R.Gazete No: 33118
R.G. Tarihi: 25.12.2025
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinden:
TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No
Karar No: 2025/6491
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Ankara 60. İş Mahkemesi
TARİHİ: 14.01.2025
SAYISI: 2023/287 E, 2025/25 K
DAVACI: ...
DAVALI: ...
DAVA TARİHİ: 14.07.2023
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen karam
kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş
olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki
belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin
davalı işveren nezdinde nitelikli işçi olarak çalıştığını, aylık ücretinin
ortalama 17.000,00 TL olduğunu, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı neden
olmaksızın feshedildiğini ancak kendisine ihbar tazminatı ödenmediği gibi işten
çıkış kodunun da hatalı olarak bildirildiğini, davacının çalışma saatlerinin
haftalık 45 saati geçtiğini ve haftanın 7 günü çalışmasına devam ettiğini,
hafta tatillerinin kullandırılmadığım iddia ederek ihbar tazminatı ile fazla çalışma
ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini
talep etmiştir.
II.
CEVAP
Davalı vekili cevap
dilekçesinde; davacının 25.01.2023 ile 07.04.2023 tarihleri arasında davalı
Şirkette işçi olarak çalıştığını, davalı Şirket ile dava dışı........................................................................................... AŞ
arasında nakliye işi sözleşmesinin tanzim edildiğini, davacının ise sırf bu
sözleşme kapsamında çalıştırılmak üzere istihdam edildiğini ancak dava dışı
Şirket tarafından gönderilen 07.04.2023 tarihli yazı ile Enerji Piyasası
Denetleme Kurumu (EPDK) kararı kapsamında işyerinde madencilik faaliyetlerinin
süresiz olarak durdurulmasına karar verildiğini ve bu nedenlerle davacının iş
sözleşmesinin de 07.04.2023 tarihinde zorunlu nedenlerle feshedildiğini, burada
çalışan işçilere tüm hak ve alacaklarının ödenerek çalışma sahasının
kapatıldığını, zorlayıcı sebeplerle iş sözleşmesi feshedilen davacının ihbar
tazminatı hakkının bulunmadığını, ücretinin ücret bordroları ile sabit olduğunu
ve banka kanalı ile kendisine ödendiğini, davacının fazla çalışmaya kalması ya
da hafta tatillerinde çalışması hâlinde, bu çalışmasından kaynaklanan
alacakların ücret bordrolarında tahakkuk ettirilerek ödendiğini savunarak
davanın reddini istemiştir.
III.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1.
İlk
Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karan ile; hafta tatili
ve fazla çalışma ücreti alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen
kabulüne karar verilmiş, ihbar tazminatına ilişkin talep reddedilmiştir.
2.
İlk
Derece Mahkemesi karan kesin olarak verilmiştir.
IV.
KANUN
YARARINA TEMYİZ
A.
Kanun
Yararına Temyiz Sebepleri
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik
olarak Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; işyerinin, dava dışı
Şirket ile olan sözleşmenin askıya alınması nedeni ile kapatıldığını, bu
durumun zorunlu neden niteliğinde olmadığını, ihbar tazminatının kabulü
gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kanun
yararına temyizen incelenerek bozulmasını talep etmiştir.
B.
Değerlendirme
ve Gerekçe
Uyuşmazlık, fesih nedeni ile ihbar tazminatı talebinin birlikte
değerlendirilmesine ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta; davalı
işveren, dava dışı Şirket ile aralarındaki maden işletme sözleşmesinde sınırlı
olmamak kaydıyla mücbir sebeplerin sayıldığını ve sözleşmenin, "Yasal
merciler tarafından alınan ve bu Sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesini
ve/veya Santrali'nin elektrik
üretimini teknik ve/veya ekonomik olarak olanaksız bırakacak hâller (şüpheye
mahal vermemek açısından, ............................................. Santrali'nin, çevre izni ve/veya lisansı,
elektrik üretim lisansının yetkili merciler tarafından iptal edilmesi ve/veya
askıya alınması, elektrik satış fiyatlarının üretim maliyetlerinin altında
kalması mücbir sebep sayılacaktır) ..." şeklindeki 13/l-(k) hükmü
uyarınca işyerinin kapanması hâli nedeniyle davacının iş sözleşmesinin
feshedildiğini, bu durumun zorlayıcı neden kapsamında kabul edilmesi
gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bu savunmaya değer verilmek suretiyle
ihbar tazminatı talebi reddedilmiş ise de 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857
sayılı Kanun) 25/III hükmünde düzenlenen fesih hakkının kullanılabilmesi için,
zorlayıcı nedenin (mücbir sebebin) işyerinde değil işçinin çevresinde meydana
gelmesi ve bunun sonucunda işçinin kusuru olmaksızın geçici ifa imkansızlığı
nedeniyle iş görme borcunun yerine getirilememesi gerekmektedir. Diğer bir
deyişle işyerinde meydana gelen zorlayıcı nedene dayanarak işveren iş
sözleşmesini haklı nedenle feshedemez. Buna göre ihbar tazminatı talebinin
hüküm altına alınması gerekirken İlk Derece Mahkemesince zorunlu nedenlerle
fesih yapıldığı kabul edilerek reddine karar verilmesi isabetli değildir.
Kanun yararına temyiz isteminin yukarıda açıklanan sebeplerle
kabulü ile îlk Derece Mahkemesince verilen kararın kanun yararına bozulması
gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
V.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun
363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca
etkili olmamak üzere aynı Kanun'un 363/2 hükmü gereğince KANUN YARARINA
BOZULMASINA,
Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin
Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
17.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Esas No : 2025/5850
Karar No :
2025/6491
KARŞI OY
EPDK,
30.03.2023 tarihli ve 11796 sayılı kararı ile 01.04.2023 tarihinden itibaren
tüketiciyi ve/veya maliyeti yüksek üretimi desteklemek için destekleme bedeli
uygulanmasını kararlaştırıp buna ilişkin bedelin belirlenmesinde kullanılacak "azami
ulaştırma fiyatlarını" 01.04.2023 tarihinden geçerli olmak üzere
belirlemiştir.
EPDK tarafından yapılan bu düzenleme sonrasında yeni durumu
mücbir sebep olarak niteleyen dava dışı asıl işveren AŞ, alt işvereni davalı Şirket ile aralarındaki hizmet
sözleşmesini süresiz olarak askıya almıştır ki, süresiz askı hâli fesih
niteliğindedir.
Bu
durumun alt işverene bildirilmesi ile birlikte davalı Şirket dahli ve kusuru
bulunmayan bir sebeple fiilen yaptığı işin belirsiz bir süreyle durması, bir
başka anlatımla da sona ermesi gerçeği ile karşı karşıya kalmıştır.
Artık
kendi işçilerinin çalışabileceği bir işi kalmadığı için 4857 sayılı Kanun'un
25/111 hükmünde yer verilen "işçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre
ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması " şeklindeki
düzenlemenin kendi durumuna uyduğunu düşünen davalı işveren, davacı işçinin iş
sözleşmesini bu madde kapsamında sona erdirmiştir. Bu madde kapsamındaki
fesihler bakımından, feshin önceden bildirimi öngörülmediğinden, fesih, ihbar
öneli verilmeksizin ve ihbar tazminat ödenmeksizin gerçekleştirilmiştir.
Davacı
işçi bu durumu dava konusu etmiş ancak İlk Derece Mahkemesi miktar itibarıyla
kesin olarak verdiği kararında, feshin 4857 sayılı Kanun'un 25/III hükmünün
şartlarını taşıdığı gerekçesi ile ihbar tazminatı talebini reddetmiştir.
Adalet
Bakanlığı bu karara karşı kanun yararına bozma talebinde bulunmuştur.
İşyerinin
işverence kapatılması veya fiilen çalışma imkânının kalmaması durumunun
işverenin iradi bir davranışına veya kusuruna dayanması hâllerinde bu durumun
işverene 4857 sayılı Kanun'un 25/III hükmü kapsamında fesih imkanı vermeyeceği
hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak mevcut durumun ortaya çıkmasında
davalı işverenin hiçbir dahli ve kusuru bulunmamaktadır. Yani davalı işveren
açısından bakıldığında davacı işçiyi istese dahi çalıştırma imkanı yoktur ve bu
durumun ortaya çıkması da tamamen dış etkenlerden kaynaklanmıştır.
Bu husus
gözetilerek 4857 sayılı Kanun'un 25/III hükmünün somut olaya uygun
olabileceğinin kabulü daha hakkaniyetli olacaktır. Aksi kabulde işvereni ancak
bildirim süresine riayet ederek iş sözleşmesini feshetmeye zorlama söz konusu
olur ki bu da fiilen var olmayan bir işte çalışmaya devam ediliyormuşçasına
davranmak gibi bir çelişki ortaya çıkaracaktır.
Nitekim
zorlayıcı nedenin işçinin çevresinde meydana gelmediği Libya ve Irak
ülkelerindeki iç savaş, maden ocağında grizu patlaması gibi durumların Dairemiz
tarafından işveren feshinde zorlayıcı neden kabul edildiği kararlar mevcuttur.
Diğer
taraftan 4857 sayılı Kanun'un 17. maddesinde yer alan "Belirsiz süreli
iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.
... Bildirim şartına uymayan taraf bildirim süresine ilişkin ücret tutarında
tazminat ödemek zorundadır. ..." şeklindeki hükümlere bakıldığında
özellikle de "bildirim şartına uymayan" cümlesinde iradi bir
durumdan bahsedildiği, yani bildirim süresine uyarak fesih imkanına rağmen
bundan kaçınılmasından bahsedildiği açıktır.
Eldeki
davadaki somut olayda ise bildirim sürelerine uymama değil, bildirim sürelerine
uyamama söz konusudur. Çünkü bildirim sürelerine uyulabilmesi için çalışmanın
devam ediyor olması şarttır ve somut olay bakımından çalışmaya devam etme
olanağının bulunmadığı açıktır.
Sonuç olarak; dava dışı asıl işverenin, EPDK'nın almış olduğu idari bir karara bağlı olarak ortaya çıkan yeni durumu mücbir sebep kabul edip davalı alt işvereni ile aralarındaki hizmet alım sözleşmesini süresiz olarak askıya alması (süresiz olarak askıya almak fesih olarak kabul edilmelidir) nedeniyle asıl işverenden ihale ile aldığı işte çalışmaya devam etme olanağını kaybeden ve bu durumun ortaya çıkmasında dahli veya kusuru bulunmayan davalı alt işverenin başkaca bir çaresi kalmadığı için işçilerini mecburen çıkartmasının 4857 sayılı Kanun'un 25/111 hükmündeki duruma uyduğu; bir an için uymadığının kabulü halinde dahi ortada iş ve işyeri kalmadığına göre gerçekleştireceği feshi, bildirim sürelerine uyarak yapmayan değil, yapamayan (fiili imkansızlık) işverenin ihbar tazminatından sorumlu tutulmasının adil ve hakkaniyetli olmayacağı şeklindeki hukuki ve vicdani kanaatim nedeniyle aksi yöndeki Sayın Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
----------o----------