R.Gazete No: 33219
R.G. Tarihi: 09.04.2026
DANIŞTAY KARARLARI
Danıştay Dokuzuncu
Daire Başkanlığından:
Esas No : 2025/5438
Karar No: 2026/315
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay
Başsavcılığı
Davalı: Trabzon Defterdarlığı - TRABZON
Vekili: Av. …
(E-Tebligat)
Davacı: …
Vekili: Av. …
(E-Tebligat)
İstemin Özeti : Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının 2577 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı adına tahakkuk
ettirilen 174,00 TL değerli kağıt bedelinin kaldırılması ve tahsil edilen
tutarın iadesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Kanun yararına temyiz edilen kararın özeti: Trabzon
Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararıyla;
davacıdan fazladan tahsil edilen değerli kağıt bedeli bulunmadığı ve dava
konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği; karar tarihi itibarıyla yürürlükte
bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. maddesinin 2. fıkrasında,
konusu para ile değerlendirilebilen davalarda hükmedilen vekalet ücretinin
kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinin belirtildiği, davanın değerinin 174,00
TL olduğu, bu değeri aşarak davacı aleyhine maktu (10.500,00 TL) vekalet
ücretine hükmedilmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkı ile kamu yararı
arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulacağı, davacının
mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmayacağı, davacıya şahsi olarak
aşırı külfet yükleneceği, ayrıca davacının hak arama hürriyeti ile mahkemeye
erişim hakkının da ihlal edileceği anlaşıldığından, davacı aleyhine
hükmedilecek vekalet ücretinin davanın değerini aşamayacağı sonucuna ulaşıldığı
gerekçesiyle davanın reddine, 174,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak
davalı idareye verilmesine kesin olarak karar verilmiştir.
Danıştay Başsavcılığı
tarafından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi hükmü
uyarınca, Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI CEVDET ERKAN'IN DÜŞÜNCESİ: Trabzon
3.Noterliğinin 17/01/2024 tarihli ve 1140 yevmiye numaralı işlemi ile
düzenlenen vekâletnamenin noterlikte saklanan örneği için tahakkuk ettirilerek
tahsil edilen değerli kâğıt bedelinin iptali ve iadesi istemiyle açılan davanın
reddine dair Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarihli ve E:2024/35,
K:2024/180 sayılı kararının vekâlet ücretine ilişkin hüküm fıkrası yönünden
kanun yararına temyiz edilmesi talebiyle Danıştay Başsavcılığını bilgilendiren dilekçeniz
üzerine konu incelendi:
2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu'nun 28 Haziran 2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değişik "Kanun Yararına Temyiz" başlıklı 51. maddesinde, "1. İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.
2. Temyiz
isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma
kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukukî sonuçlarını
kaldırmaz.
3. Bozma
kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de
yayımlanır." kuralına yer verilmiştir.
Kanunî süre geçtikten sonra kanun yolu başvurusunda bulunulması
üzerine süre aşımı yönünden başvurunun reddedilmesi veya herhangi bir usulî
sebeple kanun yolu incelemesine tâbi tutulmadan kararın kesinleşmesi hâllerinde
kanun yolu incelemesi yapılmış olmadığından, bu kararlar kanun yararına temyiz
edilebilir.
2577 sayılı Kanun'un 20/A ve 20/B maddeleri uyarınca ivedi
yargılama usûlü uygulanarak verilen ve istinaf kanun yoluna başvurmadan temyiz
edilebilen kararlardan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşenlerin kanun
yararına temyiz edilebileceği hususunda da tereddüt bulunmamaktadır.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 51. maddesine göre kanun
yararına temyiz; istinaf veya temyiz kanun yolları kapalı olduğu için
kesinleşmiş ya da istinaf veya temyiz kanun yolları açık olduğu halde
taraflardan hiçbirinin süresi içinde istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması
sebebiyle kesinleşmiş olan idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare
mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü bir
kanun yolu olup, bu kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı
bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz edilmesi mümkündür.
"Kanun yararına bozma üzerine, kararı veren mahkemece
davaya yeniden bakılmaz, Mahkemenin bozmaya uygun yeni bir karar vermesi
gerekmez. Çünkü kanun yararına bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan
hükmün hukukî sonuçlarını ve dolayısıyla tarafların hukukî durumunu etkileyen
bir sonucu yoktur. Bozmanın amacı, benzeri davalarda mahkemelerin aynı hukukî
yanlışlığı yapmalarını önlemek ve usûl ve esasa ilişkin hukuk kurallarının
belli bir doğrultuda uygulanmasını sağlamaktan ibarettir. Bu nedenle, kanun
yararına bozulmuş da olsa, kesinleşmiş karar hükmünü yürütecektir. Kanun
yararına bozma kararının Resmî Gazetede yayımlanması İle, uygulanan hukuk
kuralının Ülkenin her yanında aynı şekilde anlaşılmasını sağlama amacı
güdülmüştür." (YENİCE Kâzım, ESİN Yüksel, Açıklamalı Içtihatlı Notlu İdarî
Yargılama Usûlü, 1983, s. 735,736)
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücret
tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168.maddesinde;
"Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı
içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak
avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye
Barolar Birliğine gönderirler.
Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz Önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16/6/2009-5904/35 md.) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezalan ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır.
Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı
veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas
alınır." hükmü getirilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun verdiği bu yetki kapsamında
2024 yılında uygulanacak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 21/09/2023 tarihli ve
32316 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Tarifenin 13. maddesinin birinci ve
ikinci fıkralarında ise;
" (1)
Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların
konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın
görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin
altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin
üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 nci maddenin ikinci
fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre
belirlenir.
(2)
Ancak,
hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." düzenlemesi
yapılmıştır.
Olayda Vergi Mahkemesince; Trabzon 3.Noterliğinin 17/01/2024
tarihli ve 1140 yevmiye numaralı işlemi ile düzenlenen vekâletnamenin
noterlikte saklanan örneği için tahakkuk ettirilerek tahsil edilen değerli
kâğıt bedelinin iptali ve iadesi istemiyle açılan davanın reddine karar
verilmiş, vekalet ücretine ilişkin olarak da Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi'nin 13.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca konusu para ile
değerlendirilebilen davalarda hükmedilen vekalet ücretinin kabul veya
reddedilen miktarı geçemeyeceği, davanın değerinin 174,00-TL olduğu, davanın
değerini aşarak davacı aleyhine maktu (10.500,00-TL) avukatlık ücretine
hükmedilmesi halinde davacıya şahsi olarak aşın bir külfet yükleneceği,
davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile kamu yararı ve davacının
mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin davacı
aleyhine bozulacağı, müdahalenin ölçülü olmayacağı, ayrıca hak arama
hürriyetine ve mahkemeye erişim hakkına aykırı olacağı gerekçesiyle davacı
aleyhine hükmedilecek vekalet ücretinin davanın değerini aşamayacağı sonucuna
varılarak 174,00-TL vekalet ücretine hükmedilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince
takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu,
326.maddesinde kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine
hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her
birinin kısmen haklı çıkması durumunda mahkemenin yargılama giderlerini
tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı, 330.maddesinde ise vekil ile takip
edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin taraf
lehine hükmedileceği öngörülmüştür.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168.maddesinin ikinci
fıkrasında genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile
tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasından doğan her
türlü davaların konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse dahi hükmün
verildiği tarihte yürürlükteki Tarifede öngörülen maktu ücrete göre avukatlık
ücretinin belirleneceği öngörülmüştür.
Yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine ilişkin temel
düzenlemelerin kanunlarla yapılması ve buna göre her yıl uygulanacak vekalet
ücretlerinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile belirlenmesi Anayasamıza
egemen olan pek çok ilkenin bir yansımasıdır. Tüm vatandaşların haklarında
tesis edilen işlemlere ilişkin olarak mahkemelerde dava açabilmesi hak arama
özgürlüğünün temel unsurlarından biri olup, bu hakkın etkili bir şekilde
kullanılabilmesi noktasında avukatlardan yardım alınması da çoğu zaman bir gerekliliktir.
Bu hakkın kullanılması sırasında avukatlardan alınacak hukuki yardım nedeniyle
davanın taraflarının dava açmadan önce; yargılama giderlerinden olan vekâlet
ücretinin miktarını, hangi taraftan tahsil edileceğini önceden öngörebilmeleri
ve buna ilişkin şartların açıkça, taraflar arasında ayrım yapılmaksızın ve
objektif olarak belirlenmesi gerekmektedir.
Tarafların, dava açmadan davanın kaybedilmesi
durumunda ne kadar vekalet ücreti ödeyeceklerini bilerek ona göre dava açmaları
aynı zamanda hukuki güvenlik ilkesinin de bir sonucudur.
Vekalet ücretlerinin önceden öngörülebilir,
taraflar arasında eşit uygulanmasına ilişkin bu temel yaklaşımın yanı sıra 1136
sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168,maddesinin ikinci fıkrasında kanun koyucu özel
bir düzenleme getirmiştir. Buna göre vergi davaları ya da idari davalar gibi
devletin tek taraflı olarak yaptığı yüksek miktardaki vergilendirme veya
parasal nitelikteki cezai işlemlerine karşı açılan davalarda vekalet ücretinin
dava konusu değere göre belirlenmesi durumunda ilgili taraf lehine veya aleyhine
yüksek oranlarda yargılama giderine hükmedilmesi mümkün olabileceğinden, kanun
koyucu söz konusu davaların bu niteliğini de dikkate alarak tarafların yüksek
miktarlarda vekâlet ücreti tehdidi altında kalmalarını önlemek amacıyla dava
değerinden bağımsız olarak vekalet ücretini maktu olarak belirleme yoluna
gitmiştir. Bu düzenleme ile aynı zamanda gereksiz dava açılması, mahkemelerin
gereksiz yere meşgul edilmesi de önlenmeye çalışılmıştır.
Dava değerinin düşük olduğu vergi davalarında
davacılar aleyhine karar verilmesi durumunda, aleyhine karar verilen tarafın
ödeyeceği vekâlet ücretinin Tarifede belirlendiği üzere maktu miktarda olması
nedeniyle ilgili tarafa dava değerine göre daha fazla vekâlet ücreti ödemesi
söz konusu olmakla birlikte yukarıda da değinildiği gibi maktu vekalet
ücretinin kanunda açıkça düzenlenmesi, ilgililer açısından belirli ve
öngörülebilir olması, taraflar arasında eşit bir şekilde uygulanması karşısında
bu durum "Mahkemelere Erişim Hakkını" ihlal etmemektedir.
Bu itibarla, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168.
maddesinin ikinci fıkrasında vergi davalarında yargılama gideri olan avukatlık
ücretinin dava değerinden bağımsız olarak maktu olarak düzenlenmesi nedeniyle
Vergi Mahkemesince Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. maddesinin ikinci
fıkrası dikkate alınmak suretiyle verilen kararda, vekalet ücreti yönünden
hukuka uygunluk görülmemiştir.
Nitekim, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun
02/05/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun'un 81. maddesiyle değiştirilen 168.
maddesinin ikinci fıkrasına 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanun'un 35.
maddesiyle eklenen ikinci cümlede yer alan "...avukatlık ücreti tutarı maktu
olarak belirlenir." ibaresinin Anayasa'nın 2., 35. ve 36.maddelerine aykırılığı
ileri sürülerek iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi'nin 03/06/2025
tarihli ve E:2024/192, K:2025/126 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; Trabzon Vergi Mahkemesinin
26/06/2024 tarihli ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararı niteliği bakımından
yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiğinden, kanun yararına temyizen
incelenerek bozulması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 'inci
maddesi uyarınca talep olunur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ SERHAT
EMİN TAŞIN DÜŞÜNCESİ: Kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerektiği
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik
Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra
gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
GEREKÇE
MADDİ OLAY: Davacı adına tahakkuk ettirilen 174,00 TL
değerli kağıt bedelinin kaldırılması ve tahsil edilen tutarın iadesi istemiyle
açılan davanın reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine
ilişkin kısmının temyizen incelenerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.
İLGİLİ
MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinin, 1.
fıkrasında, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin
olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden
kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı
bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, 2.
fıkrasında, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına
bozulacağı, bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının
hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı, 3. fıkrasında, bozma kararının bir örneğinin
ilgili bakanlığa gönderileceği ve Resmi Gazete'de yayımlanacağı belirtilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun, "Avukatlık ücreti"
başlıklı 164. maddesinin 1. fıkrasında, "Avukatlık ücreti, avukatın hukukî
yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.";
"Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesinde,
"Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı
yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî
hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.
Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri
de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar
hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede;
genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve
benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin
davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun
uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu
olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir
ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde
kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek
üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri
gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca
üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde
onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet
Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen
uygulanır. Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya
dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır." hükümlerine
yer verilmiştir.
Kanun yararına bozulması istenilen Vergi Mahkemesi kararının
verildiği tarihte yürürlükte olan ve 21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Tarifelerin
üçüncü kısmına göre ücret" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, bu
Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu
para veya para ile değerlendirilemiyor ise avukatlık ücretinin, davanın
görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin
altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin
üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci
fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre
belirleneceği, 2. fıkrasında ise, ancak, hükmedilen ücretin kabul veya
reddedilen miktarı geçemeyeceği belirtilmiştir.
Anılan Tarife'nin İkinci Kısmının,
"Yargı Yerlerinde, İcra ve iflas
Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olsa veya Para ile Değerlendirilebilse Bile
Maktu Ücrete Bağlı Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret" başlıklı Birinci
Bölümünde,
...
4.
Vergi
Mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için
a)
Duruşmasız
ise 10.500,00 TL
b)
Duruşmalı
ise 20.900,00 TL
...
"Yargı Yerleri ile İcra ve İflas
Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olmayan veya Para ile Değerlendirilemeyen
Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret" başlıklı İkinci Bölümünde,
...
16.
İdare
ve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için
a)
Duruşmasız
ise 10.500,00 TL
b)
Duruşmalı
ise 20.900,00 TL
...
20. Danıştayda
ilk derecede görülen davalar için
a)
Duruşmasız
ise 17.100,00 TL
b)
Duruşmalı
ise 34.200,00 TL
...
"Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu
Para Olan veya Para ile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret"
başlıklı Üçüncü Bölümünde,
1.
İlk
200.000,00 TL için %16
2.
Sonra
gelen 200.000,00 TL- için %15
...
9.
5.600.000,00
TL'den yukarısı için %1
hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ
DEĞERLENDİRME:
1136. sayılı
Kanun'un yukarıda yer verilen hükümlerine göre, Türkiye Barolar Birliği Yönetim
Kurulunca, Baro Yönetim Kurullarının teklifleri de dikkate alınarak, yargı
yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî
sınırlarını gösteren bir tarife hazırlanacağı, hazırlanacak tarifede, genel
bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve
benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin
davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un
uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücretinin maktu olarak
belirleneceği, konusu para olsun ya da olmasın (davanın miktarına
bakılmaksızın) anılan Kanun hükmünde yer verilen vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülükler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin açılan davalar sonucunda
haksız çıkan tarafın aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği
anlaşılmaktadır.
Anılan hükümler uyarınca hazırlanan ve kanun yararına bozulması
istenilen Vergi Mahkemesi kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık
Asgari Ücret Tarifesi'nin İkinci Kısmının Birinci Bölümünde de, vergi
mahkemelerinde takip edilen dava ve işler, konusu para olsa veya para ile
değerlendirilebilse bile maktu avukatlık ücreti ödenecek dava ve işler arasında
sayılarak, Tarife'nin İkinci Kısmının, konusu para olan veya para ile
değerlendirilebilen hukuki yardımlara ödenecek nispi avukatlık ücretinin düzenlendiği
Üçüncü Bölümünün kapsamı dışında tutulmuştur.
Vergi Mahkemesince, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13.
maddesinin 2. fıkrasında, konusu para ile değerlendirilebilen davalarda
hükmedilen avukatlık ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinin
belirtildiği, davanın değerinin 174,00 TL olduğu, bu değeri aşarak davacı
aleyhine maktu (10.500,00 TL) avukatlık ücretine hükmedilmesi durumunda,
davacının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin
davacı aleyhine bozulacağı, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü
olmayacağı, davacıya şahsi olarak aşırı külfet yükleneceği, ayrıca davacının
hak arama hürriyeti ile mahkemeye erişim hakkının da ihlal edileceği
anlaşıldığından, davacı aleyhine hükmedilecek avukatlık ücretinin davanın
değerini aşamayacağı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle 174,00 TL avukatlık
ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmiş ise de,
1136 sayılı Kanun ile anılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin yukarıda
değerlendirilen hükümleri uyarınca konusu para olsa veya para ile
değerlendirilebilse bile vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için
maktu avukatlık ücreti ödeneceği dikkate alındığında, bakılan davada haksız
çıkan davacı aleyhine dava değerini aşmayacak şekilde 174,00 TL vekalet
ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
Vergi Mahkemesince, dava değerini olan 174,00 TL'yi aşarak
davacı aleyhine maktu (10.500,00 TL) avukatlık ücretine hükmedilmesi durumunda,
davacının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin
davacı aleyhine bozulacağı, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin
ölçülü olmayacağı, davacıya şahsi olarak aşırı külfet yükleneceği, ayrıca
davacının hak arama hürriyeti ile mahkemeye erişim hakkına da aykırı olacağı
değerlendirilmiş ise de, 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesinin 2. fıkrasında
geçen "... avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir." ibaresinin,
konusu para olan ya da parayla ölçülebilen davalarda dava değerinin düşük
olduğu durumlarda dava değerine göre fahiş miktarlarda avukatlık ücretine
hükmedilmesinin yargı yoluna başvurma konusunda caydırıcı etkiye neden olduğu
ve mülkiyet hakkını zedelediği iddialarıyla yapılan itiraz başvurusu, Anayasa
Mahkemesinin 03/06/2025 tarih ve E:2024/192, K:2025/126 sayılı kararıyla,
kuralın, Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesine aykırı
olmadığı, "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesiyle ise ilgisinin
bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesince, kuralın, dava değerinin düşük veya yüksek
olması, davada idare veya devlet ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri lehine
veya aleyhine karar verilmesi bakımından farklı sonuçlar doğurduğu
belirtilerek, bu yönlerden ayrı ayrı incelendiği kararda, Vergi Mahkemesi
kararına konu uyuşmazlıkta olduğu gibi, dava değerinin düşük olduğu vergi
davalarında gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri aleyhine karar verilmesi
durumu yönünden yapılan incelemede şu gerekçeye yer verilmiştir:
"19.
Öncelikle
dava değerinin düşük olduğu vergi davalarında gerçek kişi veya özel hukuk tüzel
kişileri aleyhine karar verilmesi durumunda, aleyhine karar verilen tarafın
ödeyeceği vekâlet ücreti Tarifede belirlenen maktu miktarda olacağından ilgili
taraf dava değerine göre daha fazla vekâlet ücretinden sorumlu olacaktır. Vergi
davasında aleyhine karar verilen tarafın maktu vekâlet ücretinden sorumlu
olmasını öngören kural bu yönüyle mahkemeye erişim hakkına sınırlama
getirmektedir.
20. Anayasa'nın
13. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksam yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz." denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına
sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, ayrıca Anayasa'da öngörülen
sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
21. Bu
kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin
şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde
belirli ve öngörülebilir nitelikte olmaları gerekir.
22. Esasen
temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa'nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk
devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler
hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk
normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde
devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,
K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153,154). Dolayısıyla Anayasa'nın 13. maddesinde
sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa'nın 2. maddesinde
güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
23. 1136
sayılı Kanun ya da farklı bir kanunda genel olarak maktu ya da nispi tarifenin
uygulanacağı davalara ilişkin bir düzenleme öngörülmemekle birlikte bu hususta
TBB'ye Tarifeyle düzenleme yapma yetkisi tanınmıştır. Bununla birlikte kuralda
vergi mahkemelerinde görülen davalarda avukatlık ücreti tutarının maktu olarak
belirleneceği açık bir şekilde öngörülmüştür. Anılan Kanun'un 168. maddesinde
ise avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava
sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarifenin esas alınacağı
düzenlenmiştir. Dolayısıyla maktu vekâlet ücretinin her sene TBB tarafından
yayımlanan Tarifede belirleneceği gözetildiğinde kuralın kapsamının açık ve net
olarak düzenlendiği, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.
24. Adil
yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir
haktır. Zira bu hakkın Anayasa'da zikredilmiş olması kendi başına bir anlam
ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından
yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir.
Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belli ölçüde takdir
yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına
yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru
amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin
Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B. No:
2016/14586, 10/11/2022, § 74).
25. Vergi
davalarında idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin gereksiz davaların
açılmasının önlenmesi, mahkemelere yapılacak başvurularda abartılı, zorlama,
kötü niyetli veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilerek yargılama
faaliyetinin etkin ve süratli bir şekilde sonlandırılmasına katkı sağlayacağı
açıktır. Bu yönüyle kuralın meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
26. Kuralla
mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa'ya aykırı olmaması için
aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa'nın 13. maddesinde güvence altına
alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç
alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya
elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını,
diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün
olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul
bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
27. Bu
bağlamda gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi aleyhine karar verildiğinde
kişinin katlanacağı vekâlet ücretinin maktu olacağını öngören kuralın gereksiz
dava açılmasının ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi
amacına ulaşmak bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
28. Yargılama
giderlerinden biri olan vekâlet ücretinin miktarı kişilerin yargı yoluna
başvurma konusundaki tavrını etkileyebilir. Bu nedenle vekâlet ücretinin
belirli bir düzeyin üzerinde olmasının yargılama sonunda haksız çıkma ihtimali
yüksek olan kişilerin bu yola başvurması konusunda daha ihtiyatlı davranmasını
sağlayacağı söylenebilir. Bu bağlamda kuralla, dava değerine bakılmaksızın
davanın reddedilmesi hâlinde gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin
katlanacağı vekâlet ücretinin maktu olarak belirlenmesinin mahkemelerin
gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi ile uyuşmazlıkların makul sürede
çözümlenmesinin sağlanması amacına ulaşmak bakımından gerekli olmadığı
söylenemez.
29. Davaların
niteliği dikkate alınarak vekâlet ücretinin kapsam ve sınırlarının
belirlenmesinde anayasal ilkelere bağlı kalmak kaydıyla kanun koyucunun takdir
yetkisi bulunmaktadır. Ancak abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun
talepleri önlemek amacıyla, öngörülen vekâlet ücretinin haksızlığı tespit
edilen taraf aleyhine -dava değeri dikkate alınmaksızın- hükmedilirken miktar
itibarıyla tarafların mahkemeye erişimini imkânsız hâle getirmemesi ya da ciddi
ölçüde zorlaştırmaması gerekir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede mahkemeye
erişim hakkına getirilen sınırlamada amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları
arasında sağlanması gereken adil dengeye dikkat edilmelidir (AYM, E.2021/58,
K.2024/14, 23/1/2024, § 40).
30. Kural
kapsamında tarafların lehine ya da aleyhine karar verilmesi hâlinde
hükmedilecek vekâlet ücreti için öngörülen maktu vekâlet ücreti her yıl TBB
tarafından yayımlanan Tarifede belli değerlerde belirlenmektedir. Vekâlet
ücretine ilişkin olarak öngörülen yükümlülüklerin dava açmayı imkânsız hâle
getirmedikçe ya da aşırt derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkını
ölçüsüz sınırladığı söylenemez. Bu bağlamda kural kapsamında TBB tarafından
yayımlanan Tarifeye göre vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için
maktu olarak belirlenen maktu vekâlet ücretinin miktar itibarıyla ülke
şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, dolayısıyla kuraldaki
kamu yararının gerekleri ile kişilerin haklan arasındaki dengenin bozulmadığı
anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kişilerin mahkemeye erişimlerini imkânsız
hâle getirmediği ya da katlanılmaz ölçüde zorlaştırmadığı sonucuna
ulaşılmıştır."
Buna göre, Vergi Mahkemesinin anılan
değerlendirmesinde de hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bu durumda, Vergi Mahkemesi
kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının hükmün hukuki sonuçlarına etkili
olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Danıştay
Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne,
2.
Trabzon
Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararının
vekalet ücretine ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
51. maddesi uyarınca, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA
BOZULMASINA,
3.
Kararın
birer örneğinin taraflara ve Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu
kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 29/01/2026 tarihinde oybirliğiyle karar
verilmiştir.
----------o----------