R.Gazete No: 33159
R.G. Tarihi: 05.02.2026
DANIŞTAY KARARI
Danıştay İkinci Daire Başkanlığından:
Esas No : 2025/4399
Karar No: 2025/5959
KANUN YARARINA TEMYİZ EDEN
: Danıştay Başsavcılığı - ANKARA
DAVACI : ..
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : İstanbul Valiliği
VEKİLİ :
Av. ...
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava Konusu İstem: Dava; sözleşmeli aile hekimi
olarak görev yapan davacı tarafından, üç gün işe gelmediğinden bahisle kesinti
yapılarak düzenlenen maaş bordrosunun iptali ile ücret, teşvik ve destek
ödemelerinden yapılan kesintilerin faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
Kanun Yararına Temyiz Edilen
Kararın Özeti: İstanbul 11. İdare Mahkemesi Hakimince verilen 27/06/2025 günlü,
E:2025/292, K:2025/937 sayılı karar ite; uyuşmazlıkta, davacının sendika üyesi
olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 4688 sayılı Kanun ve AİHM kararlan
uyarınca, birçok sendika ile federasyonun yetkili kurullarının aldığı karar
doğrultusunda, sendikal faaliyet kapsamında işe gelmediğinin açık olduğu, bu
nedenle davacıya Yönetmelik'in 18. maddesi çerçevesinde yapılan ödemelerden 3
gün kesinti uygulanmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı; öte
yandan, dava konusu işlemin hukuka aykırılığının saptanmış olması karşısında,
davacının 2024 yılı Kasım (sehven aralık ayında yazılmış) ayında 3 gün mesaide
olmadığından bahiste kasım maaşından yapılan teşvik ve destek ödemesi
kesintilerinin, kesintinin yapıldığı tarihten itibaren hesaplanacak yasal faizi
ite birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle dava
konusu işlemin iptaline, davacıya ödenen ücretten kesilen ücretin dava tarihinden
itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar
verilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Sözleşmeli aile hekimi olan davacının, üyesi
olduğu sendika tarafından alınan karara uyarak görevine gitmemesi nedeniyle,
Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinin 18. maddesinde yer alan
"sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine çalışılan gün sayısına göre ödeme
yapılır." hükmü uyarınca çalışmadığı üç gün için aylık ücretinden kesinti
yapılmasına ilişkin işlemin iptali, tazmin isteminin kabulü ite işlem nedeniyle
davacıya ödenen ücretten kesilen tutarın dava açma tarihinden itibaren işletilecek
yasal faiziyle birlikte ödenmesine dair İstanbul 11. İdare Mahkemesince verilen
27/06/2025 tarihli ye E:2025/292, K:2025/937 sayılı kararın kanun yararına
temyiz edilmesi talebiyle Danıştay Başsavcılığını bilgilendiren dilekçe üzerine
konu incelendi:
İdare Mahkemesi kararında, iş bırakma eyleminde
uygulanan yaptırımlara karşı yapılan başvurularda verilen Avrupa İnsan Haklan
Mahkemesinin 15/09/2009 tarihli ve 17/07/2008 tarihli kararları ile, Avrupa
insan Haklan Sözleşmesinin "Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü"
başlıklı TU maddesinin ihlal edildiği belirtildiğinden, sendikanın aldığı
karara uyarak göreve gidilmeyen günler için sözleşmeli aile hekimine ücret
ödenmemesinin sendika hakkı ve örgütlenme özgürlüğü hakkını ihlal edip
etmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 11. maddesinde, herkesin
dernek kurma hakkına sahip olduğu, bu hakkın çıkarlarını korumak amacıyla
başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da
içerdiği; bu hakkın kullanılmasının, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplum
içinde ulusa! güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin
sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki
sınırlamalara tâbi tutulamayacağı kurala bağlanmış; Sendika Özgürlüğüne ve
Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesinin 11.
maddesinde, hakkında bu Sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Uluslararası Çalışma
Örgütünün her üyesinin, çalışanların ve işverenlerin örgütlenme hakkını
serbestçe kullanmalarını sağlamak amacıyla gerekli ve uygun bütün önlemleri
almakla yükümlü oldukları belirtilmiş; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 51.
maddesinde, "Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde,
ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden
izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma
ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. "; 4688 sayılı Kamu
Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 18. maddesinde ise,
"Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya İşverenin izni ile iş saatleri
içinde sendika veya konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine
katılmalarından dolayı farklı bir işleme tâbi tutulamaz ve görevlerine son
verilemez." hükmü yer almıştır.
Anayasa, kanun ve uluslararası sözleşmelerde yer alan bu
hükümlere göre, kamu görevlilerinin kural olarak serbestçe sendikal faaliyette
bulunabilecekleri, kamu makamlarının bu hakkın kullanılmasına engel olacak
nitelikteki her türlü müdahaleden sakınmaları gerektiği hususunda tereddüt
bulunmamaktadır.
Avrupa İnsan Haklan Mahkemesinin 15/09/2009 tarihli ve 30946/04
sayılı kararında, öğretmenlere üyesi oldukları sendikanın çağrısına uyarak,
parlamentoda tartışılmakta olan kamu yönetimi kanun tasarısını protesto etmek
üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme katılmaları nedeniyle göreve
gelmedikleri için uyarma cezası verilmesinin, bu ceza çok küçük olsa da,
sendika üyelerinin çıkarlarını korumak için meşru grev ya da eylem günlerine
katılmaktan vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı, öğretmenlere verilen disiplin
cezası "âcil bir sosyal ihtiyaca" tekabül etmediğinden, "demokratik
bir toplumda gerekli" olmadığı gerekçesiyle Avrupa insan Haklan Sözleşmesinin
11. maddesinin ihlâl edildiği belirtilmiştir.
Bu kararda; kamu görevlileri sendikaları tarafından alınan
kararlara uyarak sendikal faaliyet kapsamında mâkûl süreyi aşmadan iş bırakan
kamu görevlilerine disiplin cezası verilmesinin sendika hakkının ihlâline
sebebiyet verdiği ifade edildiğinden, iş bırakma eylemine katılan aile
hekimlerine işe gelmedikleri günler için İdarî hizmet sözleşmesinde yer alan
"çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılır" hükmüne göre ücret
ödenmemesinin, sendika hakkını ihlâl edip etmediği hususunda bir değerlendirme
yapılması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 21/02/2008 tarihli ve E.2005/10, K.2008/63
sayılı kararında, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 8. maddesinin 2.
fıkrasında yer alan "aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak
sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde
bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlan
yönetmelikle düzenlenir." kuralının Anayasa'ya aykırı olmadığı belirtilmiş
olup, bu hükme dayanılarak çıkarılan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliğinin
6. maddesinin 1. fıkrasında, aile hekimi olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak
sözleşmelerin, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan aile hekimi sözleşme örneğine
uygun şekil ve içerikte düzenleneceği; ("aile hekimi sözleşme
örneği"nin 5. maddesinde, yapılacak ödemeler ve kesintilerde Sözleşme
Yönetmeliği hükümlerinin uygulanacağı, bunun dışında herhangi bir ad altında
başka bir ödeme yapılamayacağı); 16. maddesinde, aile hekiminin izinli, raporlu
ya da uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması durumunda başka bir
hekimle anlaşarak vekâleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlayacağı; 18.
maddesinde, sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine çalışılan gün sayısına göre
ödeme yapılacağı; 19. maddesinde, sözleşme ile çalıştırılan aile hekiminin
vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması hâlinde ve tek birimli aile sağlığı
merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile
hekimine, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için ödemelerin
tam olarak yapılacağı kurala bağlanmıştır.
Aktarılan mevzuat hükümleri incelendiğinde; aile
hekiminin izinli ve raporlu olması durumunda dahi ücret ödenmemesinin esas
olduğu, izinli ve raporlu olduğu günler için başka bir sağlık personeli ile
anlaşarak vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması hâlinde ücretinden kesinti
yapılmayacağı, tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin
sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimine toplam yıllık izin süresinin
tümü için değil, yalnız ilk on dört günlük kısmı için tam ödeme yapılmasının
öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Tam gün hizmet esasına göre çalışan aile
hekimlerinin imzaladıkları İdarî hizmet sözleşmelerinde, ödemeler konusunda
Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği hükümlerinin esas alınacağı
belirtilmekte olup, aile hekimine çalışmadığı günler için ücret ödenmemesi
İdarî hizmet sözleşmesi ve Yönetmeliğin 18. maddesinin bir gereğidir.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun 67. maddesinin 3. fıkrasında, "Grev ve lokavt süresince iş
sözleşmeleri askıda kalan işçilere bu dönem için işverence ücret ve sosyal
yardımlar ödenmez... Toplu iş sözleşmelerine ve iş sözleşmelerine bunların
aksine hüküm konulamaz." kuralına yer verildiğinden, grev hakkını kullanarak iş
bırakan işçiye çalışmadığı günler için ücret ödenmemesi, Kanunun bu emredici
hükmüne göre sendika hakkının ihlâli sayılmamaktadır.
İşverenlere karşı kullanabilecekleri bir mücadele
aracı olmak üzere işçilere grev hakkı tanınırken, grev yapılan günler için
hiçbir suretle ücret ödenemeyeceğine ilişkin bu âmîr hükme yasama organınca
gerek görülmesi, grev hakkını kullanan işçilerle işverenler arasında adalete
uygun bir denge sağlanması ihtiyacından kaynaklanmakta olup, çalışılmayan
günler için ücret ödenmesi hâlinde emek sarfetmeden kazanç sağlamanın ve uzun
süreli grevlerin teşvik edilmiş olacağı ve İktisadî olarak sürdürülmesi mümkün
olmayan adaletsizsonuçlara yol açılacağı kuşkusuzdur.
Kanunla tanınmış grev hakkı olmamasına rağmen
sendikanın aldığı karara uyarak âcil sağlık hizmetlerini aksatmadan iş
bırakmaları nedeniyle aile hekimlerine disiplin cezası verilmese de,
çalışmadıkları günler için ödeme yapılmaması; grev hakkı olanlara dahi iş
bıraktıkları günler için ücret ödenmediği gözetildiğinde âdil bir uygulama
olarak kabul edilmelidir.
Esasen, menfaatler dengesi gözetilerek kurulan
hizmet sözleşmeleri, karşılıklı edimlerin tam olarak îfâ edilmesini
gerektirdiğinden, taraflardan biri edimini kısmen yerine getirmediği hâlde
diğer tarafın edimini tam olarak îfâ etmeye zorlanmasının hakkaniyette
bağdaşmayacağı ve çalışma ilişkilerinde karşılıksız ücret ödenmesi sonucunu
doğuran uygulamalara hukuken geçerlilik tanınamayacağı açıktır.
Bu itibarla, çalışılmayan günler için İdarî hizmet
sözleşmesinde yer alan hükme dayanılarak ücret ödenmemesi, iş bırakma eylemleri
yoluyla haklarını korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan çalışanlar ile idare
arasında sağlanması gerekli olan âdil dengeyi bozmadığı için sendika hakkının
ihlâli olarak değerlendirilemeyeceğinden, çalışılmayan günler için ücret
ödenmemesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava
konusu işlemin iptali, davacının tazmin isteminin kabulü ile işlem nedeniyle
davacıya ödenen ücretten kesilen tutarın dava açma tarihinden itibaren
işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin olarak İstanbul 11. İdare
Mahkemesince verilen 27/06/2025 tarihli ve E:2025/292, K:2025/937 sayılı
kararın, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi
nedeniyle kanun yararına temyizen incelenerek bozulması 2577 sayılı Kanunun 51.
maddesi uyarınca talep olunur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ_ : Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz
isteminin
kabulü ile İdare Mahkemesi
kararının, 2577 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına
etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İkinci
Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler
incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapan davacı
tarafından, üç gün işe gelmediğinden bahisle kesinti yapılarak düzenlenen maaş
bordrosunun iptali ite ücret, teşvik ve destek ödemelerinden yapılan
kesintilerin faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta
olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinin içeriğinde,
kesinti yapılarak düzenlenen bordronun iptali ile ücret, teşvik ve destek
ödemelerinden yapılan kesintilerin faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi
talep edilmiş ise de Danıştay Başsavcılığının kanun yararına bozma talebinin
içeriğinde sadece ücret ödemesine ilişkin işleme ve buna dair parasal
hak talebine yönelik düşünce verildiği anlaşıldığından, uyuşmazlık bu kısma
hasren incelenmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"Kanun yararına temyiz" başlıklı 51. maddesinde, idare ve vergi
mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile
istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan
niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin,
ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı
tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü
takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının, daha önce
kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme
bağlanmıştır.
09/12/2004 günlü, 25665 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun
"Personelin statüsü, hak ve yükümlülükleri" başlıklı 3. maddesinin 1.
fıkrasında, "Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya
kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak
çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kuramlarının veya
Bakanlığın muvafakati üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu İle diğer
kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı
olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık
personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile
hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.";
"Yönetmelikler" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasında, "Aile
hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar
ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları
ile bu ücretlerden İndirim oran ve şartlan, (...) Cumhurbaşkanınca çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer almıştır.
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 8. maddesinin 2.
fıkrasına dayanılarak hazırlanan 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin "Sözleşmelerin
içeriği, süresi ve dönemi" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, "Aile
hekimi olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak sözleşmeler, bu Yönetmeliğin
ekinde yer alan (Ek-1 Aile Hekimi Sözleşme Ömeği)'ne uygun şekil ve içerikte
düzenlenir."; "Görevlendirme" başlıklı 16. maddesinin 1.
fıkrasında, "Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları;
a)
Bakanlıkça
öngörülen hizmet içi eğitimler için bir yılda en fazla otuz günü aşmamak üzere,
b) Deprem,
sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda başka yerde,
c)
Bakanlıkça
yurtdışında sağlık hizmeti sunmak üzere bir sözleşme döneminde en fazla iki aya
kadar,
görevlendirilebilir."; 2. fıkrasında,
"Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının, görev başında bulunamayacağı
durumlar aşağıda sayıldığı şekildedir:
a) İzinli olması.
b) Raporlu
olması.
c) Sözleşmeli
aile hekimliği uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması.
ç) Gözaltına alınma, tutuklanma, hükümlülük
durumları ile 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi.
d) 10
uncu maddenin yedinci fıkrası gereğince görevden uzaklaştırılması durumunda.
e) Sağlık
raporuyla belgelendirilmiş ve müdürlükçe onaylanmış olması koşuluyla Bakanlıkça
ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanmış olması veya yakalanma
riski taşıması."; 3. fıkrasında, "Sözleşmeli olarak çalıştırılan aile
hekimi veya aile sağlığı çalışanı, birinci fıkranın (c) bendi ile ikinci
fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen halterde, 5 inci maddede
belirtilen şartları taşıyan hekim ya da sağlık personeli ite anlaşarak
vekaleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlar. Bu anlaşma, müdürlükçe
uygun görülmesi halinde uygulanır." kuralı getirilmiş olup, "Aile
hekimi ödeme esasları" başlıklı 18. maddesinin 1. fıkrasında, sözleşmeyle
çalıştırılan aile hekimine çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılacağı;
"Aile hekimi ödemelerine ilişkin diğer esaslar" başlıklı 19.
maddesinin 1. fıkrasında, "Sözleşme ite çalıştırılan aile hekimine, 16 ncı
maddenin;
a)
Birinci
fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen halterde,
b)
İkinci
fıkrasının (e) bendinde belirtilen halde,
c)
Üçüncü
fıkra kapsamında vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması halinde,
ç) Tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan
ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimine, toplam
yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için,
ödemeler tam olarak yapılır...." düzenlemesi yapılmıştır.
Aile Hekimi Sözleşme Örneği'nin 5. maddesinde; yapılacak
ödemeler ve kesintilerde
Sözleşme Yönetmeliği hükümlerinin
uygulanacağı, bunun dışında herhangi bir ad altında başka bir ödeme
yapılamayacağı belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 8. maddesinin 2.
fıkrasına dayanılarak hazırlanan 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğimde, sözleşmeyle
çalıştırılan aile hekimlerine, "çalışılan gün sayısına göre" ödeme
yapılacağı hususu açıkça düzenlenmiş olup; anılanların İmzaladıkları
sözleşmelerde, ödemeler konusunda Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği
hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Bu bakımdan, aile hekimlerine çalışmadıkları
günler için ücret ödenmemesi, yapılan sözleşmenin ve Aile Hekimliği Sözleşme ve
Ödeme Yönetmeliği'nin ilgili maddelerinin bir gereğidir.
Bununla birlikte, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme
Yönetmeliği'nin 19. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, sözleşmeyle çalıştırılan
aile hekimine,
-
Bakanlıkça
öngörülen hizmet içi eğitimler için bir yılda en fazla otuz gönü aşmamak üzere
görevlendirilmesi ile deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda
başka yerde görevlendirilmesi hallerinde;
-
Sağlık
raporuyla belgelendirilmiş ve müdürlükçe onaylanmış olması koşuluyla Bakanlıkça
ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanmış olması veya yakalanma
riski taşıması nedeniyle görev başında olamaması durumunda;
-
Bakanlıkça
yurtdışında sağlık hizmeti sunmak özere bir sözleşme döneminde en fazla iki aya
kadar görevlendirilmesi ile izinli olması, raporlu olması ve sözleşmeli aile
hekimliği uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması halterinde,
vekaleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlaması durumunda;
-
Tek
birimli aile sağlığı merkezinde görev yapması ve yıllık izin sebebiyle görevi
başında bulunamaması durumunda, toplam yıllık izin sûresinin ilk on dört günlük
kısmı için;
Ödemelerin tam olarak yapılması, belirtilen hallerin dışında,
çalışılmayan günler içirt ödeme yapılmaması öngörülmüştür. Bir başka ifadeyle;
aile hekimleri için çalışılan gün sayısı üzerinden ödeme yapılması esasına
dayalı bir ödeme sistemi getirilmiştir.
Görüleceği üzere; aile hekiminin izinli sayılması ya da raporlu
olması gibi işe gelmeme hallerinde dahi, hizmetin vekaleten bir başkasına
gördürülmesi durumunda ödeme yapılması, aksi halde ödeme yapılmaması mevzuat
gereği olduğundan, Yönetmelikte belirtilen halterin dışında işe gelmeme
durumunda hangi mazerete dayalı olursa olsun, işe gelmeyen aile hekimine ödeme
yapılamayacaktır.
Dava dosyasının incelenmesinden, sözleşmeli aile hekimi olan
davacının, sözü edilen tarihlerde işe gelmediği tartışmasızdır. Davacı
tarafından, sendikal faaliyet sebebiyle işe gelmediği, belirtilen mazeretinin
haklı sebep olarak kabul edilmesi ve kendisine ödeme yapılması gerektiği ileri
sürülmekte ise de ilgili yönetmelik hükümleri gereği, ödeme yapılabilecek
"işe gidilmeyen gün" kapsamındaki istisnalar arasında yer almayan
durum için davacıya ödeme yapılmasına imkan bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun 67. maddesinin
3. fıkrasında, "Grev ve lokavt süresince iş
sözleşmeleri askıda kalan işçilere bu dönem için işverence ücret ve sosyal
yardımlar ödenmez ... Toplu iş sözleşmelerine ve iş sözleşmelerine bunların
aksine hüküm konulamaz." kuralına yer verilmiş olup, grev hakkını
kullanarak iş bırakan işçiye çalışmadığı günler için ücret ödenmemesi esası
getirilmiş ve bu durum, sendika hakkının ihlali sayılmamıştır.
Sağlık çalışanlarına, acil sağlık hizmetlerini aksatmadan iş
bırakmaları nedeniyle disiplin cezası verilemeyeceğine ilişkin çok sayıda
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ile ulusal yargı kararları bulunmakla
birlikte, çalışılmayan gönler için idari hizmet sözleşmesinde yer alan hükme
dayanılarak ücret ödenmemesi, iş bırakma eylemleri yoluyla haklarını korumayı
ve geliştirmeyi amaçlayan çalışanların sendikal faaliyetlerinin engellenmesi
olarak kabul edilemeyeceğinden, davacının sendikal faaliyet sebebiyle işe
gitmemesi, anılan gün için ödeme yapılmamasına engel oluşturmamaktadır.
Anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirme
yapıldığında, sözleşmeli aile hekimi olan davacının, üç gün göreve gelmediğinin
sabit olduğu ve ilgili Yönetmelik'in 19. maddesinin 1. fıkrası kapsamına giren
bir durumunun bulunmadığı anlaşıldığından, hakkında tesis edilen işlemde hukuka
aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, dava konusu işlem yukarıda belirtilen gerekçeyle
hukuka uygun bulunduğundan, davacının parasal hak talebinin de dayanağının
olmadığı görülmüştür.
Bu itibarla, davanın reddi gerekmekte iken; dava
konusu işlemin iptali, davacıya ödenen ücretten kesilen ücretin kesintinin
yapıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya
ödenmesi yolunda İdare Mahkemesi Hakimince verilen kararda ücret ödemesine
ilişkin işlem ve buna dair parasal hak talebi yönünden hukuki isabet
bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.
2577
sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcılığı tarafindan yapılan
KANUN YARARINA TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,
2.
Yukarıda
özetlenen gerekçeyle, dava konusu işlemin iptali, davacıya ödenen ücretten
kesilen ücretin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte
davacıya ödenmesi yolunda İstanbul 11. İdare Mahkemesi Hakimince verilen
27/06/2025 günlü, E.2025/292, K:2025/937 sayılı kararın, ücret ödemesine
ilişkin işlem ve buna dair parasal hak talebi yönünden 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki
sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3.
Kararın
birer örneğinin Danıştay Başsavcılığına, İstanbul Valiliğine ve davacıya
gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 15/12/2025 tarihinde
oyçokluğuyla karar verildi.
Esas No: 2025/4399
Karar No:2025/5959
(X) KARŞI OY:
Uyuşmazlık, sözleşmeli aile hekimi olarak görev
yapan davacının üyesi olduğu sendika tarafından alınan karara istinaden, iş
bırakma eylemine katılarak görevine gelmemesi halinde, sözleşme ücretinden
kesinti yapılıp yapılmayacağına ilişkin bulunmaktadır.
"Sendika hakkı"; Anayasa'da sosyal ve
ekonomik haklar ve ödevler kapsamında, temel hak olarak kabul edilerek
Anayasa'nın "Sendika kurma hakkı" başlıklı 51. maddesinde,"...
Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.
Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin
önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin
korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir... İşçi niteliği taşımayan
kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları
gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir..."
şeklinde düzenlenmiştir.
Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve
İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin 151 Sayılı Sözleşmenin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'un 4/b. maddesinde, "Bir kamu
görevlisini, bir kamu görevlileri örgütüne üyeliği veya böyle bir örgütün
normal faaliyetlerine katılması nedenleriyle işten çıkarmak veya ona zarar
vermek." konusunda korunacağı, kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 90. maddesi ile "Usulüne göre
yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar
hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ite Anayasa Mahkemesine başvurulamaz...
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin
milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi
nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas
alınır." kuralı getirilerek, temel hak ve özgürlüklere ilişkin olarak
milletlerarası andlaşma hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlandığından, hukuki
denetimin bu çerçevede yapılması gerekmektedir.
4688 say ıh Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu
Sözleşme Kanunu'nun 18. maddesinde, "Kamu görevlileri, iş saatleri dışında
veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu
Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tâbi
tutulamaz ve görevlerine son verilemez." düzenlemesi yer almıştır.
Anılan Kanun'a göre, kamu görevlileri iş saatleri
dışında sendikal faaliyet yapabilecekler ise de; iş saatleri içinde sendikal
faaliyete katılmaları izne bağlanmıştır. Gerek idarenin olağan uygulamasında ve
gerekse de idari yargının yerleşmiş içtihatlarında başvuru konusu olayda olduğu
gibi sendikal faaliyet çerçevesinde işe gelinmemesi halinde kişinin mazeret
İznini kullandığı kabul edilmekte ve disiplin soruşturması açılmamakta ise de;
idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak hareket etmesini sağlayacak
mevzuat düzenlemesi yapılmamıştır.(Anayasa Mahkemesi B. No:
2013/8463,18/9/2014, §)." Sonuç olarak, iş saatleri içinde yapılacak
sendikal faaliyet iznin kullanım şekli ve sonuçlarına ilişkin yasal bir
düzenlemenin olmadığı, 657 sayılı Kanun'un kamu görevlilerinin mazeret iznine
ilişkin düzenlemesinin içeriğinin ise sendikal faaliyetlerle ilgisi bulunmadığı
görülmektedir.
Bu itibarla, sendika hakkına yapılan bir
müdahalenin meşru olabilmesi için bu müdahalenin; Anayasa'nın 51. maddesinin 2.
fıkrasında belirtilen milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,
genel sağlık, genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
sebebiyle ve sendika üyesinin zarar görmeyeceği açıklık ve belirlilikte kanunla
yapılması gerektiğinden, bu düzenlemenin yapılmamış olması karşısında; üyesi
olduğu sendika tarafından alınan karara istinaden sendikal faaliyete katılan ilgiliye
idarece yapılan her türlü müdahalenin, dayanaksız olacağı açıktır.
Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireysel
başvuruya ilişkin kararlarında; kişilere ödenmesi öngörülen ücret, maaş,
yaşlılık aylığı, emeklilik ikramiyesi ve kıdem tazminatı gibi ödemeler, temel
hak olan, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmekte, bu konulara ilişkin
düzenlemenin yasa ile yapılması gerektiğine karar verilmekte olup (Başvuru
Numarası: 2019/12111, Karar Tarihi: 29/12/2021; E:2018/123, K:2022/138, Karar
Tarihi: 9/11/2022, E:2022/102, K: 2023/154 Karar Tarihi: 13/9/2023 )
uyuşmazlığın bu bakımdan da incelenmesi gerekir.
Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapan
davacının, tabi olduğu mevzuat incelendiğinde;
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 3.
maddesinin; 5. fıkrasında, "Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı
çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen
en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı
çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay
sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün
içerisinde ödenir."; 7. fıkrasında, "Aile hekimi ve aile sağlığı
çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup
olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının
tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, Bakanlıkça
karşılanmadığı takdirde aile sağlığı merkezi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve
bunların risk gruplan, gezici sağlık hizmetleri ite aile hekimi tarafından
karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın
geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı
gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre,
koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması halinde bu ödeme tutarından
brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi
ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden
Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Aile hekimlerince talep
edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri
tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir." düzenlemesi yapılmıştır.
5258 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrasında,
"Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer
alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak
ödeme tutarları ite bu ücretlerden indirim oran ve şartları, (...)
Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." kuralının yer
aldığı, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin "Aile hekimi
ödeme esasları" başlıklı 18. maddesinin 1. fıkrasında; sözleşmeyle
çalıştırılan aile hekimine, çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılacağı
esasının getirildiği görülmektedir.
Bu durumda; Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme
Yönetmeliği ile de sözleşmeli aile hekimlerinin ödemelerine ilişkin olarak,
5258 sayılı Kanun'da yer almayan, "çalışılan gün sayısına göre ödeme
esası"nın getirilmesi sonucunda; üyesi olduğu sendikanın faaliyetine
katılması nedeniyle göreve gelmeyen sözleşmeli aile hekimi olan davacının,
sözleşme ücretinden kesinti yapılması; ona zarar vermiş, sendikal faaliyet
yapmasına yasa ile öngörülmeyen bir sınırlama getirmiş ve çalışılan gün
sayısına göre ödeme esasına tabi olmayan emsali kamu görevlileri ile farklı
sonuç yaratmıştır.
Anayasa'nın 51 ila 54. maddelerine göre, işçi
niteliği taşımayan kamu görevlilerinin; sendika kurma haklarının kapsam,
istisna ve sınırlarının, gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak İşçilerden
farklı bir kanunla düzenleneceği, bu statüde olanların "toplu sözleşme
hak'ları var ise de "toplu iş sözleşmesi" yapılması ve "grev
hakkı"nın, sadece işçilere tanındığı anlaşıldığından; 6356 sayılı
Sendikalar ve Toplu iş Sözleşmesi Kanunu hükümlerinin, kamu görevlileri
yönünden kıyas yapılmaya uygun bulunmadığı gibi memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin, sendikal faaliyetlerine ilişkin sınırlamalarının ve
sonuçlarının yine yasa ite düzenlenebileceğinin vurgulanması gereklidir.
----------o----------