşılık gelmediği de söylenemez. Dolayısıyla kuralın demokratik toplum
düzeninin gereklerine aykırı olmadığı anlaşılmıştır.
30. Öte yandan ad değişikliğinin nüfus
siciline kaydedilmesinin nüfus kayıtlarının sağlıklı bir şekilde tutularak
ilgililerin menfaatinin korunması amacı bakımından elverişli ve gerekli
olmadığı söylenemez.
31. Diğer yandan kuralın orantılılık
incelemesinde nüfus kayıtlarına işlenen kişisel veri niteliğindeki bilgilerin
saklanmasına, üçüncü kişilere verilmemesine yönelik güvencelerin
değerlendirilmesi gerekir.
32. 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı
Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun "Amaç"
başlıklı 1. maddesinde anılan Kanun'un amacının, kişinin doğumundan ölümüne
kadar kişisel ve medeni durumuna, uyrukluğuna ve bunlarda meydana gelebilecek
değişikliklere ait doğal ve hukuki olayların belirlenip saptanmasını, bu amaçla
düzenlenmiş kütüklere yazılmasını, elektronik ortamda ulusal adres veri
tabanının oluşturulmasını, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin
ilişkilendirilmesini sağlamak olduğu belirtilmiştir. Bu itibarla kişilerin
doğumundan ölümüne kadar ad, soyad, medeni durumları, uyrukları gibi kişisel
bilgileri ve bu bilgilerdeki değişiklikler nüfus sicilinde (kütüğünde) kayıt
altına alınarak saklanmaktadır.
33. Kanun'un 9. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgelerin
gizli olduğu, bunların yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim
yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemeyeceği, mahkemelerin
bu hükmün dışında olduğu; (2) numaralı fıkrasında nüfus kayıtlarına bu
bilgileri işleyen memurların ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus
kayıtlarından faydalanan diğer görevlilerin de bu gizliliğe uymak zorunda
oldukları, bu yükümlülüğün, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından
sonra da devam edeceği hükme bağlanmıştır.
34. 36. maddede mahkeme kararı ile
yapılan nüfus kaydı değişikliklerinde izlenecek usul düzenlenmiştir. Anılan
maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde kişinin adının değiştirilmesi
hâlinde nüfus müdürlüğünün bu kişinin çocuklarının baba veya ana adına ilişkin
kaydı, soyadı değişikliğinde ise eşin ve ergin olmayan çocukların soyadını da
düzelteceği belirtilmiştir.
35. 45. maddenin (1) numaralı fıkrasında
ise İçişleri Bakanlığının (Bakanlık) madde kapsamında sayılan kurumlarla
merkezî veri tabanında tutulan kimlik verilerini, Kanun'da belirtilen usul ve
esaslar çerçevesinde paylaşılabileceği düzenlenmiştir. Anılan maddenin (3)
numaralı fıkrasında (1) numaralı fıkrada belirtilenlerin kendi iş ve
işlemlerine esas olmak üzere sadece ilgili kişilerin bilgilerini alabilecekleri
ve aldıkları bilgileri tanımlanmış hizmetlerin yerine getirilmesi dışında başka
hiçbir amaçla kullanamayacakları; bu bilgileri ilgilisi veya 44. maddede
belirtilenler dışında kimseye veremeyecekleri, sistemin bütün aşamalarında
görev yapan yetkililerin de bu kurallara uymakla yükümlü oldukları, bu
yükümlülüğün kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam
edeceği belirtilmiştir. Söz konusu fıkrada ayrıca (1) numaralı fıkrada
belirtilenlerin, Kimlik Paylaşımı Sistemi kullanıcılarının sistemi bu madde
hükümlerine uygun kullanmalarına yönelik olarak gerekli her türlü idari ve
teknik tedbirleri almak, takip etmek ve idari ve teknik tedbirlere ilişkin
raporları talep edildiğinde Bakanlığa bildirmekle yükümlü oldukları ve bu fıkra
hükümlerine aykırı davrananlar hakkında 6698 sayılı Kanun hükümlerine göre
işlem yapılacağı düzenlenmiştir.
36. Dolayısıyla 5490 sayılı Kanun'da
kimlik bilgilerinin ve bu arada ad değiştirilmesinin de hangi usulle
kaydedileceği, gizliliği ve saklanma koşullarına ilişkin olarak anılan
düzenlemelerle belirlendiği gibi 6698 sayılı Kanun'daki güvencelerin de nüfus
sicili bakımından geçerli olduğu anlaşılmaktadır.
37. Bu itibarla resmî işlemlerin kişinin
adı, soyadı, doğum tarihi gibi tüm kimlik bilgilerinin tutulduğu nüfus
kayıtlarındaki bilgilere göre gerçekleştiği ve bu bilgilerin sağlıklı
tutulmasının ilgili kişinin menfaatinin korunmasına hizmet ettiği de dikkate
alındığında kural kapsamında ad değişikliğinin kararlarının söz konusu
kayıtlara işlenmesinde meşru amaçtan kaynaklanan kamusal yarar ile kişilerin
menfaatleri arasındaki makul dengenin ortadan kaldırıldığı söylenemez. Bu
yönüyle kuralla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen
sınırlamanın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 20.
maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
39. Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında "Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli
gördüğü hâllerde Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının
yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği
belirtilmektedir.
40. 4721 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan "…ve Basın
İlan Kurumunun ilan portalında ilan…" ibaresinin ve ikinci cümlesinin iptal
edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici
nitelikte görüldüğünden Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216
sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu iptal
hükümlerinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra
yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan
YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
V. HÜKÜM
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 27.
maddesinin 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle
değiştirilen ikinci fıkrasının;
A. 1. Birinci
cümlesinde yer alan "…ve Basın İlan
Kurumunun ilan portalında ilan…" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz
AKÇİL ile Ömer ÇINAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal
hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR'ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2. Birinci cümlesinin kalan
kısmının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. İkinci
cümlesinin Anayasa'ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ile Ömer ÇINAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa'nın
153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
25/12/2025
tarihinde karar verildi.
EK GEREKÇE ve KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğunun 22/11/2001 tarihli ve 4721
sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesinin ikinci fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan "…ve Basın İlan
Kurumunun ilan portalında ilan…" ibaresinin ve ikinci cümlesinin Anayasa'ya
aykırı olduğu için iptali gerektiği şeklindeki kararına ek gerekçe ile
katılmaktayım. Çoğunluğun iptal hükmünün Resmi Gazete'de yayımlanmasından dokuz
ay sonra yürürlüğe girmesi gerektiği şeklindeki kararına ise katılmamaktayım.
2. Dava konusu kuralların içinde yer aldığı 27. maddede
adın değiştirildiğinin nüfus siciline kayıt ve Basın İlan Kurumunun ilan
portalında ilan olunacağı ve bu ilanda; hükmü veren mahkeme, kararın verildiği
tarih, dosyanın esas ve karar numarası ile adının değiştirilmesine karar
verilen kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi, ana ve baba adı,
önceki adı ve soyadı, mahkeme kararıyla verilen yeni adı ve soyadının yer
alacağı öngörülmektedir.
3. Mahkememiz çoğunluğu adın değiştirildiğinin nüfus
siciline kayıt olunacağı kısmı haricindeki geriye kalan kuralı, kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına orantısız bir müdahalede bulunduğu
gerekçesiyle Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulmuştur. Bu bağlamdaki
temel Anayasa'ya aykırılık gerekçeleri olarak ad değişikliği kararlarının
Kanun'da Basın İlan Kurumunun portalında makul sürelerle ilan edilmesini
sağlayan güvencelere yer verilmemesi ve ad değişikliği kararlarının kategorik
biçimde tümünün ilan edilmesi nedeniyle hakime takdir yetkisi tanınmaması
hususlarına yer verilmiştir (bkz.: §§ 22-24).
4. Çoğunluğun bu iptal gerekçesine katılmaktayım. Bununla
birlikte dava konusu kuralların ölçülülük ilkesinin gereklilik yönü ile de
Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatindeyim. Zira kuralla ad değişikliği işlemi ile
bağlantılı biçimde bu değişikliğin Basın İlan Kurumunun portalında ilan
edilmesi aşamasında kişinin Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası
bağlamındaki birtakım kişisel verilerinin paylaşılması söz konusu olmaktadır.
5. Bununla birlikte dava konusu kuraldaki şekliyle bu ad
değişikliği kararının Basın İlan Kurumu portalında ilan edilmesi ve ilanda
adının değiştirilmesine karar verilen kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum
tarihi, ana ve baba adı, önceki adı ve soyadı gibi ad değişikliği noktasında
başkalarının bilmesi gerekmeyen kişisel verilerinin yer alması gereklilik şartı
bağlamında da sorun teşkil etmektedir.
6. Zira zaten uygulamada her bir vatandaşa yönelik
verilen Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası uygulamasının tüm hukuki işlemlerde
uygulanması nedeniyle adın değiştirilmesi ile ilgili mahkeme kararının dava
konusu kuralda olduğu şekliyle ilanına da gerek bulunmamaktadır. T.C. kimlik
numarası sistemi sayesinde bir kişinin ad değişikliğinin nüfus kayıt sistemine
işlenmesi nedeniyle üçüncü kişilerin yürütülen işlemler aracılığıyla bundan
bilgi sahibi olmaları mümkündür.
7. Öte yandan Kanun'un 27. maddesinin üçüncü fıkrasında
adın değiştirilmesinden zarar gören kimsenin bunu öğrendiği günden başlayarak
bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebileceği
öngörülmektedir. Bu hükmün varlığı dikkate alındığında özellikle ad değişikliği
nedeniyle başkalarının bundan zarar görme ihtimaline karşı bu şekilde öğrenme
ile başlayan bir süre de öngörüldüğüne göre burada bu gibi durumlarda adın
değiştirilmesinin ilan edilmesine bir hukuki sonuç bağlanması durumu söz konusu
değildir.
8. Dolayısıyla gerek ad değişikliği ilan sürecinde
portalda ilan edilecek kişisel veriler ve gerekse bu ilanın Basın İlan
Kurumunun portalında gerçekleşmesi yönü ile dava konusu kural, kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına ölçülülük ilkesinin gereklilik unsuru yönü
ile de Anayasa'ya aykırı bir müdahalede bulunmaktadır. Kuralın bu yönü ile de
Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatindeyim.
9. Öte yandan Mahkememiz çoğunluğunun iptal hükmünün
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince kararın Resmi Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine ilişkin kararına
katılmamaktayım. Bu konudaki karşıoy gerekçelerimi daha önce bir başka kararda
yazdığım karşıoydan faydalanarak (bkz.: AYM, E. 2024/133, K. 2025/233 künyeli
karardaki karşıoyum) şu şekilde ifade etmek gerekir:
10. Bilindiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin iptal kararlarının Resmî Gazete'de
yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa
Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabileceği ve bu tarihin iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği öngörülmektedir.
11. İptal edilen bir normun iptal hükmünün Resmî
Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yıla kadar bir süre daha
yürürlükte kalmasına imkan sağlayan kuralın amacı, verilen iptal kararı ile
birlikte yürürlükten kaldırılan normun hukuk düzeninde ortaya çıkaracağı
boşluğun doğurabileceği sakıncaları engellemektir.
12. Ancak, burada, iptal kararının yürürlüğe girmesinin
belli bir süre daha ertelenmesine karar verirken bir yıla kadar daha yürürlükte
kalmasına imkan verilen normun Anayasa Mahkemesince Anayasa'ya aykırı bulunarak
iptal edilen bir norm olduğunu da unutmamak gerekir.
13. Bu bağlamda bir yandan Anayasa'ya aykırı olduğu
tespit edilmiş bir kanun hükmü varken diğer taraftan bu normun yürürlükten
kalkması durumunda hukuk düzeninde ortaya çıkacak olan bir boşluk söz
konusudur.
14. Bunun içindir ki Anayasa'nın 153. maddesinde iptal
kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet
Meclisinin iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlayacağı hükmüne yer verilmektedir
(madde: 153/4).
15. Nitekim Anayasa hazırlık çalışmalarında bu kurala
ilişkin Danışma Meclisinin gerekçesinde, iptal kararının bazen hukuki boşluk
yaratabileceği ve bu nedenle de bu boşluğun süratle doldurulması için kanun
yapımındaki merasime istisna getirilerek görüşmenin öncelikle yapılması
esasının kabul edildiğine işaret edilmektedir (bkz.: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Gerekçeli), Anayasa Mahkemesi Yay.,
Ankara 2018, s. 960).
16. Bunun yanında 1982 Anayasasıyla birlikte kabul edilen
ve bireysel başvurunun kabulü sonrasında yürürlüğe giren 6216 sayılı Kanun'a
kadar yürürlükte kalan mülga 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesinin dördüncü fıkrasında bu
konuda "Anayasa Mahkemesi bir kanun,
kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya
bunların belirli hükümlerinin iptali halinde meydana gelecek olan hukuki
boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal edici mahiyette görürse,
yukarıdaki fıkra hükmünü uygular ve boşluğun doldurulması için Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı ile Başbakanlığa bilgi verir." şeklinde bir hükme
yer verilmekteydi. Görüldüğü üzere burada 2949 sayılı Kanun'da açıkça verilecek
iptal kararı nedeniyle Anayasa Mahkemesinin "meydana gelecek olan hukuki boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu
yararını ihlal edici mahiyette" görmesi halinde iptal kararının
ertelemesine karar verebileceği belirtilmektedir.
17. Bir kararında Anayasa Mahkemesi de iptal hükmünün
yürürlüğünün ertelenmesiyle verilen iptal kararında açıklanan gerekçeye uygun
biçimde yeni kanun çıkartılması ve idari hizmetlerin duraksamadan
yürütülmesinin amaçlanmakta olduğunu belirterek, Anayasa Koyucunun Anayasa'nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında koşulların oluşması durumunda iptal kararının
bir yıla kadar ertelenmesine imkan tanırken, ertelenmemesi nedeniyle doğacak
hukuksal boşluğun kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl etmesi durumunu,
Anayasa'ya aykırılığı tespit edilen kanunun uygulanmasından daha sakıncalı
bulmuş olduğunu ifade etmektedir (bkz.: AYM, E.1996/50, K.1996/37, 15/10/1996).
18. Norm denetimi bağlamında Anayasa Mahkemesi oldukça
karmaşık, teknik yönü ağır basan, gündelik hayatın değişik boyutlarını
düzenleyen ve kamu düzeninin tesisinde önemi inkar edilemez nitelikteki kanun
hükümlerini de iptal edebilmektedir. Gündelik hayatta bir ceza normu, sosyal
güvenlik hakkı bağlamında önemli bir teknik detay, vergi usul hukuku ile ilgili
bir düzenleme ve benzeri konularda verilen kimi iptal kararları o alanın
işleyişinde kamu düzeni açısından önemli boşluklar ortaya çıkarabilmektedir.
19. Bu gibi durumlarda Anayasa Mahkemesi, iptal kararı
verdiğinde kuralın iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ile yürürlükten
kalkması durumunda hukuk düzeni açısından ortaya çıkacak boşluğun
doğurabileceği olumsuzlukları da dikkate alarak ve sadece bu amaçla iptal
kararının yürürlüğe gireceği tarihi erteleyebilmelidir.
20. Anayasa Mahkemesinin iptal kararları ile ilgili genel
kural, iptal hükmünün Resmi Gazete'de yayımlanması ile birlikte normun
yürürlükten kalkmasıdır. İptal hükmünün yürürlüğünün ertelenmesi ise istisnai
bir durumdur. Bu istisnanın da sadece kuralın getiriliş amacı olarak kabul
edebileceğimiz iptal kararı ile birlikte yürürlükten kaldırılan normun hukuk
düzeninde ortaya çıkaracağı boşluğun doğuracağı birtakım sakıncaları engelleme
doğrultusunda kullanılması gerekmektedir.
21. Aksi durumda Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal
kararına rağmen Anayasa'ya aykırılığı tespit edilmiş olan bir normun belli bir
süre daha hukuk düzeninde yer alması şeklinde Anayasa'nın üstünlüğü ile de
izahı mümkün olmayan bir durum ortaya çıkabilir.
22. Nitekim doktrinde de bu konu ile ilgili bir
çalışmada, Anayasa'ya aykırılığı tescillenen bir normun hukuk düzeninde
varlığını devam ettirmesinin Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti açısından
kabul edilemez olduğuna işaret edilerek, bu nedenle iptal kararının
ertelenmesine ancak ve ancak "son çare" olarak başvurulması gerektiğine vurgu
yapılmaktadır (bkz.: Ömer Anayurt, "İptal Kararlarının Yürürlüğünün Ertelenmesi
Amaca Uygun İşlemekte Midir?", Prof. Dr.
Zühtü Arslan'a Armağan, Cilt: 2, Ankara: Anayasa Mahkemesi Yayınları,
Ankara, 2024, s. 1141).
23. Yine aynı çalışmada 1961 ve 1982 Anayasasında bu
erteleme kararları ile ilgili yapılan istatistiki analizde 1961 Anayasası'nın
uygulamada kaldığı süre içerisinde Anayasa Mahkemesince verilen toplam 245
iptal kararından 48'inde yürürlüğün ertelendiği ve bu oranın verilen iptal
kararlarının %19.59'una karşılık geldiği; 1982 Anayasası döneminde ise (28 Ekim
2023 itibarıyla) verilen toplam 947 iptal kararından 419'unda yürürlüğün
ertelendiği ve bu oranın verilen iptal kararlarının %44.25'ine karşılık geldiği
belirtilmektedir (bkz.: Anayurt, s.1131).
24. Bahse konu çalışmada 1961 Anayasası döneminde kanun
koyucunun erteleme süresi içerisinde gerekli düzenlemeyi yapmadığı ve pek çok
iptal kararının süre bitimiyle birlikte yürürlükten kalktığı ve herhangi bir
düzenlemenin de getirilmemiş olduğu; 1982 Anayasası döneminde de yasama
organının belirlenen erteleme süresi içerisinde iptal edilen normun ortaya
çıkarttığı boşluğu doldurmak üzere istisnai durumlar dışında gerekli
düzenlemelere gittiğini söyleyebilmenin zor olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bu
nedenle de bu durumun iptalin doğurduğu boşluğun giderilmesinde hiçbir katkı
sağlamadığı gibi bu durumun boşu boşuna bu süre boyunca Anayasa'ya aykırı
normun uygulamada kalması gibi karşı bir işleve dönüştüğüne işaret edilmiştir
(bkz.: Anayurt, s.1137-1139).
25. Bu nedenle iptal kararının yürürlüğünün ertelenmesi
biçimindeki uygulamaya ancak istisnai biçimde ve sadece gerçekten iptal hükmü
ile birlikte ortaya bir hukuki boşluğun çıkması durumunda başvurmak
gerekmektedir.
26. Yukarıda sıralananlar dikkate alındığında eldeki
dosyada iptal edilen ibare ve kuralla ilgili olarak da ifade etmek gerekir ki
iptal hükümlerinin Resmi Gazete'de yayımlandığı anda dava konusu kuralları
yürürlükten kaldırması durumunda çoğunluk kararında ifade edildiği şekilde
doğacak hukuksal boşluğun "kamu yararını ihlal edici" niteliği (bkz.: § 40)
gibi bir durum gündeme gelmeyecektir. Bu nedenle bu kurallarla ilgili iptal
hükmünün yürürlüğünün ertelenmesi Anayasa Koyucunun Anayasa'nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasında murad ettiği husus ile çelişmektedir.
27. Zira kuralların ilkinde ad değişikliğinin Basın İlan
Kurumunda ilanı, diğerinde ise bu ilanda yer alacak hususlar yer almakta olup
Anayasa Mahkemesi tarafından bu kurallar Anayasa'ya aykırı bulunduğunda artık
bu biçimdeki bir ilana ihtiyaç duyulmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu kuralların
iptali sonucunda hukuk düzeninde bir boşluk meydana gelmesinden ve bu boşluk
nedeniyle telafisi zor sonuçların ortaya çıkmasından bahsedilemez. Kuralların
iptali sonrasında bu yönüyle bir sakıncanın doğması söz konusu olamayacağı için
bu durumda iptal kararının yürürlüğünün iptal hükmünün Resmi Gazete'de
yayımlanmasından itibaren dokuz ay daha ötelenmesi şeklindeki yaklaşım
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasındaki hükmün amacı ile
bağdaşmamaktadır.
28. Sonuç olarak, yukarıda sıralanan gerekçelerle, iptal
edilen ibare ve cümlenin de iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı
tarihte yürürlükten kalkması gerektiği kanaatinde olduğum için, Mahkememiz
çoğunluğunun iptal hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216
sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince kararın Resmi
Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine
ilişkin kararına katılmamaktayım.
EK GEREKÇE
Anayasa
Mahkemesinin sayın çoğunluğunca; Türk
Medenî Kanunu'nun 27. maddesinin 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun'un 12.
maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "… ve Basın İlan Kurumunun ilan portalında
ilan…" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Mahkememizin sayın üyesi Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in ek gerekçede yazdığı
görüşlerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmaktayım.
KARŞI OY VE EK GEREKÇE
1. 721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun
27. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…ve Basın İlan
Kurumunun ilan portalında ilan…" ibaresi ile ikinci cümlesinin, ölçülülük
ilkesinin alt unsuru olan orantılılık ilkesine aykırı olduğu ve bu nedenle
Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle iptaline karar
verilmiştir. Ayrıca Mahkeme çoğunluğu, iptal edilen kuralın yürürlüğe girişinin
dokuz ay ertelenmesine hükmetmiştir.
2. İptale ilişkin Mahkememiz kararına
iştirak etmekle birlikte, dava konusu kuralın ölçülülük ilkesinin gereklilik ölçütü yönünden
Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatinde olmam ve iptal edilen kuralın yürürlüğe
girişinin dokuz ay ertelenmesine ilişkin çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan
nedenlerle katılmamam nedeniyle işbu karşı oy ve ek gerekçeyi yazma gereği
duydum.
3. Dava konusu kuralda, adın
değiştirilmesine ilişkin mahkeme kararının nüfus siciline işlenmesinin yanı
sıra Basın İlan Kurumunun ilan portalında ilan edilmesi öngörülmektedir. Bu
ilanda; kararı veren mahkeme, karar tarihi ile dosyanın esas ve karar numarasının
yanı sıra adı değiştirilen kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi,
anne ve baba adı, önceki adı ve soyadı ile mahkeme kararıyla verilen yeni adı
ve soyadının açıkça belirtilmesi zorunlu tutulmaktadır. Bu yönüyle kural,
kişisel veri niteliği taşıyan kimlik bilgilerinin geniş kitlelere açık bir
ortamda yayımlanmasını öngörmek suretiyle, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence
altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına bir
sınırlama getirmektedir.
4. Bu bağlamda, dava konusu kuralda
öngörülen ilan yükümlülüğünün, ad ve soyad değişikliğinin hukuki sonuçlarını
doğurması veya üçüncü kişilerin korunması bakımından zorunlu bir araç
olup olmadığı, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir müdahale
ile ulaşılmasının mümkün bulunup bulunmadığı, gereklilik ölçütü
çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.
5. Günümüzde ülkeler arasında ad ve
soyad değişikliğine ilişkin usuller farklılık göstermekle birlikte, küresel
ölçekte baskın eğilimin, işlemlerin nüfus veya medeni hâl kayıtlarının
güncellenmesi ve ilgili idari ya da yargısal kararın belgeye bağlanması suretiyle
yürütülmesi yönünde olduğu görülmektedir. Bu yaklaşımda, değişikliğin
geçerliliği ve üçüncü kişiler bakımından sonuç doğurması esasen resmî kayıtlara
işlenmesiyle sağlanmakta; herkese açık ilan mekanizmaları ise çoğu hukuk
sisteminde ya hiç öngörülmemekte ya da istisnai ve isteğe bağlı bir unsur
olarak düzenlenmektedir.
6. Kıta Avrupası hukuk sistemlerinde,
özellikle Almanya ve Fransa'da, ad değişikliği esasen idari bir işlem olarak
düzenlenmekte ve sonuç doğrudan medeni hâl kayıtlarına yansıtılmaktadır. İlgili
kişi, alınan karar veya düzenlenen belge ile kamu kurumları nezdinde
işlemlerini gerçekleştirebilmekte; bu süreçte genel olarak kamuya açık ilan
mekanizmalarına yer verilmemektedir. Fransa'da soyadı değişikliğinin bazı özel
türlerinde, üçüncü kişilerin itiraz hakkını teminen sınırlı bir aleniyet unsuru
öngörülmekteyse de bu uygulama istisnai niteliktedir.
7. Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde ise
daha farklı ve dağınık bir görünüm söz konusudur. Birleşik Krallık'ta isim
değişikliği çoğunlukla deed poll yoluyla yapılmakta ve bu usulde ilan
zorunluluğu bulunmamaktadır; ancak deed poll'ün mahkeme nezdinde kayda geçirilmesi
hâlinde değişiklik kamuya açık kayıtlarda yer alabilmektedir. Amerika Birleşik
Devletleri'nde ise eyaletler arasında farklı uygulamalar bulunmakta olup, bazı
eyaletlerde mahkeme yoluyla yapılan isim değişikliklerinde yerel gazetede ilan
şartı öngörülmektedir. Bu şart, genellikle üçüncü kişilerin bilgilendirilmesi
ve kötüye kullanımın önlenmesi amacıyla gerekçelendirilmektedir.
8. Bununla birlikte, güncel
düzenlemelerde mahremiyet ve kişisel güvenlik kaygılarının giderek daha fazla
ağırlık kazandığı görülmektedir. Özellikle aile içi şiddet, takip veya benzeri
risklerin bulunduğu hâllerde, ilan şartından feragat edilmesi, dosyanın gizlileştirilmesi
ya da yayımın kapsamının daraltılması gibi koruyucu mekanizmalar birçok hukuk
düzeninde kabul edilmektedir. Bu durum, aleniyet ile kişisel güvenlik ve veri
koruma arasında daha dengeli bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir.
9. Sonuç olarak günümüzde baskın
küresel eğilim, ad ve soyad değişikliğinin kayıt temelli, belgeye dayalı ve
idari olarak yönetilen bir süreç olması; genel ve herkese açık ilanın ise
sınırlı, seçenekli veya istisnai bir araç olarak kalması yönündedir. Bu çerçevede
hukuk sistemleri, bir yandan hukuki güvenliği ve üçüncü kişilerin menfaatlerini
gözetirken, diğer yandan özel hayatın korunması ve kişisel verilerin güvenliği
ilkelerini daha güçlü biçimde dikkate alan bir denge kurmaya yönelmektedir.
10. Bu tespitler ışığında dava konusu
kuralın, Anayasa'da güvence altına alınan temel haklar bakımından doğurduğu
sonuçların ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 20. maddesinin
ikinci fıkrasında herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini
isteme hakkına sahip olduğu, ancak bu hakkın millî güvenliğin, kamu düzeninin,
suç işlenmesinin önlenmesinin, genel sağlığın ve genel ahlakın korunması gibi
nedenlerle kanunla sınırlanabileceği öngörülmek suretiyle söz konusu hakkın
mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Anılan maddede kişisel verilerin korunmasını
isteme hakkı bakımından açık bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla
birlikte, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre özel sınırlama nedeni
belirtilmemiş hak ve özgürlüklerin de doğalarından kaynaklanan sınırlarının
bulunduğu kabul edilmektedir.
11. Bu anayasal çerçevede temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine
uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması
gerekir. Dava konusu kural uyarınca adın değiştirilmesine ilişkin mahkeme
kararı, Basın İlan Kurumunun ilan portalında herkesin erişimine açık şekilde
yayımlanmaktadır. Bu suretle ad değişikliğinden zarar görebilecek kişilerin söz
konusu değişiklikten haberdar olabilmelerinin mümkün olduğu ileri sürülebilir.
12. Ancak günümüzde her Türk vatandaşına
tekil bir T.C. kimlik numarası tahsis edilmiş olması ve tüm resmî işlemlerin bu
numara esas alınarak yürütülmesi dikkate alındığında, adın değiştirilmesine
ilişkin kararın nüfus kayıtlarına işlenmesiyle birlikte bu değişikliğin,
başkaca bir işleme gerek kalmaksızın kamu kurumları nezdinde ve T.C. kimlik
numarasıyla bağlantılı resmî işlemler bakımından otomatik olarak tanınacağı
açıktır. Bu çerçevede üçüncü kişilerin, ad değişikliğinden doğrudan ilan
yoluyla haberdar olmamış olsalar dahi, somut olayın özelliklerine göre farklı
yollarla bu değişikliği öğrenmelerinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.
13. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu'nun 27. maddesinin üçüncü fıkrasında, adın değiştirilmesi nedeniyle
zarar gören kimselerin bu durumu öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde
dava açarak kararın kaldırılmasını talep edebilecekleri düzenlenmiştir. Dava
açma süresinin ilanın yapılmasına değil, öğrenme tarihine bağlanmış olması;
öğrenmenin herhangi bir yolla gerçekleşebileceğinin kabul edilmesi, ad
değişikliğine ilişkin ilanın hukuki sonuç doğuran zorunlu bir bildirim aracı
olarak öngörülmediğini ortaya koymaktadır.
14. Bu itibarla, ad değişikliğinin nüfus
kayıt sistemine işlenmesiyle resmî işlemler bakımından sonuç doğurması, zarar
görebilecek kişilerin söz konusu değişikliği farklı yollarla öğrenmelerinin
mümkün olması ve dava açma süresinin öğrenmeye bağlanmış bulunması birlikte
değerlendirildiğinde, adın değiştirilmesine ilişkin mahkeme kararlarının
kişisel veri niteliğindeki kimlik bilgileriyle birlikte herkesin erişimine açık
bir platformda ilan edilmesinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı
söylenemez. Ayrıca kişisel verilerin geniş kitlelerin erişimine açılmasının, bu
verilerin üçüncü kişilerce kötüye kullanılmasına ve adı değiştirilen kişilerin
güvenliğinin tehlikeye düşmesine yol açabilecek nitelikte olduğu da
gözetilmelidir.
15. Bu nedenlerle dava konusu kuralda
öngörülen ilanın, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ölçüsüz bir
müdahale teşkil ettiği ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun
olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Zira ad değişikliğinin nüfus kayıt sistemine
işlenmesiyle birlikte hukuki sonuçlarını doğurduğu, zarar görebilecek kişilerin
söz konusu değişikliği farklı yollarla öğrenmelerinin mümkün olduğu ve ilan
yükümlülüğünün bu amaçla başvurulabilecek tek araç olmadığı, dolayısıyla
gerekli de olmadığı anlaşılmaktadır.
16. Öte yandan Mahkeme çoğunluğu, iptal
edilen kuralın yürürlüğe girişini dokuz ay ertelemiştir. Mahkememizin 2024/133
esas sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıkladığım karşı oyda da belirtildiği
üzere, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğe girişini erteleme
yetkisi Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca istisnai ve zorunlu hâllerle
sınırlıdır. Anayasa'ya aykırılığı tespit edilmiş bir normun kural olarak derhal
yürürlükten kalkması gerekir. Erteleme, ancak iptal kararıyla bir boşluk ortaya
çıkması halinde başvurulabilecek bir istisnadır.
17. Anayasa'ya aykırı bir kuralın
yürürlükte kalmasının hukuk devleti ilkesine zarar verdiği, anayasanın
bütünlüğünü zedelediği ve her geçen gün yeni hak ihlali riskleri doğurduğu
açıktır. Anayasa'ya aykırı bir normun geçici de olsa uygulanmaya devam etmesi,
normlar hiyerarşisini tersyüz eden ciddi bir anayasal çelişki oluşturmaktadır.
Erteleme kararlarının soyut ve genel gerekçelerle, çoğu zaman azami süreye
yakın biçimde verilmesi ise anayasal denetimin etkinliğini zayıflatmaktadır.
18. Bu nedenlerle somut olayda iptal
kararının yürürlüğe girişinin dokuz ay ertelenmesine ilişkin çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
19.
Sonuç
olarak, dava konusu kuralın Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu
kanaatiyle iptal edilmesi gerektiği yönündeki sonuca, gereklilik ölçütü
bakımından açıklanan bu ek gerekçe ile katılmakla birlikte, iptal
edilen kuralın yürürlüğe girişinin dokuz ay ertelenmesine ilişkin çoğunluk
kararına iştirak edilmemiştir.
KARŞIOY
Mahkememiz çoğunluğu tarafından 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu'nun 27. maddesinin 7532 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değiştirilen (2)
numaralı fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "ve Basın İlan Kurumunun
portalından ilan" ibaresinin ve aynı fıkranın 2. cümlesinin Anayasa'ya aykırı
olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile
söz konusu düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan,
çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;
İptal davasına konu edilen düzenleme şöyledir: (4721 sayılı
Türk Medeni Kanunu m.27/f.2); "(Değişik
ikinci fıkra:14/11/2024-7532/12 md.) Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt
ve Basın İlan Kurumunun ilan portalında ilan olunur. Bu ilanda; hükmü veren
mahkeme, kararın verildiği tarih, dosyanın esas ve karar numarası ile adının
değiştirilmesine karar verilen kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi,
ana ve baba adı, önceki adı ve soyadı, mahkeme kararıyla verilen yeni adı ve
soyadı yer alır.".
Anayasa Mahkemesi, 22.2.2024 tarihli ve 2023/34 E. ve
2024/60 K. sayılı kararında (R.G. Tarih-Sayısı: 16/5/2024-32548), Türk Medeni
Kanunu'nun 27. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "ilan" ibaresini iptal
etmiştir. Söz konusu kararda iptal gerekçesi olarak, kuralın ad değişikliğinin
ilan edilmesini öngördüğü, buna karşın ilanın kapsamının ne olacağı, bu
bağlamda ilanda kişisel veri niteliğindeki hangi bilgilere yer verileceği,
ilanın şekli ve usulü konusunda herhangi bir düzenleme yapılmadığı, başka bir ifadeyle
kuralda sadece ad değişikliğinin ilan edileceği belirtilmiş olmasına karşın
ilanda yer alacak bilgilerin neler olduğuna, bu bilgilerin kapsamının keyfîliğe
izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olmasını sağlayacak kanuni
güvencelere yer verilmediği, ad değişikliğinin ilanında kişisel veri
niteliğindeki bilgilerden hangilerinin kullanılacağına, bu bilgilerin ilanda
nasıl yer alacağına yönelik güvencelerin ve temel ilkelerin kanunla
belirlenmemesi Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleriyle bağdaşmadığı ifade
edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu iptal gerekçesinde ilanın
yapılmasının Anayasa'ya aykırı olmadığını, ancak ilanın kapsam ve şeklinin
belirsiz olduğuna vurgu yapmıştır.
Söz konusu iptal kararı üzerine kanunkoyucu Türk Medeni
Kanunu'nun 27. maddesinin 2. fıkrasını değiştirmiş, ilanın Basın İlan Kurumunun
portalından yapılacağını belirtmiş, yine ilan edilecek hususları hükmü veren mahkeme, kararın verildiği tarih, dosyanın esas
ve karar numarası ile adının değiştirilmesine karar verilen kişinin nüfusa
kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi, ana ve baba adı, önceki adı ve soyadı, mahkeme kararıyla verilen yeni adı ve
soyadı şeklinde saymıştır. Yani, kanunkoyucu iptal gerekçelerine uyarak ilanın
kapsamını, şeklini ve yerini belirlemiştir.
Buna karşın Anayasa Mahkemesi çoğunluğu tarafından,
kanunkoyucu tarafından iptal gerekçelerine uyularak yeniden düzenlenen kural bu
kez, kanunkoyucu tarafından ilan kapsamı ve şekli açıklığa kavuşturulsa da adın
değiştirilmesine ilişkin ilan süresinin belirli olmadığı, bu konuda başka bir
kanuni düzenleme de olmadığı, Anayasa'nın 13. maddesi çerçevesinde
değerlendirildiğinde, kuralın adın değiştirilmesinden zarar görecek üçüncü
kişileri bilgilendirme amacı taşıdığı, yani meşru bir amacının olduğu, Basın
İlan Kurumunun portalından ilanın yapılmasının bu amacı sağlamak için elverişli
olduğu, ancak söz konusu ilanın süresinin belirli olmaması nedeniyle kişisel
verilere orantısız ve ölçüsüz bir müdahalede bulunulduğu, yine bazı ad
değişikliği kararlarının ilan edilmemesinde üstün bir yararın olabileceği, buna
karşılık dava konusu kuralın ilanın yapılıp yapılmaması hususunda hâkime takdir
yetkisi tanımadığı gerekçeleriyle tekrar iptal edilmiş olmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin 22.2.2024 tarihli ve 2023/34 E. ve
2024/60 K. sayılı kararında ve yine çoğunluk gerekçesinde kabul edildiği üzere,
adın değiştirilmesinin ilan edilmesinin amacını, zarara uğrayabilecek üçüncü
kişilerin bu durumdan haberdar edilmesi oluşturmaktadır. Nitekim Türk Medeni
Kanunu'nun 27. maddesinin son fıkrasında "Adın
değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl
içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir" düzenlemesine yer
verilmiştir. Dava açma süresi öğrenmeden itibaren başlayacaksa da ilan, üçüncü
kişilerin öğrenmesinin bir aracı olduğundan, ad değişikliğinden zarar görmesi
muhtemel kişiler henüz zarara uğramadan veya zararları artmadan ad
değişikliğini öğrenebilecek, ad değişikliği kararının kaldırılmasını talep
edebilecekler ve tazminat davası açabileceklerdir.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 7.
maddesinde kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle
getirilmesi, 8. ve 9. maddelerinde bu verilerin aktarılması, 10. maddesinde
veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü, 11. maddesinde ilgili kişinin
hakları, 12. maddesinde veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler, 13. maddesinde
veri sorumlusuna başvuru, 14. maddesinde Kişisel Verilerin Korunması Kuruluna
şikâyet, 16. maddesinde veri sorumluları sicili, 17. ve 18. maddelerinde kişisel
verilere ilişkin suçlar ve kabahatlere yönelik düzenlemelere yer verilmiştir.
6698 sayılı Kanun'un 28. maddesinde Kanun'un uygulanmayacağı haller sayılmış
olup, dava konusu kuralda ilan edileceği belirtilen bilgiler söz konusu 28.
maddede sayılan istisnai haller kapsamında değildir.
Buna göre, Basın İlan Kurumu portalından ilan edilen
gerçek kişilere ait kişisel veri niteliğindeki bilgi ve belgeler için, 6698
sayılı Kanunda öngörülen güvenceler uygulanacaktır. Dava konusu kuralda ilan
süresi belirtilmemiş olsa bile Basın İlan Kurumu ancak 6698 sayılı KVKK ve
ilgili mevzuat çerçevesinde kişisel verileri ilan edebileceğinden, ilan
süresinin Kanunda ayrıca düzenlenmesi de gerekmemektedir. Kaldı ki, ilan edilen
yerin portal yani, pekçok ilan içeriğinin yer aldığı bir internet sitesi olduğu
ve ad değişikliğinin üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesi amacı ile yapıldığı
nazara alındığında ilan süresinin açıkça düzenlenmesinin bir anlamı ve önemi
bulunmamaktadır. Söz konusu ilanın yapılması sonrasında alenileşmesi nedeniyle,
üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesi ve kaydedilmesi mümkün olup, ilanın
internet sitesinden kaldırılması ilan konusunun tamamen unutulmasını
sağlamayacaktır. Bu itibarla dava konusu kural, gerçek kişilerin verileri
açısından belirli ve öngörülebilir nitelikte olup, kanunilik şartını da
taşıdığından, Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna
ulaşılmalıdır.
Dava konusu kuralın hâkime takdir yetkisi tanımadığı, ad
değişikliğinin ilan edilmemesinde daha üstün bir yararın söz konusu olabileceği
ileri sürülmüşse de kanunkoyucu ad değişikliğinde üstün yararın söz konusu
olabileceği halleri özel olarak düzenlemiş olmaktadır. Öyle ki, 5726 sayılı
Tanık Koruma Kanunu, ceza muhakemesinde tanıklık görevi sebebiyle, kendilerinin
veya bu Kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya mal
varlığı ağır ve ciddi tehlike içinde bulunan ve korunmaları zorunlu olan
kişilerin korunması amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin esas ve usulleri
düzenlemiş olup, söz konusu Kanun kapsamında tanıkların ad değiştirmesi halinde
ilan yükümlülüğü söz konusu olmayacaktır. Yine 6284 sayılı Ailenin Korunması ve
Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 4. maddesinin (ç) bendinde,
hâkim tarafından, korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu
tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması
hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve
5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi
ve belgelerinin değiştirilmesine hükmedilebileceği düzenlenmiştir. Hal böyle
olunca, daha üstün bir yararın söz konusu olduğu hallerin özel Kanunlarda
düzenlendiği ve Türk Medeni Kanunu'nun genel nitelikte bir Kanun olduğu nazara
alındığında, ad değişikliğinin ilanı konusunda ayrıca hâkime takdir yetkisi
tanınmaması Anayasa'ya aykırılık oluşturmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın,
Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi
yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
----------o----------