R.Gazete No: 33159
R.G. Tarihi: 05.02.2026
DANIŞTAY KARARI
Danıştay
İkinci Daire Başkanlığından:
Esas No : 2025/4658
Karar No : 2025/5957
KANUN YARARINA TEMYİZ EDEN
: Danıştay Başsavcılığı - ANKARA
DAVACI: ...
VEKİLİ Av. ...
DAVALI: ...
VEKİLİ: Av. ...
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava Konusu İstem: Dava; sözleşmeli aile
hekimi olarak görev yapan davacı tarafından, 2024 yılı Kasım ayında üç gün,
2024 yılı Aralık ayında beş gün işe gelmediğinden bahisle 2024 yılı Kasım ve
Aralık aylarına ilişkin ücretinin eksik ödenmesi şeklinde düzenlenen
bordroların iptali ile ücret, teşvik ve destek ödemelerinden yapılan
kesintilerin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle
açılmıştır.
Kanun Yararına Temyiz Edilen Kararın Özeti:
İstanbul 9. İdare Mahkemesi Hakimince verilen 15/09/2025 günlü, E:2025/282,
K:2025/1705 sayılı karar ile; sendikaların aldığı karar doğrultusunda iş
bırakma eylemi gerçekleştiği ve davacının da bu kapsamda eylemlere katılarak
kasım ve aralık aylarında iş bıraktığı, davacının, sendikal haklar ve
örgütlenme özgürlüğü kapsamında çalışma hayatına ilişkin çıkarlarını savunmak
amacıyla göreve gelmeme şeklinde gerçekleştirilen eyleme katılmasının,
demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri sınırları içinde
olduğu, bu haliyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan
sendikal faaliyete ilişkin hakkını kullanmak şeklinde yasal bir mazeretinin
bulunduğunun görüldüğü, dolayısıyla ücret, teşvik ve destek ödemelerinden
kesinti yapılmasına ilişkin işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava
konusu işlemlerin iptaline, 2024 yılı Kasım ve Aralık aylarına ilişkin ücret,
teşvik ve destek ödemelerinden yapılan kesintilerin, kesintinin yapıldığı
tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar
verilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapmakta olan davacının, sendikaların aldığı eylem kararına istinaden Kasım ve Aralık aylarında iş bıraktığından bahisle, 2024 yılının Kasım ayına ilişkin maaş ödemesinin 3 gün eksik ödenmesi, Aralık ayına ilişkin maaş ödemesinin 5 gün eksik ödenmesi şeklinde düzenlenen bordroların iptaline ve davacının, 2024 yılı Kasım ve Aralık aylarına ilişkin ücret, teşvik ve destek ödemelerinden yapılan kesintilerin ödenmesine karar verilmesi isteminin kabulüne, 2024 yılı Kasım ve Aralık aylarına ilişkin ücret, teşvik ve destek ödemelerinden yapılan kesintilerin, kesintinin yapıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine dair İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen 15/09/2025 tarihli ve E:2025/282, K:2025/1705 sayılı kararın, kanun yararına temyiz edilmesi talebiyle Danıştay Başsavcılığını bilgilendiren dilekçe üzerine konu incelendi:
İdare Mahkemesi kararında, iş bırakma eyleminin Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin "Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü" başlıklı 11. maddesi uyarınca mazeret olarak kabulü gerekeceğinden, sendikal faaliyet sebebiyle eyleme katılman günler için ücret ödenmemesinin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alman "çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikaya girme hakkı dâhil, başkalarıyla birlikte örgütlenme özgürlüğü hakkımın zedelenmesine sebep olacağı belirtildiğinden, sendikanın aldığı karara uyarak göreve gidilmeyen günler için sözleşmeli aile hekimine ücret ödenmemesinin sendika hakkı ve örgütlenme özgürlüğü hakkını ihlâl edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinde, herkesin
dernek kurma hakkına sahip olduğu, bu hakkın çıkarlarını korumak amacıyla
başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da
içerdiği; bu hakkın kullanılmasının, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplum
içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin
sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki
sınırlamalara tâbi tutulamayacağı kurala bağlanmış; Sendika Özgürlüğüne ve
Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesinin 11,
maddesinde, hakkında bu Sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Uluslararası Çalışma
Örgütünün her üyesinin, çalışanların ve işverenlerin örgütlenme hakkını
serbestçe kullanmalarını sağlamak amacıyla gerekli ve uygun bütün önlemleri
almakla yükümlü oldukları belirtilmiş; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 51.
maddesinde, "Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde,
ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden
izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma
ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir, "; 4688 sayılı Kamu
Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 18. maddesinde ise,
"Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ite iş saatleri
içinde sendika veya konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine
katılmalarından dolayı farklı bir işleme tâbi tutulamaz ve görevlerine son
verilemez." hükmü yer almıştır.
Anayasa, kanun ve uluslararası sözleşmelerde yer alan bu
hükümlere göre, kamu görevlilerinin kural olarak serbestçe sendikal faaliyette
bulunabilecekleri, kamu makamlarının bu hakkın kullanılmasına engel olacak
nitelikteki her türlü müdahaleden sakınmaları gerektiği hususunda tereddüt
bulunmamaktadır.
Avrupa insan Haklan Mahkemesinin 15/09/2009 tarihli ve 30946/04
sayılı kararında, öğretmenlere üyesi oldukları sendikanın çağrısına uyarak,
parlamentoda tartışılmakta olan kamu yönetimi kanun tasarısını protesto etmek
üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme katılmaları nedeniyle göreve
gelmedikleri için uyarma cezası verilmesinin, bu ceza çok küçük olsa da,
sendika üyelerinin çıkarlarını korumak için meşru grev ya da eylem günlerine
katılmaktan vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı, öğretmenlere verilen disiplin
cezası "âcil bir sosyal ihtiyaca" tekâbül etmediğinden, "demokratik bir
toplumda gerekli" olmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin
11. maddesinin ihlâl edildiği belirtilmiştir.
Bu kararda; kamu görevlileri sendikaları tarafından alman
kararlara uyarak sendikal faaliyet kapsamında mâkûl süreyi aşmadan iş bırakan
kamu görevlilerine disiplin cezası verilmesinin sendika hakkının ihlâline
sebebiyet verdiği ifade edildiğinden, iş bırakma eylemine katılan aile
hekimlerine işe gelmedikleri günler için İdarî hizmet sözleşmesinde yer alan
"çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılır" hükmüne göre ücret
ödenmemesinin, sendika hakkını ihlâl edip etmediği hususunda bir değerlendirme
yapılması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 21/02/2008 tarihli ve E.2005/10, K.2008/63 sayılı kararında, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ite bu ücretlerden indirim oran ve şartları yönetmelikle düzenlenir." kuralının Anayasa'ya aykırı olmadığı belirtilmiş olup, bu hükme dayanılarak çıkarılan Aile Hekimliği ödeme ve Sözleşme Yönetmeliğinin 6. maddesinin 1. fıkrasında, aile hekimi olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak sözleşmelerin, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan aile hekimi sözleşme örneğine uygun şekil ve içerikte düzenleneceği; ("aile hekimi sözleşme örneği"nin 5. maddesinde, yapılacak ödemeler ve kesintilerde Sözleşme Yönetmeliği hükümlerinin uygulanacağı, bunun dışında herhangi bir ad altında başka bir ödeme yapılamayacağı); 16. maddesinde, aile hekiminin izinli, raporlu ya da uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması durumunda başka bir hekimle anlaşarak vekâleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlayacağı; 18. maddesinde, sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılacağı; 19. maddesinde, sözleşme ile çalıştırılan aile hekiminin vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması hâlinde ve tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimine, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için ödemelerin tam olarak yapılacağı kurala bağlanmıştır.
Aktarılan mevzuat hükümleri incelendiğinde; aile hekiminin
izinli ve raporlu olması durumunda dahi ücret ödenmemesinin esas olduğu, izinli
ve raporlu olduğu günler için başka bir sağlık personeli ile anlaşarak
vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması hâlinde ücretinden kesinti
yapılmayacağı, tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin
sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimine toplam yıllık İzin süresinin
tümü için değil, yalnız ilk on dört günlük kısmı için tam ödeme yapılmasının
öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Tam gün hizmet esasına göre çalışan aile hekimlerinin
imzaladıkları İdarî hizmet sözleşmelerinde, ödemeler konusunda Aile Hekimliği
Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği hükümlerinin esas alınacağı belirtilmekte olup,
aile hekimine çalışmadığı günler için ücret ödenmemesi İdarî hizmet sözleşmesi
ve Yönetmeliğin 18. maddesinin bir gereğidir.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 67.
maddesinin 3. fıkrasında, "Grev ve lokavt süresince iş sözleşmeleri askıda
kalan işçilere bu dönem için işverence ücret ve sosyal yardımlar ödenmez ...
Toplu iş sözleşmelerine ve iş sözleşmelerine bunların aksine hüküm
konulamaz." kuralına yer verildiğinden, grev hakkını kullanarak iş bırakan
işçiye çalışmadığı günler için ücret ödenmemesi, Kanunun bu emredici hükmüne
göre sendika hakkının ihlâli sayılmamaktadır.
İşverenlere karşı kullanabilecekleri bir mücadele aracı olmak
üzere işçilere grev hakkı tanınırken, grev yapılan günler için hiçbir suretle
ücret ödenemeyeceğine ilişkin bu âmîr hükme yasama organınca gerek görülmesi,
grev hakkını kullanan işçilerle işverenler arasında adalete uygun bir denge
sağlanması ihtiyacından kaynaklanmakta olup, çalışılmayan günler için ücret
ödenmesi hâlinde emek sarfetmeden kazanç sağlamanın ve uzun süreli grevlerin
teşvik edilmiş olacağı ve İktisadî olarak sürdürülmesi mümkün olmayan adaletsiz
sonuçlara yol açılacağı kuşkusuzdur.
Kanunla tanınmış grev hakkı olmamasına rağmen sendikanın aldığı
karara uyarak âcil sağlık hizmetlerini aksatmadan iş bırakmaları nedeniyle aile
hekimlerine disiplin cezası verilmese de, çalışmadıkları günler için ödeme
yapılmaması; grev hakkı olanlara dahi iş bıraktıkları günler için ücret
ödenmediği gözetildiğinde âdil bir uygulama olarak kabul edilmelidir.
Esasen, menfaatler dengesi gözetilerek kurulan hizmet
sözleşmeleri, karşılıklı edimlerin tam olarak ifâ edilmesini gerektirdiğinden,
taraflardan biri edimini kısmen yerine getirmediği hâlde diğer tarafın edimini
tam olarak ifâ etmeye zorlanmasının hakkaniyette bağdaşmayacağı ve çalışma
ilişkilerinde karşılıksız ücret ödenmesi sonucunu doğuran uygulamalara hukuken
geçerlilik tanınamayacağı açıktır.
Bu itibarla, çalışılmayan günler için İdarî hizmet
sözleşmesinde yer alan hükme dayanılarak ücret ödenmemesi, iş bırakma eylemleri
yoluyla haklarını korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan çalışanlar ile idare
arasında sağlanması gerekli olan âdil dengeyi bozmadığı için sendika hakkının
ihlâli olarak değerlendirilemeyeceğinden, çalışılmayan günler için ücret
ödenmemesine ilişkin işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava
konusu işlemlerin iptali ile 2024 yılı Kasım ve Aralık aylarına ilişkin ücret,
teşvik ve destek ödemelerinden yapılan kesintilerin, kesintinin yapıldığı
tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine dair
İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen 15/09/2025 tarihli ve E:2025/282,
K:2025/1705 sayılı kararın niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade etmesi nedeniyle kanun yararına temyizen incelenerek bozulması
2577 sayılı Kanunun 51. maddesi uyarınca talep olunur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Danıştay Başsavcılığının
kanun yararına temyiz isteminin
kabulü ile İdare Mahkemesi
kararının, 2577 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına
etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay ikinci
Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler
incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapan davacı
tarafından, 2024 yılı Kasım ayında üç gün, 2024 yılı Aralık ayında beş gün işe
gelmediğinden bahiste 2024 yılı Kasım ve Aralık aylarına ilişkin ücretinin
eksik Ödenmesi şeklinde düzenlenen bordroların iptali ile ücret, teşvik ve
destek ödemelerinden yapılan kesintilerin yasal faiziyle birlikte ödenmesine
karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinin içeriğinde,
bordroların iptali ite ücret, teşvik ve destek ödemelerinden yapılan
kesintilerin yasa! faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiş
ise de Danıştay Başsavcılığının kanun yararına bozma talebinin içeriğinde sadece
ücret ödemesine ilişkin işleme ve buna dair parasal hak talebine yönelik
düşünce verildiği anlaşıldığından, uyuşmazlık bu kısma hasren incelenmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına temyiz" başlıklı 51. maddesinde,
idare ve vergi mahkemeleri ite bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği
kararlar ite istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan
kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade
edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden
Başsavcı tarafından kanun- yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde
görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının, daha
önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme
bağlanmıştır.
09/12/2004 günlü, 25665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe giren 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun "Personelin statüsü,
hak ve yükümlülükleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Sağlık
Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman
tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini,
kendilerinin talebi ve kuramlarının veya Bakanlığın muvafakati üzerine, 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması
hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu
nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için
görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kuramlarla sözleşme
yapmaya yetkilidir."; "Yönetmelikler" başlıklı 8. maddesinin 2.
fıkrasında, "Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak
sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde
bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlan,
(...) Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer
almıştır.
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 8. maddesinin 2.
fıkrasına dayanılarak hazırlanan 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin "Sözleşmelerin
içeriği, süresi ve dönemi" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, "Aile
hekimi olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak sözleşmeler, bu Yönetmeliğin
ekinde yer alan (Ek-1 Aile Hekimi Sözleşme Örneği)'ne uygun şekil ve içerikte
düzenlenir."; "Görevlendirme" başlıklı 16. maddesinin 1.
fıkrasında, "Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları;
a)
Bakanlıkça
öngörülen hizmet içi eğitimler için bir yılda en fazla otuz günü aşmamak
üzere,;
b) Deprem,
sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda başka yerde, .
c)
Bakanlıkça
yurtdışında sağlık hizmeti sunmak üzere bir sözleşme döneminde en fazla iki aya
kadar,
görevlendirilebilir."; 2. fıkrasında,
"Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının, görev başında bulunamayacağı
durumlar aşağıda sayıldığı şekildedir:
a)
İzinli
olması.
b)
Raporlu
olması.
c)
Sözleşmeli
aile hekimliği uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması.
ç) Gözaltına alınma, tutuklanma, hükümlülük
durumları ile 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi.
d)
10
uncu maddenin yedinci fıkrası gereğince görevden uzaklaştırılması durumunda,
e)
Sağlık
raporuyla belgelendirilmiş ve müdürlükçe onaylanmış olması koşuluyla Bakanlıkça
ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanmış olması veya yakalanma
riski taşıması."; 3. fıkrasında, "Sözleşmeli olarak çalıştırılan aile
hekimi veya aile sağlığı çalışanı, birinci fıkranın (c) bendi ile ikinci
fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen hallerde, 5 inci maddede
belirtilen şartları taşıyan hekim ya da sağlık personeli ile anlaşarak
vekaleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlar. Bu anlaşma, müdürlükçe
uygun görülmesi halinde uygulanır." kuralı getirilmiş olup, "Aile
hekimi ödeme esasları" başlıklı -18. maddesinin 1. fıkrasında, sözleşmeyle
çalıştırılan aile hekimine çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılacağı;
"Aile hekimi ödemelerine ilişkin diğer esaslar" başlıklı 19.
maddesinin 1. fıkrasında, "Sözleşme ite çalıştırılan aile hekimine, 16 ncı
maddenin;
a)
Birinci
fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen hallerde,
b)
ikinci
fıkrasının (e) bendinde belirtilen halde,
c)
Üçüncü
fıkra kapsamında vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması halinde,
d)
Tek
birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi
başında bulunamayan aile hekimine, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört
günlük kısmı için,
ödemeler tam olarak yapılır...." düzenlemesi yapılmıştır.
Aile Hekimi Sözleşme Örneği'nin
5. maddesinde; yapılacak ödemeler ve kesintilerde Sözleşme Yönetmeliği
hükümlerinin uygulanacağı, bunun dışında herhangi bir ad altında başka bir
ödeme yapılamayacağı belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 8. maddesinin 2.
fıkrasına dayanılarak hazırlanan 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nde, sözleşmeyle
çalıştırılan aile hekimlerine, "çalışılan gün sayısına göre" ödeme
yapılacağı hususu açıkça düzenlenmiş olup; anılanların imzaladıkları
sözleşmelerde, ödemeler konusunda Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği
hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Bu bakımdan, aile hekimlerine çalışmadıkları
günler için ücret ödenmemesi, yapılan sözleşmenin ve Aile Hekimliği Sözleşme ve
ödeme Yönetmeliği'nin ilgili maddelerinin bir gereğidir.
Bununla birlikte, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme
Yönetmeliği'nin 19. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, sözleşmeyle çalıştırılan
aile hekimine,
-Bakanlıkça öngörülen hizmet içi
eğitimler için bir yılda en fazla otuz günü aşmamak üzere görevlendirilmesi ile
deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda başka yerde
görevlendirilmesi hallerinde;
-Sağlık raporuyla belgelendirilmiş
ve müdürlükçe onaylanmış olması koşuluyla Bakanlıkça ilan edilmiş bulaşıcı ve
salgın hastalığa yakalanmış olması veya yakalanma riski taşıması nedeniyle
görev başında olamaması durumunda;
-Bakanlıkça yurtdışında sağlık
hizmeti sunmak üzere bir sözleşme döneminde en fazla iki aya kadar
görevlendirilmesi ile izinli olması, raporlu olması ve sözleşmeli aile
hekimliği uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması halterinde,
vekaleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlaması durumunda;
-Tek birimli aile sağlığı
merkezinde görev yapması ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamaması
durumunda, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için;
Ödemelerin tam olarak yapılması, belirtilen hallerin dışında,
çalışılmayan günler için ödeme yapılmaması öngörülmüştür. Bir başka ifadeyle;
aile hekimleri için çalışılan gün sayısı üzerinden ödeme yapılması esasına
dayalı bir ödeme sistemi getirilmiştir.
Görüleceği üzere; aile hekiminin izinli sayılması ya da raporlu
olması gibi işe gelmeme halterinde dahi, hizmetin vekaleten bir başkasına
gördürülmesi durumunda ödeme yapılması, aksi halde ödeme yapılmaması mevzuat
gereği olduğundan, Yönetmelikte belirtilen hallerin dışında işe gelmeme
durumunda hangi mazerete dayalı olursa olsun, işe gelmeyen aile hekimine ödeme
yapılamayacaktır.
Dava dosyasının incelenmesinden, sözleşmeli aile hekimi olan
davacının, sözü edilen tarihlerde işe gelmediği tartışmasızdır. Davacı
tarafından, sendikal faaliyet sebebiyle işe gelmediği, belirtilen mazeretinin
haklı sebep olarak kabul edilmesi ve kendisine ödeme yapılması gerektiği ileri
sürülmekte ise de ilgili yönetmelik hükümleri gereği, ödeme yapılabilecek
"işe gidilmeyen gün" kapsamındaki istisnalar arasında yer almayan
durum için davacıya ödeme yapılmasına imkan bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6356 saydı Sendikalar ve Toplu İş
Sözleşmesi Kanunu'nun 67. maddesinin 3. fıkrasında, "Grev ve lokavt
süresince iş sözleşmeleri askıda kalan işçilere bu dönem için işverence ücret
ve sosyal yardımlar ödenmez ... Toplu iş sözleşmelerine ve iş sözleşmelerine
bunların aksine hüküm konulamaz." kuralına yer verilmiş olup, grev hakkını
kullanarak iş bırakan İşçiye çalışmadığı günler için ücret ödenmemesi esası
getirilmiş ve bu durum, sendika hakkının ihlali sayılmamıştır.
Sağlık çalışanlarına, acil sağlık hizmetlerini
aksatmadan İş bırakmaları nedeniyle disiplin cezası verilemeyeceğine ilişkin
çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karan ile ulusa! yargı kararları
bulunmakla birlikte, çalışılmayan günler için idari hizmet- sözleşmesinde yer
alan hükme dayanılarak ücret ödenmemesi, iş bırakma eylemleri yoluyla haklarını
korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan çalışanların sendikal faaliyetlerinin
engellenmesi olarak kabul edilemeyeceğinden, davacının sendikal faaliyet sebebiyle
işe gitmemesi, anılan gün için ödeme yapılmamasına engel oluşturmamaktadır.
Anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirme
yapıldığında, sözleşmeli aile hekimi olan davacının, sekiz gün göreve
gelmediğinin sabit olduğu ve ilgili Yönetmelik'in 19. maddesinin 1. fıkrası
kapsamına giren bir durumunun bulunmadığı anlaşıldığından, hakkında tesis
edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, dava konusu işlem yukarıda belirtilen
gerekçeyle hukuka uygun bulunduğundan, davacının parasal hak talebinin de
dayanağının olmadığı görülmüştür.
Bu İtibarla, davanın reddi
gerekmekte iken; dava konusu işlemlerin iptali, 2024 yılı Kasım ve Aralık
aylarına ilişkin ücret, teşvik ve destek ödemelerinden yapılan kesintilerin,
kesintinin yapıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya
ödenmesi yolunda İdare Mahkemesi Hakimince verilen kararda ücret ödemesine
ilişkin işlem ve buna dair parasal hak talebi yönünden hukuki isabet
bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.
2577
sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan
KANUN YARARINA TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,
2.
Yukarıda
özetlenen gerekçeyle, dava konusu işlemlerin iptali, 2024 yılı Kasım ve Aralık
aylarına ilişkin ücret, teşvik ve destek ödemelerinden yapılan kesintilerin,
kesintinin yapıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
davacıya ödenmesi yolunda İstanbul 9. İdare Mahkemesi Hakimince verilen
15/09/2025 gönlü, E:2025/282, K:2025/1705 sayılı kararın, ücret ödemesine
ilişkin işlem ve buna dair parasal hak talebi yönünden 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına
etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3.
Kararın
birer örneğinin Danıştay Başsavcılığına, Sağlık Bakanlığına ve davacıya
gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 15/12/2025 tarihinde
oyçokluğuyla karar verildi.
Esas No: 2025/4658
Karar No:2025/5957
(X) KARŞI OY:
Uyuşmazlık, sözleşmeli aile hekimi olarak görev
yapan davacının üyesi olduğu sendika tarafından alınan karara istinaden, iş
bırakma eylemine katılarak görevine gelmemesi halinde, sözleşme ücretinden
kesinti yapılıp yapılmayacağına ilişkin bulunmaktadır.
"Sendika hakta"; Anayasa'da sosyal ve
ekonomik haklar ve ödevler kapsamında, temel hak olarak kabul edilerek Anayasa'nın
"Sendika kurma hakkı" başlıklı 51. maddesinde,"... Hiç kimse bîr
sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Sendika kurma hakkı
ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve
genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve
kanunla sınırlanabilir... İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu
alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırlan gördükleri hizmetin niteliğine
uygun olarak kanunla düzenlenir..." şeklinde düzenlenmiştir.
Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve
İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin 151 Sayılı Sözleşmenin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'un 4/b. maddesinde, "Bir kamu
görevlisini, bir kamu görevlileri örgütüne üyeliği veya böyle bir örgütün
normal faaliyetlerine katılması nedenleriyle işten çıkarmak veya ona zarar
vermek." konusunda korunacağı, kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 90. maddesi ite "Usulüne göre
yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar
hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ite Anayasa Mahkemesine başvurulamaz...
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin
milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle
çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas
alınır." kuralı getirilerek, temel hak ve özgürlüklere ilişkin olarak
milletlerarası andlaşma hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlandığından, hukuki
denetimin bu çerçevede yapılması gerekmektedir.
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu
Sözleşme Kanunu'nun 18. maddesinde, "Kamu görevlileri, iş saatleri dışında
veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu
Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tâbi
tutulamaz ve görevlerine son verilemez." düzenlemesi yer almıştır.
Anılan Kanun'a göre, kamu görevlileri iş saatleri
dışında sendikal faaliyet yapabilecekler ise de; iş saatleri içinde sendikal
faaliyete katılmaları izne bağlanmıştır. Gerek idarenin olağan uygulamasında ve
gerekse de idari yargının yerleşmiş içtihatlarında başvuru konusu olayda olduğu
gibi sendikal faaliyet çerçevesinde işe gelinmemesi halinde kişinin mazeret
iznini kullandığı kabul edilmekte ve disiplin soruşturması açılmamakta ise de;
idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak hareket etmesini sağlayacak
mevzuat düzenlemesi yapılmamıştır.(Anayasa Mahkemesi B, No:
2013/8463,18/9/2014, §)." Sonuç olarak, iş saatleri içinde yapılacak
sendikal faaliyet İznin kullanım şekli ve sonuçlarına ilişkin yasal bir
düzenlemenin olmadığı, 657 sayılı Kanun'un kamu görevlilerinin mazeret iznine
ilişkin düzenlemesinin içeriğinin ise sendikal faaliyetlerle ilgisi bulunmadığı
görülmektedir.
Bu itibarla, sendika hakkına yapılan bir
müdahalenin meşru olabilmesi için bu müdahalenin; Anayasa'nın 51. maddesinin 2.
fıkrasında belirtilen milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,
genel sağlık, genel ahlak İte başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
sebebiyle ve sendika üyesinin zarar görmeyeceği açıklık ve belirlilikte kanunla
yapılması gerektiğinden, bu düzenlemenin yapılmamış olması karşısında; üyesi
olduğu sendika tarafından alınan karara istinaden sendika! faaliyete katılan
ilgiliye idarece yapılan her türlü müdahalenin, dayanaksız olacağı açıktır.
Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireyse!
başvuruya ilişkin kararlarında; kişilere ödenmesi öngörülen ücret, maaş,
yaşlılık aylığı, emeklilik ikramiyesi ve kıdem tazminatı gibi ödemeler, temel
hak olan, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmekte, bu konulara ilişkin
düzenlemenin yasa İle yapılması gerektiğine karar verilmekte olup (Başvuru
Numarası: 2019/12111, Karar Tarihi: 29/12/2021; E:2018/123, K:2022/138, Karar
Tarihi: 9/11/2022, E:2022/102, K: 2023/154 Karar Tarihi: 13/9/2023 )
uyuşmazlığın bu bakımdan da incelenmesi gerekir.
Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapan
davacının, tabi olduğu mevzuat incelendiğinde;
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 3.
maddesinin; 5. fıkrasında, "Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı
çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen
en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı
çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay
sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün
içerisinde ödenir."; 7. fıkrasında, "Aile hekimi ve aile sağlığı
çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup
olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının
tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, Bakanlıkça
karşılanmadığı takdirde aile sağlığı merkezi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve
bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ite aile hekimi tarafından
karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın
geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı
gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre,
koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması halinde bu ödeme tutarından
brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi
ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden
Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Aile hekimlerince talep
edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri
tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir." düzenlemesi yapılmıştır.
5258 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrasında.
"Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer
alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak
ödeme tutarları ite bu ücretlerden indirim oran ve şartları, (...)
Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir," kuralının yer
aldığı, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğimin "Aile hekimi ödeme
esasları" başlıklı 18. maddesinin 1. fıkrasında; sözleşmeyle çalıştırılan
aile hekimine, çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılacağı esasının
getirildiği görülmektedir.
Bu durumda; Aile Hekimliği Sözleşme ve ödeme
Yönetmeliği ile de sözleşmeli aile hekimlerinin ödemelerine ilişkin olarak,
5258 sayılı Kanun'da yer almayan, "çalışılan gün sayısına göre ödeme
esası"nın getirilmesi sonucunda; üyesi olduğu sendikanın faaliyetine
katılması nedeniyle göreve gelmeyen sözleşmeli aile hekimi olan davacının,
sözleşme ücretinden kesinti yapılması; ona zarar vermiş, sendikal faaliyet
yapmasına yasa- ite öngörülmeyen bir sınırlama getirmiş ve çalışılan gün
sayısına göre ödeme esasına tabi olmayan emsali kamu görevlileri ile farklı
sonuç yaratmıştır.
Anayasa'nın 51 ila 54. maddelerine göre, işçi
niteliği taşımayan kamu görevlilerinin; sendika kurma haklarının kapsam,
istisna ve sınırlarının, gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak işçilerden
farklı bir kanunla düzenleneceği, bu statüde olanların "toplu sözleşme
haklan var ise de "toplu iş sözleşmesi" yapılması ve "grev
hakkının, sadece işçilere tanındığı anlaşıldığından; 6356 sayılı Sendikalar ve
Toplu iş Sözleşmesi Kanunu hükümlerinin, kamu görevlileri yönünden kıyas
yapılmaya uygun bulunmadığı gibi memurlar ve diğer kamu görevlilerinin,
sendikal faaliyetlerine ilişkin sınırlamalarının ve sonuçlarının yine yasa ite
düzenlenebileceğinin vurgulanması gereklidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kesinti yapılması
işleminin iptali, yapılan kesintinin yasal faiziyle tazmini yolunda verilen
kararın, yürürlükteki hukuka aykırı olmadığı sonucuna varıldığından, KANUN
YARARINA TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE karar verilmesi gerektiği oyu ile aksi
yöndeki Daire kararma katılmıyorum.
----------o----------