R.Gazete No: 33199
R.G. Tarihi: 17.03.2026
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
1
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2025/128
Karar Sayısı : 2025/273
Karar Tarihi: 25/12/2025
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bakırköy 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 13/1/2011
tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun
A. 616. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (h) bendinin,
B. 621. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (h) bendinde yer alan "Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten
çıkarılması için mahkemeye başvurulması…" ibaresinin,
Anayasa'nın 2., 10., 35., 36. ve 74. maddelerine
aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
OLAY: Limited
şirket ortağının şirketten çıkarılması talebiyle açılan davada itiraz konusu
kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için
başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun'un itiraz konusu kuralların
da yer aldığı;
1. 616. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Genel kurulun
devredilemez yetkileri şunlardır:
…
h) Bir ortağın şirketten çıkarılması için
mahkemeden istemde bulunulması.
…"
2. 621. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Aşağıdaki genel
kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan
esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde
alınabilir:
…
h) Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla
şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen
sebepten dolayı şirketten çıkarılması.
…"
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin
YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın
katılımlarıyla 3/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun
hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A. Sınırlama
Sorunu
3. Anayasa'nın 152. ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun'un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava
sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu hükümlerin iptali
için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca
bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince
açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunmasının yanı sıra iptali
talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural
ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikte kurallardır.
4. 6102 sayılı Kanun'un 616.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz konusu (h) bendinde bir ortağın
şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması, limited şirket genel
kurulunun devredilmez yetkileri arasında sayılmıştır. Anılan Kanun'un 621.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz konusu (h) bendinde ise bir ortağın
haklı sebepler dolayısıyla limited şirketten çıkarılması için mahkemeye
başvurulması genel kurulun önemli kararları arasında gösterilmiş ve söz konusu
kararın temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas
sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde
alınabileceği düzenlenmiştir.
5. İtiraz yoluna başvuran
Mahkemede bakılmakta olan davanın konusu, iki ortağı bulunan limited şirket
ortaklarından birisinin ortaklıktan çıkarılması talebine ilişkindir. Bu
itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetildiğinde itiraz konusu kuralların
esasına ilişkin incelemenin "iki ortaklı limited şirketler" yönünden
yapılması gerekmektedir.
B. Genel Açıklama
6. 6102 sayılı Kanun'un 124.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında limited şirketler, anonim ve sermayesi
paylara bölünmüş komandit şirketlerle birlikte sermaye şirketleri arasında
sayılmıştır.
7. Anılan Kanun'un 573. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında limited şirketin bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından
bir ticaret ünvanı altında kurulacağı; esas sermayesinin belirli olup bu
sermayenin esas sermaye paylarının toplamından oluşacağı; (3) numaralı
fıkrasında ise kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için
limited şirket kurulabileceği hükme bağlanmıştır. Kanun'un 574. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında da limited şirketlerin ortak sayısının elliyi aşamayacağı
belirtilmiştir.
8. Ortaklıktan çıkarılma, bir ortağın, iradesi
dışında şirketle olan bağının ortadan kaldırılmasıdır. Limited şirketlerde
ortaklıktan çıkarma 640. maddede düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1)
numaralı fıkrasında şirket sözleşmesinde, genel kurul kararı ile bir ortağın
şirketten çıkarılabileceği sebeplerin düzenlenebileceği belirtilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasında şirketin talebi üzerine ortağın mahkeme
kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hâlinin saklı olduğu
öngörülmüştür. Bu itibarla haklı sebebin varlığı hâlinde limited şirket
ortağının mahkeme kararıyla ortaklıktan çıkarılması söz konusu olabilecektir.
9. 641. maddenin (1) numaralı fıkrasında şirketten
ayrıldığı takdirde ortağın esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma
akçesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Buna göre haklı sebep
nedeniyle mahkeme kararıyla limited şirketten ayrılmasına karar verilen ortağa
esas sermaye payının gerçek değerine uygun bir ayrılma akçesinin verilmesi
gerekmektedir.
10. 642. maddenin (1) numaralı fıkrasında ayrılma
akçesinin şirketin kullanılabilir bir öz kaynak üzerinde tasarruf etmesi,
ayrılan kişinin esas sermaye paylarının devredilebilmesi veya esas sermayenin
ilgili hükümlere göre azaltılması hâllerinde ayrılmayla muaccel olacağı
belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında ayrılan ortağın
ayrılma akçesinin ödenmeyen kısmının şirkete karşı bütün alacaklılardan sonra
gelen bir alacak oluşturacağı, bu hususun yıllık raporda kullanılabilir öz
kaynak tutarının tespitiyle muaccel hâle geleceği öngörülmüştür.
11. 636. maddenin (3) numaralı fıkrasında ise haklı
sebeplerin varlığı hâlinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini
isteyebileceği, mahkemenin talep yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin
ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve
kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği belirtilmiştir.
C.
Anlam ve Kapsam
12. 6102 sayılı Kanun'un 616. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının itiraz konusu (h) bendinde bir ortağın şirketten
çıkarılması için mahkemeden talepte bulunulması limited şirket genel kurulunun
devredilemez yetkilerinden biri olarak düzenlenmiştir.
13. Anılan Kanun'un "Önemli kararlar" başlıklı 621. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(h) bendine göre ise bir ortağın haklı
sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir
ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılmasında
temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas
sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması gerekmektedir. Söz
konusu bentte yer alan "Bir ortağın haklı
sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…"
ibaresi itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. Kurallar "iki ortaklı limited
şirketler" yönünden incelenmiştir.
14. Buna göre bir ortağın limited şirket
ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi talebiyle dava açılabilmesi yeterli
çoğunluğun sağlandığı bir genel kurul kararının varlığıyla mümkün olacaktır.
Dolayısıyla kurallara göre iki ortaklı limited şirketlerde esas sermayenin salt
çoğunluğuna sahip olmayan ortağın diğer ortağı ortaklıktan çıkarmak için
mahkemeye başvurmak üzere genel kurulun karar alması mümkün değildir.
15. Yargıtay
kararlarında da iki ortaklı şirketlerde ortak sayısı yönünden nisabın
sağlanmasının mümkün olmaması nedeniyle çıkarma davasının açılamayacağı kabul
edilmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2016/4753, K.2017/7190, 13/12/2017;
E.2019/3224, K.2020/2963, 17/6/2020).
Ç. İtirazın Gerekçesi
16. Başvuru kararında özetle;
itiraz konusu kurallar nedeniyle iki ortaklı limited şirketler
yönünden bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasının imkânsız hâle geldiği,
kollektif şirketler yönünden tek bir ortağa tanınan çıkarma davası açma
hakkının iki ortaklı limited şirket ortaklarına tanınmamasının eşitlik
ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa'nın 2., 10., 35., 36. ve 74. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
D. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
17. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle
Anayasa'nın 40. ve 48. maddeleri yönünden incelenmiştir.
18. Anayasa'nın "Çalışma ve
sözleşme hürriyeti" başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, dilediği alanda çalışma ve
sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir."
denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü herkes
yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk
tüzel kişisinin tercih ettiği alanda iktisadi-ticari faaliyette bulunmak üzere
teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti
ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği
biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, E.2023/136, K.2024/127,
27/6/2024, § 8; E.2024/163, K.2025/41, 11/2/2025, § 36).
19. Öte yandan Anayasa'nın 40.
maddesinin birinci fıkrasında "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri
ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının
sağlanmasını isteme hakkına sahiptir." denilmiştir. Anılan hükme göre
kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine
kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel
hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin
ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi
hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları
sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, §
16).
20. Bu çerçevede Anayasa'nın
anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir
hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak
iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini
veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari
ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına
almaktadır (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 17).
21. Bu itibarla teşebbüs özgürlüğü
kapsamında olduğu anlaşılan ekonomik bir amaç için kurulan limited şirketlerin
ve ortaklarının faaliyetlerinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak devletin
gerekli koşulları sağlama fonksiyonunu ne ölçüde yerine getirdiğinin
Anayasa'nın 40. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
22. Anayasa'nın 48. maddesinde
güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğü devlete, teşebbüslerin ortakların
fiillerine karşı korunmasını sağlayacak mekanizmalar oluşturma pozitif
yükümlülüğünü de yüklemekle birlikte bu yükümlülüğün, şirket ortaklarına şirketin
hukuki varlığını sona erdirmeden diğer bir ortağı ortaklıktan çıkarabilme
imkânının sağlanmasını güvence altına almadığının altı çizilmelidir.
Şirketlerde ortaklık ilişkisinin ne şekilde sonlandırılacağının tespitinde,
diğer bir ifadeyle ortakların birbirlerine karşı korunması pozitif
yükümlülüğünün gerektirdiği mekanizmaların belirlenmesinde kanun koyucunun
belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte ortakların
birbirlerinin fiillerine karşı korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında getirilen
mekanizmaların da Anayasa'nın 48. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmelidir.
23. 6102 sayılı Kanun'un 640.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında limited şirket ortaklarının haklı sebeplerle
-şirketin hukuki varlığı sona ermeden- diğer bir ortağın ortaklıktan
çıkarılmasına karar verilmesini mahkemeden isteme hakkının onlara tanındığı
görülmektedir. Bu hükümle limited şirketin ve ortaklarının şirket bünyesindeki
faaliyetlerinin devamlılığının sağlanması amaçlanmıştır. Bir şirket ortağının
haklı sebeple şirketten çıkarılması mekanizmasının şirketin hem hukuki
varlığının sona ermesini önleyen hem de ticari alandaki faaliyetlerine daha
etkin ve verimli bir şekilde devam etmesini sağlayan bir çare olduğu açıktır.
Zira şirket çatısı altında belli hedeflerin yerine getirilebilmesi uyumlu bir
iş birliğini gerektirmekte, çıkarma kurumu da bir yandan iş birliğini bozan
durumu ortadan kaldırmakta diğer yandan da şirketin hukuki varlığını
sürdürmesini sağlamaktadır. Bu itibarla kanun koyucunun şirketin
faaliyetlerinin devamlılığını sağlama amacı doğrultusunda oluşturduğu çıkarma mekanizması çerçevesinde
şirketin ve ortaklarının talepte bulunulabilmesi teşebbüs özgürlüğü kapsamında
değerlendirilmelidir.
24. İtiraz konusu kurallarda
şirketin mahkemeden bu yönde talepte bulunabilmesinde temsil edilen oyların en
az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt
çoğunluğunun sağlandığı bir genel kurul kararının bulunması şartı aranmıştır.
25. Kurallarda öngörülen şartlar
dikkate alındığında eşit pay sahibi iki ortağın olduğu limited şirketlerde
haklı sebeplerin varlığı hâlinde bir ortağın diğer ortağın şirketten
çıkarılması için talepte bulunmasının, bu konuda genel kurulun karar almasının
mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca ortaklardan birinin esas sermayenin
salt çoğunluğunu elinde bulundurmaması durumunda haklı nedenle bir ortağın
şirketten çıkarılması da mümkün değildir. Başka bir ifadeyle itiraz konusu
kurallar kapsamında iki ortaklı limited şirketlerde şirketin faaliyetlerine
devam etmesine engel olan ya da davranışları sebebiyle şirketten çıkarılmayı
gerektirecek nitelikteki haklı nedenleri ortaya çıkaran ortağın şirketle
bağının sona erdirilmesine, böylelikle şirketin amacına uygun şekilde varlığını
sürdürmesine imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır.
26. Öte yandan anılan Kanun'un
636. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre haklı
sebeplerin varlığı hâlinde şirket ortağının mahkemeden şirketin feshini talep
etmesi durumunda mahkemenin -istem yerine- davacı ortağa payının gerçek
değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma
uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği
düzenlenmiştir. Dolayısıyla limitet şirkette bir ortağın şirketten çıkarılması
ancak şirketin feshinin talep edilmesiyle mümkün olacaktır. Ancak bu durumda
ortağın şirketten çıkarılması ya da başka bir çözüm yoluna başvurulması
doğrudan mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Ayrıca bu kapsamda ortağa tanınan şirketin feshini talep etme hakkı
doğrudan şirketin faaliyetlerinin devam etmesini engelleyen diğer ortağın
şirketten çıkarılması sonucunu doğurmamakta olup bilakis fesih talebi haklı
nedene dayanan davacı ortağın şirketten çıkarılmasına neden olabilmektedir.
27. Bu itibarla itiraz konusu kurallarla, iki ortaklı
limited şirketlerde şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyen ortağın
şirketten çıkarılması için diğer ortağa doğrudan ya da genel kurul vasıtasıyla
talepte bulunma imkânının tanınmaması suretiyle iki ortaklı limited şirketlerin
devletin, teşebbüs
özgürlüğünün korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında getirilen bir imkân
olduğu anlaşılan çıkarma mekanizmasının kapsamı dışında tutulması, pozitif
yükümlülükler kapsamında sağlanan hakların ihlal edildiği iddialarına karşı
etkili başvuru mekanizması sağlama yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
28. Açıklanan nedenle kurallar "iki ortaklı limited şirketler yönünden" Anayasa'nın 40. ve 48.
maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Kadir ÖZKAYA,
Yıldız SEFERİNOĞLU, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa'nın 2.
maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen
hususların Anayasa'nın 40. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınması nedeniyle Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kurallar Anayasa'nın 40. ve 48. maddelerine aykırı
görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa'nın 10.,
35., 36. ve 74. maddeleri yönünden
incelenmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
29. Başvuru kararında özetle,
itiraz konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız
zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesi talep edilmiştir.
13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun;
A. 616. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin "iki ortaklı limited şirketler"
yönünden,
B. 621. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer
alan "Bir
ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye
başvurulması…" ibaresinin "iki
ortaklı limited şirketler" yönünden,
yürürlüğün
durdurulması taleplerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE 25/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun;
A. 616. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin;
1. Esasına ilişkin incelemenin "iki ortaklı limited şirketler" yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE,
2. "iki ortaklı
limited şirketler" yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Kadir
ÖZKAYA, Yıldız SEFERİNOĞLU, İrfan
FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz
AKÇİL ile Ömer ÇINAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. 621. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer
alan "Bir
ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye
başvurulması…" ibaresinin;
1. Esasına ilişkin incelemenin "iki ortaklı limited şirketler" yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE,
2. "iki ortaklı
limited şirketler" yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Kadir
ÖZKAYA, Yıldız SEFERİNOĞLU, İrfan
FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz
AKÇİL ile Ömer ÇINAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
25/12/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Mahkememiz çoğunluğu tarafından 6102 sayılı Türk Ticaret
Kanunu'nun 616. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin ve 621.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin iki ortaklı limited şirketler
bakımından Anayasa'nın 40. ve 48. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar
verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile söz konusu düzenlemelerin
Anayasa'ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun iptal yönündeki
görüşüne katılmıyoruz.
TTK'nın 616. maddesinin birinci fıkrasında limited
şirketlerde genel kurulun devredilemez yetkileri belirtilmiş olup, dava konusu
edilen (h) fıkrasında " Bir ortağın
şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması" düzenlemesine
yer verilmiştir. Yine TTK'nın 621.maddesinde önemli kararlar başlığı altında
genel kurulda alınacak önemli kararlara ilişkin nisaplar düzenlenmiş, maddenin
ilk fıkrasında sayılan genel kurul kararlarının, temsil edilen oyların en az
üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun
bir arada bulunması hâlinde alınabileceği belirtilmiştir. Dava konusu 621.
maddesinin (h) fıkrasında, "Bir ortağın
haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve
bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten
çıkarılması" düzenlemesine yer verilerek, bir ortağın ortaklıktan
çıkarılmasının önemli kararlardan olduğu, temsil edilen oyların en az üçte
ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir
arada bulunması hâlinde alınabileceği belirtilmiştir.
Mahkememiz çoğunluğu tarafından iptal gerekçesi olarak,
dava konusu kanuni düzenlemeler nazara alındığında, iki ortaklı limited
şirketlerde şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyen ortağın şirketten
çıkarılması için diğer ortağın doğrudan ya da genel kurul vasıtası ile talepte
bulunmasına imkân tanınmadığı, devletin teşebbüs özgürlüğüne yönelik ihlal
iddialarına karşı etkili giderim mekanizması sağlamadığı, bu nedenlerle dava
konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu belirtilmiştir.
Türk Ticaret Kanunu'nun 124. maddesinde, ticaret
şirketlerinin anonim şirket, limited şirket, komandit şirket, kollektif şirket
ve kooperatif olduğu, kollektif ve komandit şirketin şahıs şirketi olduğu,
anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş şirketlerin ise sermaye şirketi
olduğu, yine aynı Kanun'un 42. ve 43. maddelerinde bu şirketlerin tüzel
kişiliğe sahip olduğu belirtilmiştir. Tüzel kişiliği haiz olmayan adi ortaklık
ise, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiştir.
Kanunkoyucu şirketin ortağının haklı sebeplerle
ortaklıktan çıkarılmasında tek bir usul belirlememiş, şirketin türüne, ortaklık
yapısına ve ortakların sorumluluklarına göre farklı usuller öngörmüştür.
Örneğin Türk Ticaret Kanunu'nun 253 vd. maddelerinde kollektif şirketlerde
ortaklardan birinin şirketten ayrılması ve çıkarılması hususları düzenlenmiş
olup, ortağın iflası, şirketin feshinin ihbarı, haklı nedenlerin varlığı
hallerinde belirli koşullar altında ortaklıktan çıkarmanın mümkün olduğu
belirtilmiştir. Kanunun 257. maddesinde ise, iki ortaklı kollektif şirketlerde
haklı sebeplerin varlığı hallerinde ortaklıktan çıkarılma hususu özel olarak
düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, "Yalnız
iki kişiden oluşan bir kollektif şirkette, ortaklardan birinin şirketten
çıkarılmasını gerektiren haklı sebepler varsa, diğer ortağın istemi üzerine
mahkeme fesih ve tasfiyeye karar vermeksizin şirketin bütün iş ve işlemleri,
varlıkları, alacak ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve diğer ortağın
şirketten çıkarılmasına karar verebilir. Bu hâlde, çıkarılan ortak hakkında 262
nci madde hükmü uygulanır". Yine Türk Ticaret Kanunu'nun 328. maddesinde "(1) Kollektif şirketlerin sona ermesine,
tasfiyesine ve ortakların şirketten çıkma ve çıkarılmasına ilişkin 243 ilâ 303
üncü madde hükümleri komandit şirketlerde de uygulanır. Ancak, şirket
sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça komanditerin ölümü veya
kısıtlanması şirketin sona ermesi sonucunu doğurmaz" düzenlemesi
öngörülerek, iki ortaklı kollektif şirketlerde ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin
hükümlerin komandit şirketler açısından da geçerli olduğu belirtilmiş
olmaktadır. Görüldüğü üzere kanunkoyucu, iki ortaklı kolektif şirketler ve
komandit şirketler açısından, limited şirketlerden farklı olarak, haklı
nedenlerin varlığı halinde mahkemeye başvuruyu ve ortaklıktan çıkarmayı özel
olarak düzenlemiş ve kolaylaştırmıştır. Bunun en önemli nedeni, kollektif
şirketlerde ortaklar, şirketin borçlarından dolayı müteselsilen ve kişisel
malvarlığı ile de sorumlu iken, limited şirketlerde ortakların, şirketin
borçlarından dolayı sorumluluğu koymayı taahhüt ettiği sermaye ile sınırlı
olmasıdır.
Anayasa'nın 48. maddesinde teşebbüs hürriyeti yanında
sözleşme hürriyeti de güvence altına alınmıştır. Söz konusu maddede, herkesin,
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olduğu, özel
teşebbüsler kurmanın serbest olduğu, devletin, özel teşebbüslerin milli
ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve
kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağı belirtilmiştir.
Buna göre, şirketlere ilişkin teşebbüs hürriyetinin şirketin ortaklar arasında
bir sözleşmeye dayandığı nazara alınarak değerlendirilmesi zorunluluk
arzetmektedir. Sözleşme özgürlüğü, sözleşmeyi yapma, taraflarını, içeriğini ve
şeklini belirleme, sözleşmeyi sona erdirme özgürlüklerinden oluşur. Buna göre,
Devletin borçlar hukuku ve ticaret hukuku alanlarında sözleşme özgürlüğüne
müdahalesi Anayasa'nın 48. maddesi uyarınca, ancak piyasanın rekabet
koşullarına uygun ve kararlılık içinde çalışması ve sosyal amaçlara uygun
yürümesi için çok sınırlı olmalıdır.
Türk Ticaret Kanunu'nda tacir olmaya bağlanan sonuçlardan
biri de "basiretli tacir" olup, tacirin ticaretine ilişkin bütün
faaliyetlerinde basiretli hareket etmesi gerekir. Buna göre, hukukumuzda
düzenlenen şirket tiplerinden birini kuracak ya da kurulmuş bir şirkete ortak
olarak dahil olacak kişinin, ileride ortaklıktan çıkarılabilmenin limited
şirketlere göre nispeten daha kolay olduğu bir ortaklığı tercih edebileceği kuşkusuzdur.
Limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma, özellikle de azınlığın
veya yüzde elli pay sahibi ortağın çıkarabilmesi mümkün değilken şahıs
şirketlerinden olan kollektif şirketlerde veya komandit şirketlerde yukarıda
belirtildiği üzere bu husus mümkün kılınmıştır. Basiretli olması gereken bir
tacirin girişimde bulunurken, hukuk sisteminin öngördüğü kuralları dikkate
alarak, hangi şirkete ortak olacağını seçebilmesinin önünde bir engel
bulunmamaktadır. Yine söz konusu kişiden/tacirden seçtiği ortaklık türünün ve
buna dair sözleşmenin koşullarına uyması da beklenmektedir.
Basiretli bir girişimci, yatırım yaparken veya girişimde
bulunurken hangi ortaklığı hangi koşullarla tercih ettiğini tespit ederek
sonuçlarını öngörmelidir. Bir sermaye şirketine ortak olurken üçüncü kişilerin
veya çoğunluk ya da yüzde elli pay sahibi ortakların menfaatleri de gözetildiği
için çıkarılmanın güçleştirildiğini daha baştan bilen basiretli yatırımcı,
bunun karşılığında ise sadece koyduğu sermaye ile sınırlı olmanın getirdiği
menfaatlerden de yararlanabilmektedir. Buna karşılık girişimci, şahsi malvarlığı
ile sorumlu olma külfeti karşısında ortaklıktan çıkarılmanın kolay olduğu bir
şahıs şirketine de ortak olabilir. Bu nedenlerle, sorumluluğun, koyulması
taahhüt edilen sermaye ile sınırlı olan limited şirkete ortak olmayı tercih
eden bir kişinin şahıs şirketlerinde mevcut olan ortaklıktan daha kolay
çıkarılma müessesesini de talep etmesi Anayasa'nın 48. maddesine uygun
düşmemektedir. Aksi halde piyasanın kurallarına uygun ve kararlılık içinde
çalışmasına yönelik tedbir alması gereken devletin, bu tedbirler konusundaki
takdir marjı da önemli ölçüde daralmış olacaktır.
Limited şirketlerde ortakların sorumluluğu sınırlı
olduğundan, şirketten çıkarmanın kolaylaştırılması, özellikle azınlık
ortaklarının çoğunluk hisseye sahip ortakları şirketten çıkarabilmelerinin
mümkün kılınması şirketin sermayesinin azalmasına yol açabilecektir.
Ortaklıktan çıkarmanın objektif sebepler dahil herhangi bir haklı sebeple
mümkün kılınmasının doğal sonucu çıkarılan ortağa şirket tarafından ayrılma
akçesi olarak para ödenmesidir. Bu durumda sorumluluğu konulan sermaye ile
sınırlı olan şirketle kısa veya uzun vadeli olarak iş yapan diğer işletmeler ve
alacaklılar zarar görebilir. Şirketten çıkarılma yalnız şirket ortaklarını
ilgilendiren bir mesele olmadığından ticaret hayatında yer alan şirketle iş
yapabilecek diğer işletme ve alacaklıların da menfaatlerinin gözetilmesi
gerekmektedir. Kollektif şirketlerde ortakların kişisel ve sınırsız
sorumlulukları dolayısıyla bir ortağın şirketten çıkarılması alacaklıların
durumunu kötüleştirmezken, limited şirketlerde böyle bir durum mümkün değildir.
Ortakların kişisel sorumlulukları olmadığı için, çıkarılan ortağın payının
üstelik gerçek değer üzerinden ödenmesi şirketin sermayesini azaltacak ve
şirket alacaklılarının durumunu kötüleştirecektir. Bu nedenle de limited
şirketlerde ortakların sınırlı sorumluluğunun ticari yaşam bakımından etkileri
dikkate alındığında dava konusu kuralın iptali şirket alacaklıları açısından
olumsuz sonuçlar doğuracaktır.
Mukayeseli hukuk incelendiğinde, limited şirketlerde
ortaklıktan çıkarılma müessesini düzenleyen ülkeler bulunduğu gibi, bu konuda
düzenleme yapmayan ülkelerin de olduğu görülmektedir. İsviçre Borçlar
Kanunu'nun 823. maddesinde, haklı bir
sebep mevcutsa şirketin,
bir ortağın çıkarılması için mahkemede dava açabileceği, ayrıca
anasözleşmede, belirli
sebeplerin varlığında ortaklar
genel kurulunun ortakları şirketten çıkarabilmesinin öngörülebileceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un
808b maddesinin (1) numaralı fıkrasının (8) numaralı alt bendi uyarınca bir
ortağın ortaklıktan çıkarılması için mahkemeye başvurma yönündeki genel kurul
kararının temsil edilen oyların en az üçte ikisinin çoğunluğu ve oy kullanma
hakkının kullanılabileceği toplam sermayenin salt çoğunluğuyla alınması
gerekmektedir. Çıkarılması istenen ortak, dava açma kararının oylandığı genel
kurulda oy kullanma hakkına sahiptir (Art. 806a, OR). Bu durum, nitelikli
çoğunluğa sahip bir ortağın çıkarılmasının engellenmesine neden olabilmektedir. Çıkarılan ortağın,
sermaye payının gerçek değerine gelen bir tazminat alma hakkı (Art. 825 Abs. 1,
OR) vardır. Öte yandan limited şirketlerde ortakların şirketin feshini isteme
hakkı mevcut olup, pay sahibi fesih davası açsa bile (Art. 821 Abs. 3, OR)
mahkeme feshin uygun olmadığını değerlendirerek, şirketin devam eden değerini
korumak amacıyla fesih yerine ortağın
paylarının şirkete devredilmesi ve gerçek değerinin ödenmesi (yani buy-out) şeklinde bir başka uygun çözüme karar
verebilir.
Alman hukukunda, ortağın
haklı sebebe dayanılarak çıkarılması konusunda açık bir yasal düzenleme
bulunmamakla birlikte doktrinde ve uygulamada, ortağın haklı sebeplerin
varlığında mahkeme kararı ile çıkarılabileceği hususunda görüş birliği vardır.
Alman Limited Şirketler Kanunu uyarınca (m.60), genel kurulda bu kararın
şirketin feshinde olduğu üzere, oyların 3/4'üne dayanan nitelikli bir çoğunluk
ile alınması gerektiği kabul edilmektedir. Ayrıca, Türk hukuku ve İsviçre
hukukundan farklı olarak Alman hukukunda, bir ortağın limited şirketten haklı
sebeple çıkarılması davası açılabilmesi için alınacak genel kurul kararında
çıkarılacak ortağın oy hakkı bulunmamaktadır. Nitekim Alman Limited Şirketler
Kanunu'nun oydan yoksunluğu düzenleyen 47. maddesinde aleyhine dava açılacak
ortağın, buna ilişkin genel kurulda oy kullanamayacağı açık bir şekilde ifade
edilmektedir.
Fransız hukukunda limited şirketlerin karşılığı SARL ile ilgili hükümler, Ticaret
Kanunu'nun L.223-1 ve L.223-43 maddeleri arasında yer almaktadır.
Fransız hukukunda limited şirketlerde diğer bir ortağın ortaklıktan çıkarılma hakkının yasal zemini,
şirketin sermaye yapısına ve ortaklık sözleşmesine bağlı olarak İsviçre veya
Alman hukukundakinden önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Sabit sermayeli Fransız Limited
Şirketlerinde (SARL) genel bir
ortaklıktan çıkarma hakkı veya çekilme ilkesi yasal olarak tanınmamaktadır.
Değişken sermayeli
şirketlerde ise, ortaklara çekilme hakkı tanınmıştır. Nitekim Fransız
Ticaret Kanunu'nun 231-6 maddesinde, aksi kararlaştırılmadıkça ve L. 231-5.
maddenin birinci fıkrasının uygulanması kaydıyla, her ortak uygun gördüğü zaman
şirketten ayrılabileceği, genel kurulun esas sözleşme değişikliği için
belirlenen çoğunluk ile bir veya daha fazla ortağın şirket üyeliğinden
ayrılmasına karar verme hakkını sahip olabileceği, kendi isteğiyle veya genel
kurul kararıyla şirket üyeliğinden ayrılan ortağın, ayrıldığı tarihte mevcut
olan tüm yükümlülüklerden dolayı beş yıl boyunca ortaklara ve üçüncü kişilere
karşı sorumlu kalacağı belirtilmiştir. Kanunda (L.223-30), genel kurulun ana
sözleşmede ancak 3/4 oy çokluğuyla değişiklik yapabileceği düzenlenmiştir. Yine
Fransız Medenî Kanunu'nun 1844-7 maddesinde, bir ortakla ilişkilerin, şirketin
devamını imkânsız hâle getirmesi halinde, herhangi bir ortağın mahkemeden
şirketin feshedilmesini isteyebileceği belirtilerek, ortaklıktan çıkarılamama halinde
mahkeme yoluyla şirketin feshi mümkün kılınmıştır.
Avrupa Birliği hukukunda
ise, anonim şirketlerin aksine limited şirketlere ilişkin kabul edilmiş bir
tüzük veya yönerge bulunmamaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu, limited
şirketlere ilişkin bir tasarı hazırlamış ise de bu Tasarı 2014 yılında geri
çekilmiştir.
Türk hukuku açısından kanunkoyucu, mukayeseli hukuk
örneklerini de dikkate alarak İsviçre hukukundaki sistemi benimsemiş ve
azınlığın, çoğunluk paya sahip ortağı veya yüzde elli ortak sahibinin diğerini
çıkarabilmesini tercih etmemiştir. Bununla birlikte, yukarıda ayrıntılı olarak
izah edildiği üzere, hukuk sistemimizde sadece limited şirketler mevcut
olmayıp, çıkarılabilmenin daha kolay olduğu kollektif ve komandit şirket gibi
başka şirket türleri de öngörülmüştür. Üstelik limited şirket ortaklarına ortaklıkla
yani sözleşmeyle bağlı kalma zorunluluğu da getirilmemiş, ortakların şirketten
sözleşmedeki koşullarla çıkabilmesi mümkün kılındığı gibi haklı sebeple
çıkabilmelerine de imkân tanınmıştır. Öte yandan sözleşme ile bağlı kalmak
istemeyen ortağın, şirketin haklı sebeple feshini isteyebilmesi de mümkün
kılınmıştır. Hatta limited şirketlerde ortağın şirketin haklı sebeple feshini
istediği durumlarda, feshe alternatif olarak, buy-out olarak adlandırılan usul uyarınca fesih isteyen ortağın
payının satın alınması da öngörülmüştür. Ayrıca Kanunda, azınlık haklarını
koruyabilecek diğer bazı tedbirler daha öngörülmüş, ortaklardan birinin, diğer
ortakların yol açtığı zararlara yönelik tazminat ve benzeri çeşitli davalar
açabilmesi mümkün kılınmıştır. Bunun yanında sözleşmeyle, çıkarılmaya ilişkin
koşullarda değişiklik yapılabileceği gibi oy çokluğu koşulunda azaltma mümkün
olmasa da daha da güçleştirilme mümkündür. Dolayısıyla bu gibi tedbir ve
imkânlar, teşebbüs özgürlüğü kapsamında ortaklar arasında menfaatler dengesinin
sağlandığını göstermektedir.
Limited şirketlerde, ortakların koymayı taahhüt ettikleri
sermaye ile sorumlu oldukları, şirketin alacaklıları ve diğer menfaat
sahiplerinin mülkiyet hakları da gözetildiğinde kanun koyucunun tercihini
sadece çoğunluk ortağın diğer ortakları çıkarma yönünde kullandığı, buna karşın
diğer ortakların menfaatlerinin ise ortaklıktan çıkma ve şirketin feshi dahil
alternatif bazı tedbirlerle korunduğu, tüm bu düzenlemeler ve açıklamalar
ışığında, ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin dava konusu kuralların tarafların menfaatlerini
ölçüsüz bir şekilde zedelemediği kanaatine ulaşılmaktadır. Çıkarılma
müessesesinin, diğer ortak ya da ortaklar yanında üçüncü kişilerin de
menfaatlerini ilgilendirdiği nazara alındığında, dava konusu kuralların
ortaklar ve şirket alacaklıları arasındaki menfaat dengesini gözettiği
görülmektedir. Bu nedenlerle, dava konusu kuralların teşebbüs özgürlüğünün
pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmesine hizmet etmediği ve bu bağlamda
etkili bir yargısal mekanizmanın sağlanmadığının kabulü mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralların, iki ortaklı
limited şirketler açısından Anayasa'nın 40. ve 48. maddelerine aykırı olmadığı
kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
KARŞIOY
1. Mahkememiz çoğunluğu, iki ortaklı limited şirketlerde
ortaklardan birinin talebi üzerine diğer ortağın mahkeme kararıyla ortaklıktan
çıkarılmasına imkân tanımayan kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna
ulaşmıştır. Çoğunluk görüşünde söz konusu düzenlemenin etkili başvuru hakkını
ihlal ettiği kabul edilmiştir. Aşağıda açıklanan gerekçelerle bu sonuca
katılmıyorum.
2. Öncelikle belirtmek gerekir ki dava konusu kuralın
anayasal denetiminde uygulanacak inceleme çerçevesinin doğru belirlenmesi büyük
önem taşımaktadır. Kural, doğrudan bireylerin mahkemeye erişimini sınırlayan
veya tamamen ortadan kaldıran bir düzenleme niteliğinde değildir. Düzenleme
esas itibarıyla ticaret hukuku alanında şirket yapısına ve ortaklık ilişkisine
dair bir tercih içermektedir. Bu nedenle kuralın değerlendirilmesinde öncelikle
Anayasa'nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğü ile bu
özgürlüğe ilişkin devletin pozitif yükümlülükleri dikkate alınmalıdır.
3. Şirketler hukuku alanında kanun koyucunun geniş bir
düzenleme yetkisine sahip olduğu kuşkusuzdur. Zira ticari hayatın işleyişi,
ekonomik güven, şirketlerin sermaye yapısı ve alacaklıların korunması gibi
unsurlar bu alandaki düzenlemelerde birlikte gözetilmesi gereken hususlardır.
Kanun koyucu bu çerçevede farklı şirket türleri öngörmüş; her birinin kuruluşu,
işleyişi ve ortaklık ilişkisinin sona ermesine ilişkin hükümleri farklı
esaslara bağlamıştır. Bu farklılıklar, ticari hayatın ihtiyaçları ile menfaat
dengelerinin sağlanması amacına yöneliktir.
4. Limited şirketlerin temel özelliği, ortakların
sorumluluğunun koydukları sermaye ile sınırlı olmasıdır. Bu yapı yalnızca
ortaklar bakımından değil, şirketle ekonomik ilişki kuran üçüncü kişiler ve
alacaklılar bakımından da önem taşımaktadır. Ortaklıktan çıkarılmanın
kolaylaştırılması hâlinde çıkarılan ortağa ayrılma akçesi ödenmesi gerekeceği
ve bunun çoğu durumda şirket malvarlığında azalmaya yol açabileceği açıktır. Bu
durum ise şirketle işlem yapan üçüncü kişilerin menfaatlerini etkileyebilecek
niteliktedir. Dolayısıyla kanun koyucunun limited şirketlerde ortaklıktan
çıkarılmayı sınırlayan bir sistem kurması, ticari hayatın güven ve istikrar
içinde işlemesini sağlamaya yönelik meşru bir tercihtir.
5. Dava konusu kural, iki ortaklı limited şirketlerde
ortaklardan birinin diğer ortağı tek taraflı olarak ortaklıktan çıkarabilmesine
imkân tanımamaktadır. Bu düzenleme, esas itibarıyla sözleşmenin taraflarından
birinin diğerini iradesi dışında ortaklık ilişkisinden çıkararak şirket
yapısını tek taraflı biçimde değiştirmesini engellemektedir. Şirket ilişkisinin
sözleşmeye dayandığı dikkate alındığında bu yaklaşımın hukuk düzeninin genel
ilkeleriyle uyumlu olduğu açıktır.
6. Nitekim karşılaştırmalı hukuk incelendiğinde de
limited şirketlerde ortaklıktan çıkarılma meselesine ilişkin yeknesak bir
modelin bulunmadığı görülmektedir. Bazı hukuk sistemlerinde bu kurum oldukça
sınırlı hâllerde kabul edilirken, bazı sistemlerde ise hiç öngörülmemiştir. Bu
durum, kanun koyucunun söz konusu alanda farklı düzenleme modelleri
benimseyebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla dava konusu kuralın belirli bir
modelden ayrıldığı gerekçesiyle tek başına anayasal sorun oluşturduğundan söz
edilemez.
7. Ayrıca ortaklık ilişkisi özünde bir sözleşmeye
dayanmaktadır. Hukuk düzeninde farklı şirket türlerinin öngörülmüş olması,
girişimcilerin faaliyetlerini hangi hukuki yapı altında sürdüreceklerine
ilişkin tercih yapabilmelerine imkân tanımaktadır. Limited şirket ortakları, bu
şirket türünün yapısı gereği ortaklıktan çıkarılmanın sınırlı hâllerde mümkün
olduğunu bilerek veya bilmesi gerektiği hâlde bu ortaklığa katılmaktadır.
Ticari hayatta faaliyet gösteren kişilerin basiretli davranma yükümlülüğü de bu
değerlendirmeyi desteklemektedir.
8. Öte yandan iki ortaklı limited şirketlerde ortaya
çıkabilecek uyuşmazlık ve kilitlenme hâllerine karşı hukuk sisteminde tamamen
korumasız bir durum söz konusu değildir. Ortakların şirket sözleşmesinde alım
veya satım haklarına yer vermeleri, belirli konularda üstün oy hakkı tanınması
ya da ortaklar arasında ayrı sözleşmeler yapılması mümkündür. Bunun yanında
ortakların haklı sebeple şirketten çıkma veya şirketin feshini talep etme
imkânı da bulunmaktadır. Hatta bazı durumlarda mahkeme tarafından feshe alternatif
çözümler de üretilebilmektedir. Bu nedenle hukuk sisteminin ortaklar arasındaki
uyuşmazlıklar bakımından etkisiz kaldığı söylenemez.
9. Çoğunluk kararında kuralın etkili başvuru hakkı
kapsamında ihlal oluşturduğu kabul edilmiştir. Ancak bu yaklaşımın benimsenmesi
hâlinde, yalnızca dava konusu düzenleme bakımından değil şirketler hukukunun
diğer alanları bakımından da benzer sonuçlara ulaşılması gündeme
gelebilecektir. Zira bazı şirket türlerinde ortaklıktan çıkarılma kurumunun hiç
öngörülmemiş olması veya önemli kararlar için nitelikli çoğunluk aranması
nedeniyle karar alma süreçlerinde güçlük yaşanabilmesi, şirketler hukukunun
bilinçli tercihlerinden biridir. Bu gibi düzenlemelerin her birinin etkili
başvuru hakkı kapsamında değerlendirilerek anayasal ihlal sonucuna
ulaştırılması, kanun koyucunun bu alandaki düzenleme yetkisini aşırı derecede
daraltabilecek niteliktedir.
10. Anayasa'nın 48. maddesi kapsamında teşebbüs
özgürlüğüne ilişkin pozitif yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği
değerlendirilirken kanun koyucunun bu alanda geniş bir takdir yetkisine sahip
olduğu kabul edilmelidir. Kanun koyucu ticari hayatın gereklerini, şirketlerin
yapısını ve ekonomik dengeleri gözeterek düzenleme yapabilir. Bu kapsamda
ortaklar ile şirket alacaklılarının ve ticari hayatın diğer aktörlerinin
menfaatleri arasında makul bir denge kurulması yeterlidir.
11. Somut olayda kanun koyucunun limited şirketlerin
sermaye yapısını korumaya ve ticari hayatın güven içinde işlemesini sağlamaya
yönelik bir sistem kurduğu, buna karşılık ortakların haklarını koruyabilecek
çeşitli hukuki imkânlar da öngördüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu
düzenlemenin teşebbüs özgürlüğüne ilişkin pozitif yükümlülüklerin yerine
getirilmediği sonucuna götürdüğü söylenemez.
12. Sonuç olarak dava konusu kuralın ticari hayatın
gerekleri, şirketlerin yapısı ve menfaat dengeleri gözetilerek düzenlendiği,
ortakların tamamen hukuki korumadan yoksun bırakılmadığı ve kanun koyucunun bu
alandaki takdir yetkisinin sınırlarının aşılmadığı kanaati ile kuralın
Anayasa'ya aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne iştirak etmemekteyim.